www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ÖYKÜ BULVARI
Telif hakkı sahibi: Nusret ZENCİRCİ
AY ÜZÜMÜ
|
Sepetler alınmış onarılmış, örtüler çıkarılarak tamir edilmiş, üzümlere bakılmış gelinmiş, iş üzüm alım sezonunun açılmasına kalmıştı ki o da sonunda açıldı. Artık bağlar bozulabilirdi. Sezonun açıldığının duyulduğunun ertesi günü bağa gidilmeye karar verildi. Koşuşturma sabah erkenden başladı. Akşamdan hazırlanmış denkler, kazanlar, üzüm sepetleri, önce kapının önüne oradan da at arabasına taşınıp bir güzel yerleştirildi. Eşyaların üzerine çocuklar ve bağa havalı bir şekilde gitmek isteyen büyüklerin bazıları tünedi. Geride kalan öteki büyükler ve bebeler ise dışı pis gri renkli, koltukları lime lime olmuş bir minibüse doluşup neşe içinde bağa doğru yollandılar. Günlerdir süren hazırlıklar, denemeler, testler, yeniden denemeler bitmiş, uzay mekiği artık aya gitmeye hazır hale gelmişti. Bu sefer kesindi. İnsanoğlu aya ayak basacaktı. Astronotlar aylar önceden eğitilmeye başlanmış, sağlık durumları, dayanıklılıkları kontrol edilmişti. Aileleri bile ruhsal bakımdan hazırlanmış, dayanımları artırılmış, kadınlar eşleri, çocuklar babaları ile gurur duyacak bir havaya sokulmuşlardı. Son hava durumu raporları da incelenince karar verildi. Hazırdılar. Mekik yarın gece fırlatılacaktı. Yarın gece asırlar süren bir beklemenin ardından geldi. Gecenin karanlığında sağa sola koşuşan çalışanlar kontrol odasından izleniyor, emirler veriliyor, son hazırlıklar yapılıyordu. Astronotlar sonunda mekikteki yerlerine alınınca her şey son bir kez daha kontrol edildi ve geri sayım başladı. …dört, üç, iki, bir, sıfır ve ateş. O anda, mekiğin fırlatıldığı alan ve sanki dünyanın her bir santimetrekaresi aynı anda aydınlandı. İnsanlığın bir başka düşü daha gerçekleşmek üzereydi ve aya yolculuk başlamıştı. Minibüs bağa yaklaşırken at arabasını ancak yakaladı. Her ikisi bağa birlikte girdi. Denkler bağdaki yaşlı kocaman zeytin ağaçlarının altına indirilip yerleştirildi. Bir yandan üzüm toplama öte yandan yemek hazırlıklarına hemen girişildi. Zaten herkes ne iş yapacağını bilirdi. Karınlar doyup denkler açılınca herkes üzüm kesme taşıma işine girişiverdi. Astronotlar merkeze ilk haberleri vermeye başladı: “ İşler yolunda, her şey normal çalışıyor... ”. Günlerce çalıştıkları yüzlerce tekrarladıkları görevler eksiksiz yerine getirilmekteydi. Her şey yolundaydı. Kurutulacak üzümler kesilip taşınarak düz yerlere serilen örtülere yayıldı. Sıcakla birlikte üzüm kesmeye ara veriliyor, akşam serininde yeniden başlanıyordu. Üzüm işinden sadece yemek hazırlayanlar ayrı tutuluyor, bebeler bile ağır sepetlerin ucuna - artık yardım mı değil mi belli olmayan - bir şekilde yapışıyor, akşam açlığı yorgun midelere vurunca da yemek faslı başlıyordu. Yaprak sarması her zaman baş yemek oluyordu. Ekmekler bölünüp, soğanlar tuza banılıp, karınlar doyurulup, çaylar içilince oyun zamanı gelirdi. Önceden düşünülüp getirilen kamyon lastiklerinden ateş yakıldı. Ayaklar yorgunluğa dayanamaz, gözler açık duramaz olana dek ateş üzerinden atlamalar, uzun eşekler, saklambaçlar ateşin ve ayın ışığında devam etti. Hazır yataklarda gecenin serinini kovacak yorganlar üstlere çekilip, gözlerin kapanmasına istemeden de olsa izin verildi. Mekik rotasına girip aletlerin, haberleşmenin normal çalıştığı anlaşılınca astronotlar kemerlerini çözüp yerlerinden kalktılar. Uzay için özel hazırlanmış tablet şeklinde ya da yoğunlaştırılmış yiyeceklerinden yemeye içmeye başladılar. Bu arada merkeze geçilen görüntüler sayesinde merkezdekiler ve mekiktekiler, uzaydakilerin uyku zamanı gelene dek aynı coşkuyu birlikte yaşıyorlardı. Kahvaltı sabah serinli üzüm yanında kırma zeytin, yağlı beyaz peynir ve hemen sertleşmeye başlamış ekmekti. Bugün toplanacak üzümler için yeni örtüler serildi. Aynı telaş içinde yeniden aynı işlere girişildi. Üzümü kes, taşı, ser! Yemeği hazırla, ye, çay iç ve yine üzüm kes! Akşamları ise ateşi yak, oyun oyna, yorul, yat! Hafta boyunca değişen tek şey Ay’ın gittikçe artan parlamasıydı. Gittikçe büyüyor, gittikçe parlıyordu. Üzüm dermeye başlayalı neredeyse hafta dolmuştu. Ajans daha sık dinlenmeye başlanmış, radyo hep açık tutulur olmuştu. “ Ay’ a yaklaştılar... az kaldı... her şey yolunda... ” diyordu radyodaki tok sesli adam. Aya yolculuk günler boyu devam etti. Heyecan doruktaydı artık. Hem Merkezde hem Mekikte son kontroller yapılıyor, bir aksama olmaması için yoğun çaba harcanıyordu. Sinirler gerilmiş, Dünya Mekiktekilere Ay gibi görünür olmuştu. Mekiktekiler sanki iki ay arasındaydı, birinden uzaklaşıp ötekine yakınlaştıkları iki ay arasında. Toplanacak üzüm salkımları azalmış, akşama oyunlarının coşkusu yerini yorgunluğa terk etmişti. “ Sabah hızlı çalışırsak, üzüm işi yarın biter ” diyordu Dede. Ertesi gün gerçekten daha hızlı çalışıldı, yemek molaları kısa tutuldu. Kesilecek son tiyek kaldığında artık nerede ise akşamdı. Radyodan bir ses “ az kaldı ” diyordu “ AZ !... " Heyecanla geçen dakikalar saniyeler sonunda Ay’ da “ küçük ama insanlık için o büyük adım ” atılmıştı işte. Akşam karanlığına yakın bu saatlerde salkımları bile seçemeyen gözlerine karşın inatla üzüm kesmeye devam eden Nene' nin sesi duyuldu, çınlar gibi; - “ Yalan !... ” dedi. “ Gittiler bir dağın arkasına bizi kandırıyorlar. Gelin şu sepeti alın. Üzüm bitti ”. O gece Ay, üzümlerin üstüne sanki daha bir parlak yansıyor gibi geliyordu; Nene dışındaki herkese... |