|
- Ahmet nasılsın?
- İyi değilim be Selçuk. Çok stresteyim.
- Ne Oldu? Hayırdır?
- Daha ne olsun oğlum. Üç saat sonra sınav var ve ben
kafayı takmış
vaziyetteyim.
- Oğlum ne var sınav işte. Hem de kolay bir sınav. Ne
dert ediyorsun?
- Biliyorum, sınav kolay.
- Sorun ne zaman oğlum? Evvelki sınavların sonuçlarının
hepsi bu sınava kadar açıklandı. Ne alırsan al ortalamadan
geçeceksin. Tabi F alırsan durum farklı. Onu da almazsın herhalde.
- Geçerim, hatta kesin geçerim ama derdim o değil
Selçuk. Benim derdim çift anadal yapmak bu yüzden de 3,5 ortalama tutturmam
lazım. Dostum
hatta hesapladım bu sınavdan A alamazsam çift anadal
yapamayacağım.
İşte bu beni yıkıyor.
- Dert ettiğin şey bu mu? Ahmet sen her daim yaparsın A. Çalışmadın mı
sınava?
- Hem de günlerce çalıştım. Her şeyi ezberledim Selçuk.
Çünkü çift
anadal yapmam lazım. Geleceğim her şeyim buna bağlı. O
yüzden A
almalıyım. Eğer alamazsam biterim ben.
- Anlıyorum ama çift anadal yapmak senin için o kadar
önemli mi?
- Çok önemli. Bildiğin gibi değil yani. Bir de takıntı
var bende.
Hedeflediğim şeyleri yapma takıntısı. Eğer yapamazsam
uzun süreli bir
depresyona giriyorum. Psikologlar falan zor
düzeltiyorlar.
- Sadece psikolojik rahatsızlık mı?
- Değil tabi. Ailem de çift anadal yapmamı istiyor.
Hatta yapacağıma
öyle inanmışlar ki her zaman bunu belirtiyorlar.
Yapamazsam onları da
üzeceğim. İşte bu da beni deli ediyor. Onları üzmek
istemiyorum
aksine onları sevindirmek mutlu etmek istiyorum.
Üniversiteyi iki
meslekli bitirdikten sonra bunu onlarla doyasıya
kutlamak istiyorum.
- Bak bu doğru işte.
- Doğru tabi. Ayrıca bir neden daha var.
- O nedir?
-
Sevgilim Ayşin.
- Haydaa onun ne alakası var?
- O da eğer çift anadal yapamazsam beni terk edeceğini
söylüyor.
- Ne olmuş ki bunda. Bırak terk etsin seni.
- Öyle deme Selçuk. Ayşin benim her şeyim. Ailemden
sonraki en değer
verdiğim insan. 3 senelik arkadaşım o benim. Tek
gerçek sırdaşım
anlayacağın. Çok seviyorum onu anlıyor musun? Onun
beni terk etmesi
demek canımdan bir parça kopması demek.
- Çok seviyorsun demek?
- Hem de nasıl biliyor musun? Onu görünce dilim
tutuluyor. Beş dakikaya
zor kendime geliyorum. Dilim ancak çözülüyor yani.
Kalbim küt küt
atıyor. Sanırsın ki yerinden çıkacak. Ellerim ayaklarım
birbirine
giriyor.
- Cidden seviyormuşsun be abi.
- Gerçekten de öyle.
- O zaman senin A alman lazım.
- Evet doğru A almam lazım. Bir de son olarak bir sebep
daha var.
- Nedir o sebep?
- Bizim Alp var ya onunla iddiaya girdim. Eğer çift
anadal yapmaya hak
kazanamazsam ona bir araba alacağım tersi olursa da o
bana alacak.
- Yuh be abi sen göçmüşsün yahu.
- Yaa gördüğün gibi. Eğer kazanamazsam önce
depresyonum azacak sonra
ailemin desteğinin çoğunu kaybedeceğim, kız arkadaşım
beni terk
edecek ve Alp’e bir araba almak zorunda kalacağım.
Yani Çift anadal
yapamamam gördüğün gibi nelere mal olacak. Şimdi
anladın mı neden
çift anadal yapmam gerektiğini?
- Süper anladım abi.
- Buna sevindim. Şimdi gel de şu sınava beraber
çalışalım. Eğer A alıp
çift anadala hak kazanırsam Alp’ten alacağım arabayı
sana vereceğim.
- Aslında gerek yok ama neyse :) Ne duruyoruz Ahmet
çalışmaya
başlayalım. Vakit nakittir borç alınmaz dostum.
Böylece Ahmet ve Selçuk ders çalışmaya başladılar.
Saat o an 10’ du
sınavda saat 13’ deydi. Bu üç saat zarfında ikisi de
birbirlerine
sorular sorup cevaplar verdiler. Bazen sorular
üzerinde tartıştılar
bazen de birbirlerine bilmedikleri şeyleri anlattılar.
Sınavda en
iyisini yapmak istiyorlardı. Bu yüzden öğrenilecek
yerleri en iyi
şekilde öğrenirken ezberlenecek yerleri en iyi şekilde
ezberlediler.
Tabi üç saatte her şeyi tam olarak öğrenemezlerdi. Bu
doğruydu. Lakin
bu üç saat bildikleri şeyler üzerine yapılan bir
çalışma olduğundan
çok verimli geçti. Sınava beş dakika kala çalışmayı
bıraktılar. İkisi
de yorulmuştu. Ancak yorgun yüzlerindeki tebessüm
onların
yorgunluklarını hiçe saydıklarının belirtisiydi. Sınav
zamanı
gelmişti.
- Millet Semra Hoca geliyor. Hepiniz yerlerinize geçin
ve kopyaları
saklayın.
- Ulan Rıza Yanıma geç ve kopya ver bana. Kalacağım
oğlum.
- Var ya bu Semra Hoca da, çok gıcık biri. Nasıl kopya
çekeceğiz
bilemiyorum yani. Her tarafı gözetliyor.
- Beyler bayanlar bana kopya verip geçmemi sağlayana
bir tane öğlen
yemeği bedava…
Bunlar da sınavın başlamasına ramak kala yapılan
geleneksel öğrenci
konuşmalarıydı. Aslında hepsinin Ahmet’ ten pek bir
farkı yoktu. Bu
dersi geçmek istiyorlardı. Sadece bir tek farkları
vardı. Ahmet çift
anadal yapmak isterken diğerlerinin aklını köşesinden
bile
geçmiyordu. Onlara göre okulu bitirmek kafi gerisi
hikâyeydi.
Ahmet’ in çift anadal istemesini ise sadece en yakın
arkadaşı Selçuk
ile iddiaya girdiği Alp biliyordu. Nazar değmesin diye
kimseye
söylememişti açıkçası.
- Tünaydın çocuklar.
Hoca gelmişti. En sonunda girmişti içeri. Sınav
başlayacaktı artık
bundan kaçış yoktu. Ahmet’ in kalp atışları hızlandı,
öyle hızlandı ki
yerinden çıkmasına ramak kalmıştı ki Semra hoca konuştu.
- Çocuklar sınav tam bir buçuk saat sürecek. Şu an saat 13,
yani 14:30’ da sınav
bitecek.
- Hocam iki saat yapsak sınavı.
- Evet hocam bir buçuk saat çok az. Bize yetmez bu süre!
- Hocam acıyın bize.
- Tamam uzatmayı. Bir buçuk saat sınav olacaksınız. O kadar!
Bu bir buçuk
saat içinde dört soru çözeceksiniz. İlk üç soru 20
puan olup dördüncü
ve son soru 40 puandır. Kağıtları asistanım dağıtırken
bana
takıldığınız yerleri sorabilirsiniz.
Sınav kağıdı Ahmet’ in önüne geldiğinde Ahmet önce
sevindi. Sorular
çok kolay gözükmüştü. Bir süre soruları dikkatlice
inceleyince
sorularda bazı belirgin ayrıntıların olduğunu fark
etti. Aslında
hepsi tuzak soruydu. Kolay gibi gözüken fakat bir
tilkiden farksız
sorular. Bu işini zorlaştıracaktı. Soruları dikkatlice
çözmeye
başladı. Zar zor da olsa bütün soruları bitirdi.
Cevaplar kendisine
göre doğruydu. Cevapların hocaya göre de doğru
olmasını umuyordu.
Kağıdı verdikten sonra sınavdan çıkıp doğruca evine
gitti. Hiçbir
şekilde cevap kontrolü yapmadı. Kendisini strese atmak
istemiyordu.
Eğer ki cevaplarında en ufak hata görürse o an
yıkılırdı. Yanlış
olmamasını umuyordu. Bütün cevapları doğru olmalıydı.
Kağıdına
güveniyordu.
Sınavdan sonraki dört gün boyunca sonuçlar açıklanır
diye her gün
okula gitti. Her gittiğinde A alamamanın korkusuyla
gidiyordu. Bu dört
gün sonunda hiçbir şekilde sınav sonucunun
açıklanmadığını gördü.
Nihayetinde beşinci gün okula gittiğinde de sonucun
açıklanmayacağını
umuyordu. Sınav sonuçlarının açıklanmış oluğunu gördü.
Okulun
panosunda son girdiği sınavın sonuçları asılmış
duruyordu. Koskoca
harflerle dersin adı yazıyordu yalnız ismini
okuyamıyordu. Bunda hem
uzakta olmasının etkisi hem de orada bulunan diğer not
meraklılarının
da birikmesi etkendi. Hemen not meraklılarını yararak
panonun dibine
gitti. Bu arada da arkadaşları onu tebrik ediyordu.
- Ahmet helal olsun çok iyi not almışsın.
- Ahmet ortalamalar da açıklanmış. Sınıf birincisi
olmuşsun tebrik
ederim.
-Arkadaşlar bir durun tebrik edersiniz sonra. Beni de
heyecanlandırdınız iyice. Bırakında notuma bakayım.
Sınav sonucunu gördüğünde arkadaşlarının sevinç
beklentilerini
karşılayamadı. Sebebi notunun A gelmemesiydi. A-
almıştı. Bu not
sarstı onu. Derin bir hüzün çökertti üzerine. Bu hüzün
öyle ağırdı ki
Ahmet bu hüznü kaldıramadı ve olduğu yere yığıldı.
Bayılmıştı.
- Ne oldu bu çocuğa böyle be?
- Ahmet kalksana oğlum. Erkek adam bayılır mı?
- Ne yani sadece kızlar mı bayılır?
- Pınar sen karışma bu işe. Sınıfın feministi.
- Feministim işte ne olacak.
- Kavga edeceğinize Ahmet’i ayıltın. Ne oldu bu çocuğa.
- Sınav notunu görünce bayıldı Selçuk. Sevinçten
bayıldı galiba.
- Ne sevinçten mi? Beklediği notu yani A’ yı mı aldı?
- Yok be A- aldı. Zaten sınıfın en yüksek notu.
Biliyorsun Semra hoca
Çan eğrisi kullanmaz. Bu yüzden de en yüksek notu her
zaman A olmuyor.
-
Hay Allah yazık oldu çocuğa. Ahmet kalk kendine gel
benim Selçuk.
- Hıı ne oldu bana? Neden yerdeyim.
- Kalk oğlum bayıldın sadece. Hadi bizim eve gidelim.
Hem bir şeyler
yeriz ya da içeriz. Böylece kendine gelirsin.
- Selçuk nereye götürüyorsun çocuğu. Olum neden
üzülüyor notuna? Zaten
en yüksek ortalamayı tutturmuş. Baksana panoya.
- Hay panonuza. Panoyla uğraştırmayın beni. Size sonra
anlatırım.
- Eeeh ne halin varsa gör.
- Tamam sana da hoşça kal. ( Alaycı bir cevap vermişti
Selçuk )
Böylece Selçuk’un evine gittiler. İkisi de üzgündü.
Selçuk eve gelene
kadar Ahmet’i konuşturarak kendisine getirmişti.
- Selçuk ben Semra hoca ile konuşacağım.
- Ne konuşacaksın?
- Sınavı ve sınav kağıdını konuşacağım. Belki kağıdımı
da gösterir.
Hatta ne biliyorsun belki de bir doğrumu atlamıştır.
- Neden hoca hata yapsın.
- Yapar , hocalarda hata yapar. Ben gidiyorum
- Beraber gitseydik.
- Ben tek giderim. Hem biraz yolda hocaya ne diyeceğimi
düşünürüm.
Hatta sakinleşmeye çalışırım. Sakin olayım ki onunla
karşı karşıya
geldiğimde düzgün konuşabileyim. Böylelikle onu
konuşmamla
etkileyebilirim.
-Tamam git. Seni engelleyemem.
Ahmet böylece okula Semra hocanın yanına gitti. Onunla
konuşmak ve
tüm derdini ona anlatacaktı. Bu sayede notunu
yükseltebilirdi.
Kapısını çaldı.
- Hocam merhaba girebilir miyim?
- Merhaba Ahmet gir evladım. Gel otur şöyle.
- Hocam sonuçları gördüm de şimdi.
- Tebrik ederim Ahmet çok iyi bir not aldın.
- Yetmiyor ki hocam A- . Bana A lazımdı. Kendimi A’ ya
endekslemiştim.
Bütün her şeyim A’ ya bağlıydı hocam.
- Öyle diyorsun da yaptığın hataları görünce sen de hak
vereceksin.
- Hatalar mı?
- Evet hatalar. Dur şimdi kağıdını çıkartayım da
göstereyim. Hatta
göreceksin ki A- bile sana fazla. Dönem içindeki
başarılı vizelerin
ve kanaatimle notun A- oldu.
- Hocam kağıdımı görmek için öğrenci işlerine dilekçe
yazmam
gerekmiyor mu?
- Benim dilekçeleri takmadığımı biliyorsun Ahmet. Ben
öğrencilerle
arama kimse girmesin istemem. Buna öğrenci işleri ve
onların
kağıtları dahil. Tamam belki o kağıtları bizim fakülte
onaylıyor ama
sonuçta uzun bir süreçten geçiyor ve zaman
kaybediyoruz buna tahammül
edemem. Bir iş yapacaksan hemen yapacaksın araya aracı
sokmayacaksın.
Bir iş ne kadar uzarsa sonucu da o kadar kötü olur. Anladın değil mi
öğrencim direkt bana açılmalı. Bana açılabildiği
müddetçe gözümde
değerlidir. Bu öğrencinin bana güvendiğini ortaya
koyar. O zamanda
ben öğrenciye her türlü yardımı yaparım. Diğer türlü
beni sırtımdan
vurmuş gibi gelir bana. O zamanda ona yardım etmem
için bir sebep
yoktur. Anlatabiliyor muyum?
- Anladım hocam. Şimdi izin verirseniz size neden bana
lazım olduğunu
anlatayım.
- Anlatırsın fakat önce kağıdını göstereyim sonra da
uzun uzun
tartışalım. Heh kağıdını da buldum. İşte hatan burası…
Hata dördüncü sorudaydı yani kırk puanlık soru. Hoca
oradaki
hatalarını gösterdi. Semra hoca doğruları göstermek
için kendi cevap
kağıdını çıkardı. Ahmet kağıda baktığında Semra hanıma
hak verdi.
Gerçekten de A’ yı hak etmiyordu. A- bile bu salak
kağıda fazlaydı. Çok
garip hatalar yapmıştı. Dördüncü sorunun cevabına
iyice baktı.
Hatalarını anlamak için derinlemesine baktı. O sırada
içinden bir
ses “ Ezberle onu ” dedi. Önce anlam veremedi ve kağıdı
incelemeye ve
Semra öğretmeni dinlemeye devam etti. İçindeki ses
gene “ Ezberle onu ”
dedi. Ezberlemedi bir daha dedi gene yapmadı. En son
değişte artık
ezberlemeye karar verdi. Bu gizemli sesin etkisiyle
ezberlemeye
başladı. Nedensizce ezberliyordu cevabı. Semra hanım
konuşuyor o
dinlemiyordu sadece ezberliyordu. Hiç işine
yaramayacaktı bu
biliyordu ama gene de ezberliyordu. En ufak virgülüne
kadar ezberledi
hatta cevap kağıdı üzerindeki küçük notları dahi
ezberledi ne olur ne
olmaz diye. Boş verdi her şeyi.
- Anladın mı Ahmet? İşte bu yüzden notunu da yükseltip
A- yaptım.
- Çok iyi anladım hocam. Gerçekten de A’yı hak
etmiyormuşum. İyi
günler dilerim.
Çok değişik bir deneyim geçirmişti. Nedensiz yere
içindeki sesi
dinleyip cevabı ezberlemişti. Sanki aynı sınavı bir
daha tekrar
olacaktı. Olamazdı ki bu imkansızdı. Nasıl olsundu
aklı almıyordu.
Kafası karmakarışık olmuştu. Eve gidince sonuçların
gene
açıklanmadığını söyledi. Yorgun olduğunu odasına
gideceğini de
ekledi. Odasına gidip televizyonu açtı. Film falan
izlerse kendisine
gelebileceğini düşündü. Bu sırada aklına A- geldi.
Çift anadal
yapamayacağının habercisi, yeniden psikolojik
sorunlar yaşayacağının
habercisi, ailesini çok üzeceğinin habercisi,
sevgilisinden
ayrılacağının habercisi ve belki de kendi arabası
olacağı bir arabayı
başkasına almak zorunda olmasının habercisi. Sadece 1
not yüksek alsa,
A alsa bunlar olmayacaktı. Ufak bir not felaketi
olmuştu. A- her
şeyin yıkıldığı anın habercisi. Üzüldü durmadan. En
sonunda da
ağladı. Çok uzun süre ağladı. Ne kadar ağladı kendi
bile bilmiyordu.
Ne olduysa o an oldu. Televizyonun sesi kesildiğini o
an fark etti.
Ağlamaklı gözlerle televizyona baktı görüntü de
donmuştu bunun
üzerine belki düzelir diye bir tane televizyona
geçirdi. Sanki tüm
hıncını ondan alırcasına. Düzelmedi görüntü. Dikkat
edince etrafın
garip bir şekilde sessiz olduğunu da fark etti. Evin
salonundan
dışarıdan hiçbir yerden ses gelmiyordu. Kafesteki
kuşundan bile ses
çıkmıyordu. Önce kafesteki kuşuna baktı. Havada asılı
duruyordu.
Hiçbir şeyin desteğini almaksızın havada asılıydı.
Ahmet o an kısa
süreli bir şok geçirdi. Hemen annesi ve babasının
yanına koştu
olanları anlatmalıydı. Salona geçince anne ve
babasının da garip bir
şekilde hareketsiz durduklarını gördü. Hemen camdan
dışarı baktı. Her
şey donmuştu. Çok garip bir şekilde duruyorlardı.
Birden her şey
tekrar hareket etti fakat Ahmet’in düşündüğünün
tersine. Her şey
tersine hareket etmeye başlamıştı. Gözüne yaşadıkları
geldi. Bütün
yaşadıklarını geri geri hareketle yaşıyordu. Elinde
olmadan yapıyordu
bunları. Geri geri evden çıktı okula gerilemesine
girdi .Hocasıyla
garip bir lisanda( ki ters Türkçe idi bu ) konuştu.
Bundan sonra her
şey daha da hızlandı. Ahmet artık görüntüleri
seçemiyor ve
hareketlerini anlayamıyordu. Bir anda kendini bir
sınıfta buldu. Bu
sınıf kendi sınıfıydı hatta sınav zamanıydı.
- Millet Semra Hoca geliyor. Hepiniz yerlerinize geçin
ve kopyaları
saklayın.
- Ulan Rıza yanıma geç ve kopya ver bana. Kalacağım
oğlum.
- Var ya bu Semra Hoca’da çok gıcık biri. Nasıl kopya
çekeceğiz
bilemiyorum yani. Her tarafı gözetliyor.
- Beyler bayanlar bana kopya verip geçmemi sağlayana
bir tane öğlen
yemeği bedava…
Sözlerini duyunca önce irkildi. Gerçekten de sınav
günü ve zamanıydı.
Bir şekilde zamanda Yolculuk yapmıştı. Kulağında gene
bir ses duydu.
- Bu sana verilen ilk ve tek şans. İyi değerlendir.
Dönüşün yok.
Cevabı ezberle diyen içindeki sesin sesiydi bu. Kimdi
acaba bu? Bir
insan mı? Dünya dışı bir varlık mı? Doğa üstü güçleri
olan biri mi?
Cevap veremiyordu. Neden kendisine yardım ediliyordu.
Bunları daha
sonra değerlendirmeye karar verdi. Bu bir şanstı ve
gerçektende iyi
değerlendirmeliydi. Sınav sorularını aldıktan sonra
cevaplandırmaya
başladı. Önce ilk üç soruyu bildiği gibi dördüncü
soruyu da
ezberlediği gibi yaptı. Sınav bitiminde çok mutluydu.
Başarmıştı işte
çift anadal yapacaktı. Beş gün sonra sınav sonuçlarını
öğrenmeye
gitti. Nasılsa ilk dört gün açıklanmayacaktı ne diye
okula gidip
kendisini yoracaktı. Okula geldiğinde panoya baktı.
Tahmin ettiği
gibi ( ve bildiği gibi ) sonuçlar açıklanmıştı. Notlara
bakanları
yararak sonucuna bakmaya gitti.
- Ahmet sen ne yaptın böyle?
- Evet Ahmet bu nasıl bir sonuçtur böyle? Nedir bu?
- Ahmet senden hiç beklemezdik bunu.
- Ne oluyor çocuklar teker teker konuşun.
- Panoya bak Ahmet.
Panoya baktı ve önce şaşırdı ve şok geçirdi.
İnanılmazdı ama
doğruydu. Resmen F almıştı. Nasıl olurdu bu? Her şeyi
ile
cevaplamıştı. En ufak noktasına kadar yapmıştı. F çok
garipti be. Bir
koşu Semra Hoca’nın yanına gitti.
- Hocam merhaba girebilir miyim?
- Merhaba Ahmet girebilirsin. Zaten ben de seni
arıyordum.
- Hocam neden F?
-Bunu sende biliyorsun Ahmet. Hatta üzülerek
söylüyorum ki kopya
çekmek çok büyük bir disiplin suçudur. Bazı durumlarda
okuldan
atılmaya bile neden olabilir Ahmet.
- Ne kopyası hocam? Kopya falan çekmedim ben.
- Sus Ahmet Ancak ben konuş diyince konuş. Şimdi sana
senin sınav
kağıdınla benim cevap kağıdımı göstereceğim. Heh işte
buldum. Bak
dördüncü soruya? Görüyor musun? Noktalama işaretlerine
kadar aynısı.
Belki bunu kabul edebilirim, buna bir tesadüf
diyebilirim. Esas
sorun benim notlarımdan yazılmış olması. Bak burada,
burada ve işte
şurada. Tamamen aynısı. Hatta yaptığım ufak tefek
hataları dahi
yapmışsın. Üstelik ben bu cevap kağıdına neredeyse tüm notları dün
ekledim. İnanılmaz bir şekilde her şey aynı görüyor
musun? Sorarım
sana nasıl bir kopyadır bu? Aslında kopya nazik bir
kavram bunun
için. Bir de bunlara göre senin bu gece okula girip
odamda notlarımı
da karıştırdığını da gösteriyor. İlginçtir ki odamda
hiçbir
karışıklık yok yani yerini biliyordun Ahmet. Bu da
ayrı bir soru
işareti. Nasıl biliyordun yerini bilmiyorum Ahmet ama
biliyordun.
Okulun Tüm dış kapıları otomatik kilitleniyor, bütün
içerideki
kapılar da sahipleri tarafından kilitlenmekte her
tarafta da kamera
var ve senin görüntün yok Ahmet. Çünkü biliyorsun ki
benim odamda
kamera yok. Duvarları tırmanıp geldiğin belli. Ya da
başka bir şekilde
içeri geldin. Bilemem. Gördüğün gibi suçun sadece
kopya değil.
İzinsiz şekilde bir mülke de girdin ki bu bir okul
hatta üniversite.
Benim de notlarımı aynen başka bir yere yazdın ya da
başka bir şey
yaptın bilemiyorum. O kadar kusursuz bir iş yapmışsın
ki hiçbir ipucu
bulamadık sadece bu kağıt her şeyi ortaya koyuyor. Çok
kusursuz bir
plan. Planın neydi bilmiyorum ama kusursuzdu ama neden
hepsini yazdın
sormak lazım fakat sormuyorum. Sadece zekana hayran
kaldım. Keşke bu
zekanı sınavda da gösterebilseydin.
- Hocam izin verseniz?
- Hayır veremem. Okulun disiplin kurallarına aykırı
gelip en büyük
suçu işledin. Bunlar
1- Kopya,
2-İzinsiz olarak okul kapalıyken okula girmek,
3- Bir öğretmenin odasına izinsiz girmek ve özel
eşyalarını karıştırmak,
4- Sınav sorularının cevaplarını çalmak.
Bu suçlarının da cezası okuldan atılmak. Uzun süre
düşündüm ve
vicdanıma engel olamayarak seni disipline verdim
bugün. Yani sınav
kağıtlarının hepsine baktıktan yarım saat sonra. Tüm
kağıtları bugün
okumam senin için iyi olmadı Ahmet. Keşke dün ya da
evvelki gün
okusaydım da sana orta halli bir not verseydim yani
gerçek kağıdına.
- Hocam nasıl disipline verirsiniz.
- Kolay oldu. Biliyorsun zaten disiplin kurulu
başkanıyım. Bu da
cevabın en kısa sürede geleceğini gösterir. Önyargılı
olmamak için
kurula ben gitmedim. Kurulun diğer üyelerine senin
kağıdı ve olası
kanıtlarımı sundum. Sonucu da en kısa sürede
vermelerini istedim.
-Ya savunmam? Kendimi savunmam gerekmez mi?
- Kanıtlar gerekmediğini söylüyor. İşte kapı da çaldı.
Girin.
- Hocam merhaba. Ahmet Sarı adlı öğrencinin disiplin
cezasının
belgeleri. Sonuçlar içinde yazıyor.
- Teşekkür ederim Tufan sağ ol.
- İşimiz efendim. Ben odama gidiyorum var mı bir
isteğiniz hocam?
- Yok sağ olasın iyi günler.
- İyi günler.
- Zarfı açalım bakalım ne yazıyor. Hmm bla bla bla…
Üzgünüm Ahmet bir
daha görüşemeyeceğiz. Bir de sen bak.
Ahmet zarftan çıkan kağıdı belki on defa okudu. Bir
şey demeden
kağıdı verdi ve kapıya doğru yöneldi. Okuldan
atılmıştı hem de
yapmadığı bir şey yüzünden yani kopyadan ve
diğerlerinden. Aslında
doğru tüm cevabı okumuştu ama hocanın yanında ve
sınavdan önce yani
zamanda yolculuk yapmadan evvel.Fakat bunu Semra
Hocaya açıklayamazdı ki. Nasıl inandıracaktı onu. “ Hocam zamanda yolculuk
yaptım ” mı
diyecekti? Ne diyecekti? Hiçbir şey. Ailesine de
inandıramayacaktı
kopya çekmediğini , kız arkadaşına da kimseye. Herkese
rezil
olacaktı. Ne diye her kelimeyi ezberlemişti ki?
İçindeki sese neden
bu kadar önem vermişti ki? Tamam cevap ezberlenirdi de
asıl neden her
şeyini ezberlemişti. Ne diye oradaki notları dahi
ezberlemişti.
Kafasında o kadar çok soru vardı ki. Zamanda yolcuktan
önce sınıf
birincisiydi fakat çift anadal yapamamıştı pek çok şey
kaybetmişti
ama en azından sınıf birincisi olmuştu. Ne zamanki ona
o garip mesaj
geldi çift anadal uğruna o şeye uydu o zaman sınıf
birinciliğini,
şahsiyetini ve daha pek çok şeyini daha kaybetmişti.
Üstüne üstlük
okuldan da atılmıştı. Bir şans verildi ve batırdı. Bir
iş en güzel bu
şekilde batırılırdı. Ezbermiş pöh… Bir daha ezber
yapmayacaktı. O
sırada bir şeyi fark etti. Hala hocanın odasından
çıkmadığını.
Nedense kilitlenip kalmıştı. Semra hocanın sesini duydu.
- Ahmet ne oldu oğlum? İki dakikadır hareketsizsin. Bir
şeyin yok ya?
-Okuldan atılan biri nasıl olabilir ki hocam? Ama gene
de iyiyim.
Neden bilmiyorum ama iyiyim.
- Bana son kez demek istediğin bir şey var mı?
Hocasına son bir cümle söyledi. Belki hocası
anlamayacaktı ama bu onu
düşüncelere sokacaktı.
- Ezberci eğitim bu olsa gerek hocam.
|