www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: Emel BAYKARA

GEMİ YOLCULUĞU

Her şey bir gemi yolculuğuyla başlamıştı; bu yolculuğu yaptığımdan beri ruhumu kaplamıştı bu istek, vazgeçilmez bir tutku olmuştu... Gördüğüm her gemi sanki bir parçamı taşıyordu ve ben o gemide olmayı arzuluyordum. Bütün bedenim ve ruhumla istememe karşın, parçası olduğumu hissettiğim bu gemilere gidemiyordum. İçimde, tarif edemediğim bir macera duygusuyla oradan oraya sürüklenmek istiyordum, değişik yerler görmek ve yeni insanlarla tanışmak isteğiyle kavruluyor fakat bunun imkansızlığıyla yaşamaya çalışıyordum. Her gece rüyalarımda denizi ve gemileri görüyordum. Sanki ta derinlerden bir yerden, beni yanlarına çağırıyorlardı. Yanlarına gitmeyi deniyordum ama beceremiyordum. 

Bazı geceler o gemiye bindiğimi ve geminin dalgaları yardığını, sularını fışkırtarak yüzdüğünü görürdüm, işte o zaman uykudan uyandığıma pişman olurdum. Bir gün, bir gemiye atlayıp uzak diyarlara gidecektim. Buna kararlıydım. Gemiye binince, denize de gökyüzüne de yakın olacaktım, denizin içindeki balıkları görecek onlarla yarışacaktım. Martılar da yolculuğumuza katılacak, şarkılar söyleyerek yola koyulacaktık. Her sabah böyle bir hayalle kalkıyor, düş kırıklığıyla yatağıma yatıyordum.

Günler gemilerden uzak, boğucu geçiyordu. Gördüğüm tüm gemiler, her seferinde yanına çağırıyor ve her defasında da ben gidemiyordum. Rüzgârın uğultusunu, dalgaların dans edişini duymak istiyordum ve görmek istiyordum sislerin arasından gidişini… Günlerim anlamsızdı. İzlediğim birkaç filimdeki macera dolu gemi yolculuğu bana yetmiyordu, bu dayanılmaz bir acı gibiydi.

Babamın kaptan olan yakın arkadaşı, benim gemi sevdamı bildiğinden, gemileri gezdirmesi için oğlu Serkan’ ı görevlendirmişti. Limana geldiğimizde gemilerin birçoğunun kalkmasına az zaman vardı. Bir gemiye bindik, içinde dolaşmaya başladık fakat ben pek hoşlanmamıştım. Duran bir gemiyi  gezmenin hoş bir yanı yoktu. Etrafa isteksizce göz attık, hiçbir hareket yoktu, ne deniz ne de gökyüzünde anlam vardı.

Geminin kalkmasına on beş dakika kalmıştı. Fakat ısrarla filikaları görmek istediğimi söyleyince  çocukcağız bana uydu ve filikaların olduğu tarafa gittik. Yan yana duruyorduk, ona baktığımda duygusuzca bir ifade gördüm gözlerinde, sanki mecburiyetten beni buraya getirmişti, hoşnutsuzluğu hissediliyordu. Genellikle nezaket gereği benimle konuşuyordu, bir ara sohbet dikkatini çekmiş olmalı ki konuşmaya dalmıştık. Geminin kalkmasına beş dakika vardı. “ Hadi Gidelim ! ” dedi.

Ben de başımı sallayarak onayladım. Biz merdivenlerden inerken insanlar gemiye çıkıyordu, kimisi yerleşmişti bile. Bir ara şapkamı unuttuğumu fark ettim. Serkan’ a seslendim, şapkayı alacağımı beni aşağıda beklemesini söyledim. Gemi demir almak üzereydi. Serkan aşağıda bekliyordu, diğer bekleyenlerle birlikte. Ona bakıyordum, el salladım gülerek.

- Ne yapıyorsun sen?

- Gidiyor... um..., babama çok üzgün olduğumu ve onları çok sevdiğimi söyle...!

Sesim belki de duyulmuyordu, hareket etmeye başlamıştık ve motorun gürültüsü ile kalkış düdüğünün sesi birbirine karışmıştı. Güverteden Serkan’ ı görüyordum, sinirliydi, bir ileri bir geri gidip geliyordu, ikide bir alnına vuruyordu. “ Ben şimdi ne yapacağım diyordur kesin ” diye düşündüm.

Gemi yola koyulmuş hızla ilerliyordu. Geminin güvertesindeki korkuluklara yaslanmış denize bakıyordum, inanılmazdı. Sanki bir rüyadaydım, geminin dalgaları yardığını gördükçe içimde alabildiğime özgürleşiyordum, gökyüzü her zamankinden daha maviydi, rüzgar tenimi okşuyor, saçlarım rüzgarda uçuyordu,  “ işte hayat bu! ” diye bağırmak geliyordu içimden. Kaçak bir yolcuydum, yanımda giysilerim bile yoktu, biraz param vardı o kadar. Sanırım bu yaptığım delilikti ama mutluydum.

Bir süre sonra karnım acıkmıştı. Geminin yemek salonunda bir şeyler atıştırdım. Görevlilerden birinin yardımıyla küçük bir kamaraya yerleştim. Zamanımın çoğu denize bakmakla geçiyordu, geziyordum, içimde bir huzur vardı ancak tedirgin olmaya başlamıştım, kaçak bir yolcuydum ve param bitmek üzereydi, bir şeyler yapmam gerekiyordu. Kaptanla konuşmaya karar verdim fakat öncelikle bir değişiklik yapmalıydım, odamda tesadüf eseri bulduğum makasla saçımı kestim, sadece bir kıyafetim vardı, şansıma bir gömlek bir de pantolonla gemiye binmiştim, tırnaklarımı da kesmiştim. Makyaj çantam yanımda olmadığı için şanslıydım çünkü onları gördüğüm taktirde dayanamaz makyaj yapardım. Odamdan dışarı çıktım ve kaptanın yanına gittim, olanı biteni anlattım, beni işe aldı. Bu yolculuğumun bedeli çalışmaktı. Gemiyi temizliyor, ayak işlerine bakıyordum. Herkes bana; " ufaklık gel, ufaklık git” diye sesleniyordu. Akşamları geç saatte kamarama dönüyordum ve çok yorgun oluyordum.

Sabahın erken saatiydi, geminin arka kısmında birkaç arkadaşımla temizlik yapıyorduk ve yanımıza üç hanım geldi. İçlerinden biri  bize göz kırpınca, iki arkadaşım da işi bıraktı.

- Eee! Ne bekliyorsunuz? Kızlar bizi çağırıyor hadi gidelim ! 

“ Ben gelmiyorum ! ” derken, her şeyin ortaya çıkacağı endişesiyle yüreğim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu.

- Hadi ama oyun bozancılık yapma ! 

- Olmaz! İşimizi yapmamız gerekir !   

- Oğlum, sen kafayı mı yedin? Bu kızlar kaçar mı ?

- Yaa siz gidin, bana aldırmayın !

Alay edercesine gülmeye başlamışlardı. İçlerinden biri; “ Oğlum, sakın bize hayatında hiçbir kızla beraber olmadım deme ! ”  dediğinde, ben ne cevap vereceğimi şaşırmıştım. Suskunluğum onları hayrete düşürmüştü;

- Cidden sen beraber olmamışsın, sen kız tavlamayı da bilmezsin Allah bilir!

Bir şeyler yapmalıydım, yoksa oynadığım oyun anlaşılacaktı...

- Ooo! Çok tavladım, kızlar bana hasta oluyor !

- Hadi be sende!

- Doğru oğlum, neden yalan söyleyeyim ki ?

- Var mısın iddiasına ?

- Varım ! O üç kızdan birini tavlamam ama !

- Nedenmiş O ?

- Oğlum görmüyor musun onlar dünden razı, gösterin bana başka bir kız tavlayayım.

Çocukların yüzündeki o küçümseyen bakışlar gitmiş, yerini bana hak veren bir ifade almıştı. Başka bir kıza bakmak için yanımdan bir süreliğine ayrıldılar. “ Ben ne yaptım ya! ”  dedim kendi kendime. Sonra, doğru yaptığıma kendimi ikna edince rahatladım. Bunu yapmak zorundaydım, hiç kimseyi şüphelendirmemeliydim. Biraz sonra arkadaşlarım geldi.

- Gemide çok zengin bir kız var, babası banker, kız kimseye yüz vermeyen, kendini beğenmişin biri, sıkıysa onu tavla !

Ben kabul edince bir ara kızı gösterdiler. İşlerim bittiğinde saat geç olmuştu. Henüz kıza rastlamamıştım. Elimde sigara dolanıyordum güvertede. Uzaktan kadın mı erkek mi olduğu net seçilemeyen bir siluet gördüm, biraz yaklaştığımda o kız olduğunu fark ettim.

- İyi geceler ! 

- Size de iyi geceler !

İkimiz de güvertenin parmaklıklarına dayanmıştık.

- Bu saatte sizin gibi güzel bir hanımefendinin ne işi var burada ?

Sessizdi, hiç bir şey söylemedi. Kısa süren sessizlikten sonra;

- Denizi, geceyi ve rüzgarı seviyorum da ondan diye yanıtladı sorumu. Güldüm, gülüşüm James Dean gibiydi, serserice bir gülüştü. Sigara tutuşumu da ona benzetmiştim; işaret parmağımla baş parmağımın arasında tutuyordum sigarayı, umarsızca içime çekiyordum dumanı.

- Ben de seviyorum, insanda özgürlük duygusu uyandırıyor, öyle değil mi ?

- Evet !

Bu kısa yanıta karşın bakışları uzuncaydı, bu sözümle onu etkilemiştim. Bütün gece boyunca her şeyden konuşmuştuk. Sabaha karşı ayrıldık. Odasına kadar eşlik ettikten sonra biraz uyumak için odama gittim. Sabah çocuklar bana neler yaptığımı sorduklarında, gece boyunca konuştuklarımızı anlattım.

- Daha henüz tavlamış sayılmazsın !

- Biliyorum ama kızın başı dönecek emin olun. Görürsünüz !

Yüzlerinde biraz alaycı, hafiften inanmaz bir ifade seziliyordu.

- Hani kız zordu, nasıl açıldı ama bana ?  Karşı koyamadı bile! dediğimde çocuklar, kendimi beğenmişliğime güldüler. İçlerinden biri; “ Acele etme ! ” dedi yüzündeki sırıtkan tebessümü genişleterek. Ben bunu fark ettiğim halde kendimden çok emin olduğum için umursamamıştım... Görünüşüm bir erkek gibi olabilirdi ama ruhumdaki kadın izleri de yok olmamıştı. Bir kadın, bir kadının ruhunu çok iyi bilirdi, bir kadın başka bir kadının ne zaman yenileceğini, bir erkekten daha fazla bilebilirdi ve ben de bu konuyu kadın ruhumla ele alacaktım elbette...

Gemideki yaşantıma, etrafımdaki insanlara uyum sağlamıştım. Kendimi iyiden iyiye bir erkek gibi hissetmeye başlamıştım. İlk zamanlar yaptığım yumuşak hareketler erkekler arasında beni farklı kılıyordu, nazik bir dille konuşunca tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Oynadığım oyunun ortaya çıkmaması için onlar gibi davranmalıydım. Erkekleri  gözlemledim, bir erkek gözüyle baktım ve düşündüm. Onlar gibi yemek yedim ve konuştum. Beni en fazla zorlayan ise; tuvalet konusuydu. Erkek gibi gözüktüğüm için bayanlar tuvaletine gidemiyordum, erkekler tuvaletine gidince de ben yapamıyordum, bu konuda cidden çok zorlanıyordum. Öte yandan, bu şekilde yaşamanın getirdiği avantajlar da yok değildi, örneğin erkekleri yakından tanımıştım, kadınlara yaklaşımlarını biliyordum, bunu bilmek benim bakış açımı da değiştiriyordu.

Aylar geçmişti. Ben giderek bir erkeğe dönüşüyordum, ellerim bile narinliğini yitiriyordu, gece yatarken de  bir erkek olmak zorundaydım. Her an arkadaşlarım gelebilir diye tetikte oluyordum. Üstelik kadınlara bakıyormuş gibi davranmak zorunda kalıyordum, onca yakışıklı erkek varken kadınlarla ilgilenmek zorunda kalıyordum. Bir keresinde gemide temizlik yaptığımız bir sırada yanımdan sarışın bir çocuk geçmişti, çok yakışıklı ve havalı bir tipti. Ben iş yapıyordum ama gözlerimi ondan alamıyordum, çok etkilenmiştim. Benim bakışlarımdan rahatsız oluyordu, kim bilir neler düşünüyordu. Asıl korkunç olansa arkadaşlarımın o çocuğa baktığımı fark etmiş olmalarıydı. İçlerinden bir tanesi; “ Hey, kendine gel oğlum ! ” diyerek koluma vurdu. Vurmasıyla kendime gelmem bir olmuştu. Herkes çok şaşkındı, nasıl toparlayacağımı bilemedim, afalladım, bir şeyler gevelemeye başladım.

- Sizce ben mi yakışıklıyım, o mu ?  

Bu lâfım üzerine sanki çocuklar biraz rahatlamış gibi;  “ Sen daha yakışıklısın ! ” dediler. Kollarımı göstererek; “ Onunkiler mi benimkiler mi daha kaslı ? ” diye sorduğumda; çocuklar kahkaha atmaya başladılar.

- Oğlum biz de senin bu çocuğa neden baktığını anlayamamıştık, sabahtan beri kendini kıyaslıyorsun demek. Kıskandın di mi?

- Ulan saçmalamayın!  Neyini kıskanayım, ben ondan daha yakışıklıyım !

- Oğlum iflah olmazsın!

- Siz de çok oldunuz ama!  Bu gemide benden yakışıklısı yok işte, bunu anlayın !

- Kızı tavla da görelim ilk önce !  

- Bu konuda çalışıyorum biliyorsunuz.

Bu kadar rahat konuşuyor olmama rağmen foyam ortaya çıkacak diye ödüm patlıyordu. Herkes işine dönünce ben de rahatladığımı hissettim. Temizlik yaparken arada bir duruyor denize bakıyor ve gülümsüyordum, her şeye rağmen çok mutluydum. Kaç kişi hayallerini gerçekleştirebilirdi ki? Ben bunu başarmıştım. Çok sıkı arkadaşlıklar kurmuştum; Ömer, Yıldırım, Lütfü ve bir de ‘Kız Zeki’. Onlarla birlikte inanılmaz derecede eğleniyorduk, hepsinin hayat hikâyesini biliyordum; kimi serseri ruhu yüzünden, kimi para sıkıntısından çıkmıştı bu yolculuğa. Kimisi de hayallerinin peşinden gitmek için gelmiş gemiye. Zeki, çok iyi kadın taklidi yaptığı için ‘ Kız Zeki ’ diyorlardı ona. Aralarında bir tek Lütfü’ ye ısınamamıştım, sanki iki yüzlü bir hali vardı. Ömer ve Yıldırım’laysa çok iyi arkadaş olmuştuk, geceleri fırsat bulduğumuzda ellerimizde sigaralarımız sohbet ediyor, kız arkadaşlarımızdan, ailelerimizden söz ediyorduk. Tabi ben, bazı olayları anlatırken değiştirmek zorunda kalıyordum. Öyle komik oluyordu ki, erkek arkadaşlarımdan kızmış gibi bahsetmek. Onlarsa büyük bir ciddiyetle beni dinliyorlardı. Bu arada, o sarışın çocukla gemide çoğu yerde karşılaşıyorduk, o kadar güzel gözlere sahipti ki etkisinden kurtulamıyordum. Selamlaşmaya başlamıştık. Elimden geldikçe bakışlarımı çekmeye çalışıyordum. Gizliden gizliye onu gözetliyordum, hiçbir kıza bakmıyordu, rahat ve kendinden emindi, kızların etrafında pervane olduğunu biliyordu, bu da beni çıldırtıyordu. Aslında onda, kendimden bir parça bulduğum söylenebilirdi…

Ne zaman gemide bir köşede yalnız olsam, kızlar bir bahaneyle yanıma geliyorlardı, hiçbirine yüz vermiyordum, kızlar umutları kırılmış bir şekilde yanımdan ayrılıyorlardı. Yine yalnız olduğum bir sırada bir kız yanıma yanaştı. Ben geminin korkuluklarına dayanmış sigara içiyordum. Kız selam verip konuşmaya başladı. “ Bu gece gelsene !” diyordu. Hayretler içindeydim, bunu duyunca kendi içimde şok olmuştum. Hiçbir erkeğin reddedemeyeceği bu teklifi geri çevirdiğimde, kız da şaşırmıştı; “ Sen beni beğenmedin ! ” diye sızlanmaya başladı. Tam ona; “ Evet, doğru başka kapıya ! ” diyecekken birden arkadaşlarımın gizlice bana baktıklarını fark ettim ve kıza sokuldum.

- Hayır, bebeğim çok harikasın !

Kıza sarılmıştım, kız şaşkın fakat mutluydu. Kızın saçlarını okşadım.

- Harika saçların var !

Güldü, bana yakın olmaktan dolayı hoşnuttu. Arkama çaktırmadan baktığımda çocukların orda olmadığını görünce kendimi kızdan çektim, kız bana mırıldanarak bir şeyler diyordu.  “ Ne diyorsun kızım ya ? ” sözlerimin ardından kızın suratı birden  değişti. “ Hadi başka kapıya ! ” deyince de ağlamaya başladı. Üzülmüştüm, ne de olsa ben de bir kadındım, bir zamanlar erkeklere söylendiğimi hatırladım, aşklarımı hatırladım ve içim bir tuhaf oldu. Kamarama gittiğimde arkadaşlarım beni bekliyorlardı;

- Oğlum ne fıstık bir kızdı o !, Ne konuştunuz ?

- Ya! Biraz yavaş olun, sırayla sorun, ne oluyor ya Allah Allah !  Alt tarafı bir kızla konuştuk yani, hemen büyütüyorsunuz !

- Ne konuşması be oğlum, resmen kızı tavlıyordun! Saçları ellemeler falan...

- Nereden biliyorsunuz lan, yoksa beni mi gözetliyorsunuz ?

Hepsi bir ağızdan gülmeye başladılar;

- Anladım, anladım gözetlemişiniz, vay hainler vay !

Sonra ben de gülmeye başladım. Herkes odalarına dağıldıktan sonra yatağıma uzandım, kamaramın penceresinden dışarıya baktım. Yıldızlar, sessizlik…Bir anda kendimi çok yalnız hissettim. İlk defa, ama ilk defa, gözümden yaş akıyordu. Bu yolculuğa çıktığımdan beri kendime ait pek çok şeyi unuttuğum gibi ağlamayı da unutmuştum, öyle doluydum ki hiç susmaksızın ağlıyordum. Uyuyamadım, yatağımdan indim, pencereye yaklaştım sanki yıldızlara daha yakın olmak istiyordum. İlk defa, ailemi özlediğimi, kendimi yalnız hissettiğimi fark ettim.

Bütün gece gözüme uyku girmemişti, kafamda yalnızca ailem vardı ve bir de yalnızlığım… Bu yolculuk tam altı ay sürmüştü. Altı ay boyunca bir kere bile ailemi aramamıştım,  öyle yoğun duygular yaşıyordum ki hayallerim gerçek olmuştu, sürükleyici bir roman okur gibi hayatı yaşamıştım, aklımdan bile geçmemişti sevdiklerim. Sabah gözlerim şişmiş bir halde kalktım, bugün gemimiz hareket etmeyecekti, dinlenme günümüzdü, limanda gemiyi dinlenmeye almıştık. Dışarı çıkınca yaptığım ilk şey aileme telefon etmek oldu, özlemiştim seslerini, sanki ezberlediğim bir şiirdi sesleri, okumaya doyamadığım...  Gelmemi, dönmemi istiyorlardı, ağlayayım mı güleyim mi bilemiyordum. En son; “Sizi seviyorum” diyebildim onlara. Gemiye döndüğümde her şey eskisi gibiydi, seslerini duymakla rahatlamıştım. Arkadaşlarla biraz gırgır yaptıktan sonra kendime gelmiştim iyice.

Akşam olmuştu, güvertede aylak aylak dolaşıyordum. Arkadaşlarımla kendisi için iddiaya girdiğim kızın bana doğru geldiğini gördüm uzaktan. Yanıma geldi, konuştuk, sohbet ettik, güldük. Kız bana iyice sokulmuştu. “ Senden hoşlanıyorum ! ” dedi birden, “ Ben de! ” diye cevap verdim, güldü. Saçları beline kadar geliyordu, gözleri elaydı, güzeldi, kibar ve tatlı bir gülümsemesi vardı. Başka birisi olsa bu kız için deli olabilirdi ama ben, güzelliğini bile kıskanabilirdim…Bana sarıldı, ben de ona sarıldım. Bizimkiler gene beni bulmuş, gözetliyorlardı. Kıza sarılırken bunu fark etmiştim, kollarımı kıza doladım ama kolumu kaldırıp zafer işareti yapmayı ihmal etmedim, çocuklar kahkahayla gülüyorlardı.

Kızın elini tuttum,  “ Yürüyelim ” dedim. El ele yürümeye başladık. Kız gülümsüyordu, halinden memnundu ancak ben halimden memnun değildim. Kendimden nefret ediyordum, her şekilde iğrençtim, çirkin bir oyundu, kadınlığımdan utanıyordum âdeta. Birisine boşu boşuna umut vermek!  Bu gece yatağımda nasıl rahat yatacağım merak ediyordum. Bizim çocuklar öyle hikâyeler anlatırlardı ki; dilim uçuklardı, hiç acımadan kızları nasıl kandırıp kendilerine aşık ettiklerini anlatırlardı, o zaman ne çok nefret etmiştim erkeklerden. Oysa ki ben de, nefret edilecek aynı davranışı gösteriyordum.

Kızı kamarasına bıraktıktan sonra tekrar dışarı çıktım. Denize, huzur bulduğum yere gittim. Deniz aynı deniz olduğu halde ne yazık ki bana, aynı huzuru bu defa veremiyordu, içimi tarifsiz bir sıkıntı kaplamıştı, yerimde duramıyordum. Kendime, hayatıma, duygularıma karşı bir kin büyüyordu sanki içimde. Bu sırada az ilerde duran iki kişi şakalaşırken içlerinden biri bana çarptı, çok sinirliydim, kız halime bakmadan yumruğu geçiriverdim çarpan çocuğa, kavga çıktı. Arkadaşlarım gelip bizi ayırdı. Dayak yiyen ben olmuştum, gözüm morarmış, dudağım patlamıştı. Sabaha kadar da karnım ağrımıştı ama bu kavga sayesinde biraz rahatlamıştım, sabaha karşı ancak uykuya dalabilmiştim.

Gemi bana artık eskisi gibi tat vermiyordu, hiçbir şeyden zevk almıyordum. Makyaj yapmayı, kadın kıyafetleri giymeyi özlemiştim, ilgi istiyordum. Günlerce sessiz kaldıktan sonra o kızın yanına gittim, ona bazı sırlar vereceğimi, bu sırları tutmasının benim için önemli olduğunu söyledim ve benden nefret etmemesini istedim. Her şeyi anlattım ve sonunda sustuğumda, yüzüme bir tokat yemeği beklerken, o başını kaldırdı ve; “ Anlıyorum ” dedi sadece. Birden dondum kaldım, beklediğim tepki kesinlikle bu değildi.

- Yani bana kızmadın mı?

- Hayır ! Kızmadım.

Gülerek coşkulu bir şekilde; “ Sen cidden harika bir kızsın ! ” dedim, sonra yaptığım gafı anlayıp sustum. Benim kamarama geçmiştik, yaşadığım olayları ve duygularımı ona anlatıyordum. Beni dikkatlice dinliyordu, bu benim daha keyifli anlatmamı sağlıyordu. Beni dinlerken yüz ifadesi durmadan değişiyordu; kimi zaman şaşırıyor, kimi zaman hüzünleniyor, kimi zaman da yüzünde bir öfke beliriyordu.

- Neler yaşadığını anlıyorum, zor günler geçirmişsin ama bu tutkunun büyüklüğünü ve seni buraya getirişini anlayamıyorum, nasıl bir tutku bu ya ?

- Bilmiyorum, zor bir soru; gemilerin dalgaların arasından suyu yararak gitmesi, uçsuz bucaksız deniz, havadaki martılar, ne bileyim bütün bunlar bana çekici geliyor işte! Özgürlük duygusu galiba.

- Değer mi ailenden uzak yaşamaya ?

- Bu öyle bir his ki Hülya, anlatılamaz! Eğer ailemin yanında kalsaydım ve hiç denemeseydim, içimde bir ukde kalacaktı. Böyle bir gemi yolculuğuna çıkmanın nasıl bir şey olacağını düşünüp duracaktım. Oysa ki şimdi, bu hissin ne olduğunu biliyorum, ailemden uzun süre ayrı kaldım ama öyle olaylar yaşadım ki beni olgunlaştırdı, hayata bakış açımı değiştirdi.

- Bunu anlamak da pek kolay değil! Yani her şeyi bir kenara atıp, elinde hiç bir şey olmadan yola çıkmak çok cesaret ister, çok cesursun, ben yapamazdım sanırım.

- Her şeyin bir bedeli var, bunun da bedeli sanırım kadınlığımdan ödün vermek oldu, çok acılar çektim, hiç kolay olmadı bir erkek gibi davranmak.

Kamaramın kapısının çalındığını duyunca susmuştuk. Beni  ortalıkta göremeyen arkadaşlarım merak edip bakmaya gelmişlerdi. Biz yan yana oturuyorduk, birden Hülya üstünü başını düzeltir gibi yaptı, elimi tutuyordu. Kendi kendime “ Bu kız ne yapmaya çalışıyor ? ” diye aklımdan geçirirken, Hülya’nın bana yardım etmeye çalıştığını ve erkek kimliğime dönmem gerektiğini fark ettim bir anda. Öyle ya, ben bir erkektim ve onu odama kadar getirmeyi başarmıştım.. Bu oyunu onların karşısında sürdürmem gerekiyordu.

- Önemli bir şey yok çocuklar, biz halimizden memnunuz.

“ Belli, belli ! ”  deyip gitmelerinin ardından biz, kahkahalar atmaya başlamıştık. Çocukların yüz ifadesi o kadar komikti ki, gülmemek mümkün değildi. Kamaradan çıktıktan sonra filikaların olduğu yere gittim. Çocuklar da biraz sonra geldiler.

- Oğlum o ne haldi, yuh yani ! Kızı odana kadar götürmüşsün! Ulan kaç kişiyiz, bu kızla bir kere bile konuşamadık, adama bak! Kızı odasına kadar götürdü maşallah!.

- Oğlum, cazibe meselesi, kızlar aptal, iki tatlı lâfa hemen kanıyorlar.

Hep beraber kahkahalarla gülerken, yaşlıca bir adam yanımızdan geçiyordu. Dediklerimizi duymuştu. Durdu, bize baktı, biz de ona baktık. Altmış yaşlarında olduğunu tahmin ettiğimiz bu yaşlı adamcağız, kırlaşmış saçlarına ve yüzündeki çizgilere rağmen hala gözlerindeki pırıltıyı kaybetmemişti, oldukça tatlı bir ses tonuyla konuşmaya başladı;

- Affedersiniz çocuklar, konuştuklarınıza istemeden kulak misafir oldum. Bakın daha çok toysunuz, siz kadınları tavladığınızı sanıyorsunuz ama aslında onlar sizi tavlıyor!  Bir kadın istemediği sürece onu tavlayamazsınız, izin verirse tavlanırsınız anlayacağınız. Sizler hayatınızda kaç kere tattınız gerçek aşkı? Bulsanız bile kıymetini bilmezsiniz ki. Şöyle bir gelin kırklı yaşlarınıza, hatta o kadar bile gitmeyelim otuzlu yaşlarınıza bir gelin hele, göreceksiniz. O zaman aşkın ne demek olduğunu, bir kadını sevmenin önemini anlayacaksınız. Bir kadın çok severse, ancak o zaman ruhunu açar erkeğine, korkmaz sevmekten. Bak biz erkekler, kadınlar kadar sevemeyiz, bağlanmaktan korkarız, ne olacak sanki bağlanınca? Sevmenin getirdiği hoş bir durumdur aslında birine bağlanmak, birine ait olmak ve birisinin size ait olması. Sevdiğin kadını korumak ne demektir  bilir misiniz? Onu herkesten kıskanmak. Sahiplenmesine sahipleniriz de, bizden de uzak dursun isteriz bir taraftan, hem çok sevsin hem de süründürsün isteriz, yalan mı? Kolay elde edilen hangi kadın sevgi görmüş ki? Kurallarımız ağır ve kazanan kadın çok az. Ama bir şey var ki, kolay teslim olan kadında büyük bir şefkat ve sevgi vardır. Fakat sürünmek ve ulaşılmazı denemek, işi daha keyifli yapmakta. Sizler de şimdi, hayatın her safhasında olduğu gibi burada da, oynadığınız oyunu ve sonuçlarını konuşuyorsunuz. Gene  de dikkatli konuşun, bir gün o alay ettiğiniz kadınlardan biri canınızı fena yakabilir. Neyse ben artık gideyim, sizi de rahatsız ettim. 

Vedalaşıp gittiğinde arkasından bakakalmıştık. Büyülenmiştik sanki, susup kaldık, hepimiz ayrı ayrı  düşüncelere dalıp gittik… 

Akşam olmuştu; kendimi çok garip bir şekilde yalnız ve hüzünlü hissediyordum. Elimde sigara ağır ağır yürüyordum, yürürken de o yaşlı adamın söylediklerini düşünüyordum. Kafam karışmıştı. İlişkiler bir oyun muydu? Kolay ya da basit miydi? Bir kadın olarak nasıl bir ilişki istediğimi düşündüğümde, erkeklerden farklı olmadığımı daha iyi anladım. Zor elde edilen ya da zor elde tutulan tipler bana hep cazip gelirdi. Zor biri olsa bile, benim için mücadele etmeli, ondan vazgeçtiğim anda bile beni kazanmak için uğraşmalıydı. Eğer gitmeme izin verirse, yada geri getirmeye uğraşmazsa sevmediğini düşünmem yanlış mıydı? Peki ya bende olan gurur, onda yok muydu? Elbette vardı ve belki de tekrar bir araya gelmemizi engelleyen de buydu. Sanırım aşk bir oyun, güçlünün güçsüzü ezdiği... Acının ve gözyaşının ta kendisi aşk. Yine de onsuz yapabilen var mı ki?...

Elimdeki sigarayı içime çekerken ciğerlerime kadar indiğini ve beni yaktığını sonradan fark ettim. Birden uykudan uyanmış gibi, şu anda bunları düşünüyor olmama şaşırdım. Şu an düşünmem gereken en son şey bunlar olmalıydı. Git gide sıkıldığımı hissediyordum, artık gemi bana zevk vermiyordu, bir ıstırap olmaya başlamıştı, evime geri dönmek istiyordum. 

Uykusuz birkaç geceden sonra burada daha fazla kalamayacağımı anlamıştım. Bizim geminin geri dönmesine daha çok vardı. Limana vardığımızda diğer gemilerdeki tayfalara sordum, ‘İlayda’ adlı geminin İstanbul’a döneceğini öğrendim. Ben de bu gemiye binmeye karar vermiştim, artık yuvama geri dönüyordum. 

Hülya ile ve arkadaşlarımla vedalaşmak için bizim gemiye döndüm ve Hülya’ya geri dönmek istediğimi anlattım, birbirimize sarıldık, vedalaştık. Birbirimize telefon numaralarımızı verdik. Hülya beni gemiye bindirip uğurlarken, diğer çocuklar da gelmişlerdi. Hepsinin yüzüne hasretle baktım, özleyecektim onları, her gemi görüşümde onlar ve anılarımız aklıma gelecekti. 

Güverteden onlara el sallarken, birden geçmişe doğru gittim zihnimde, gemiye ilk bindiğim ana… Belki benzer duygular yaşıyordum ama bu sefer dönüyordum. Kendime farklı bir dünya kurmuştum, güzel anılarımı da yanıma almıştım. Denize açılmaya başlamıştık, geminin arkasında duruyor limandan uzaklaşmamızı seyrediyordum. Gözlerimden yaş akıyordu, içim bir tuhaf olmuştu. Böyle derinlere dalmış gitmişken, iki tane yunus balığının geminin arkasına takıldığını ve oyun yaptıklarını fark ettim, Gözümdeki yaşları sildim,  bu sefer de gülmeye başladım. Güneş tenimi yakıyordu, ben gemideydim ve balıklar eşlik ediyordu. “ Neden ağlıyorum ki? O insanları tanıdığım için çok şanslıyım ! ” dedim kendi kendime. 

Birden bire birinin beni iteklediğini “ Hadi kalk işe geç kalıyorsun ! ” dediğini fark ettim. 

Bu sesle irkilmiştim, gözlerimi açtım “ Tüh kahretsin rüyaymış ! ” diye fırladım yataktan. İlk önce aynada kendime baktım, saçlarım uzundu, tırnaklarım da uzundu, “ Rüyaymış işte ! ” diye sayıkladım. Süratle hazırlanıp, işe gitmek üzere evden çıktım. Arabamın yanına geldiğimde, küçük bir kağıdın ön cama sıkıştırılmış olduğunu gördüm.  Şöyle yazıyordu kâğıtta:

Bir gün, bir yerde yine karşılaşırız. Biricik dostunu sakın unutma! HÜLYA.... 

: Emel BAYKARA, 11.01.2002,                                                                   Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt

Teknik Aksaklık Bildiriniz

Edebiyat Atölyesi Girisi

Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz

Sözlük

Telif Hakları Kanunu

İmla Kılavuzu

 Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında

ODA AKDENİZ

ODA EGE

ODA MARMARA

Enstitü Girisi

Bir Sonraki Yapıt