|
" Sanırım cerrahi
bir müdahale gerekecek. Riskli ama başarabilirim. Tüm masraflar
toplandığında, maddi açıdan sizi bir hayli yıpratabilir. Karar sizin. Fakat
bu ameliyat gerçekleşmezse yürüyüşü tüm hayatı boyunca aksayacaktır.”
Tanrım tıpkı o. Mutfaktan ekmek bıçağını alıp balkondaki en uzun çamaşır
ipini kestiği an kadar duru, o kadar berrak her şey... Evin içini yırtan,
devamlı gidip gelen o boğuk, anlaşılmaz ses:
“ Merkez dinlemede kal...”
“ Dur yapma baba! Yemin ederim ezanın sesini duymadım. Yemin ederim! “
İnsan yaşar. İnsan biriktirir. İnsan unutmaz. Hangi renktir umut? Babanın
kucağında, ağzının suları akarak uyuyakalabilir mi bir çocuk? Hava kararır,
gece olur, Nasırlı ellerin şaplağı suratımda kavrulur.
“ Allahuekber, Allahuekber ”
“ Dur nereye gidiyorsun? Hala nerede kalacağına karar vermedik. ” “ Eve geç
kaldım. Ezan okunuyor. Koşmalıyım. ” Sokak lambaları, sokak lambaları çoktan
yanmış. Suratım yanıyor... İşaret ve orta parmağın arasına sıkışmış parlak
ateş yalazlar saçıyor. Misafir odasındaki köşeli koltuğun arkasına
saklanıyorum. Bir deve tabanı yaprakları kocaman. Babamın elleri de. Sevmeye
değil vurmaya ayarlı en baştan. Sokak lambaları yanıyor. Yüzümde nasırlı
ellerden çıkan ateş parlıyor... Sesler, boğuk sesler. Buyurucu, kısa
konuşmalar.
“ Gerekli tedbirler derhal alınsın ”
“ ...Dıttttttt. Anlaşıldı tamam ”
Ayaklarım çıplak. Evin içi sıcak. Ayak tabanlarım üşüyor. Mevsim kış.
Terliklerim, terliklerimi giymeliyim. “ Uyuz itler gibi burnunu çekiyorsun
sonra. Giy lan terliklerini. ”
Kuzgun siyah, dikdörtgen, baş tarafında uzun ince bir siyah çubuk. Kırmızı
bir ışık yanıp sönüyor. Balkondan başka bir ses.. Çekirdek sesleri. Çitlenen
çekirdekler bir şarkı. Ruhları sünnet edilmiş kadınların isyan şarkıları...
Bir ömür etek düzeltmekle, masaya çay getirmekle geçmiş kadınlar. Annem,
yüzü donuk. Hiçbir şey duymuyor. Duysa ne olacak ki? Gözlerinin sokak
lambaları sönmüş. Ruhu sağır olmuş.
Gömlek kolları sıvandı. O hayvani dehşet. Bir kilit sesi yankılanıyor. İzin
alarak girdiğimiz “ kutsal ” misafir odamız; kapısında paslı kilit. Saçları
birbirine karışmış. Siyah kuzguni ses masanın üstüne konuyor, parlak
yalazlar saçan ateş kül tablasında öldürülüyor. Öldürmek; ailemiz geçimini
bununla sağlıyor. Av köpeği çulluğun kokusunu aldı. Güneşi gören saçakların
altındaki buzdan sarkıtlar ne yaparsa bende onu yapıyorum; teslim
oluyorum... Ne olur sus artık. Karşı koyamam. Seni koruyamam.
“ Bir sigara
ister misin? “
“ İyi düşündün mü? İki kırıkta ayrı ve zor yerlerde.Adama bu kadar umut
verici konuşman endişelendirdi beni. “ Yapmalıyım. O paraya ihtiyacım var.
Çocukluğumu geri almalıyım.”
“ Ne çocukluğu? Uçtun yine. Neler dönüyor kafanda. ”
Göz bebeklerimde eski bir fotoğraf yırtılıyor. Zifiri karanlık. Susku
parmakların arasında dilimleniyor. Yastık yüzlerim hep ıslak. Çok çalışıp
veteriner olacağım. Sevgim dönüp dolaşıp temizleyecek lekeyi. Camların
buğusunu yeminlerim söküyor. Sesler belirginleşiyor.
“ Oğlum belediye köpekleri zehirlemiş. Adi herifler mahallede hayvan
bırakmadılar. ”
“ Senin baban belediyede çalışmıyor mu? Yazık oğlum hayvanlara, söyle de
öldürmesinler “
Kalbimin ağrısı halkalaşarak çoğalıyor. Çığlığımı yuttum. Küçük çakıl
taşlarını ayaklarımla eşeliyorum.“ İlkokulun bahçesinde anneleri ölmüş dört
tane encik var. Sütten bile kesilmemişler daha.Bir şeyler yapmazsak
ölebilirler. Açlık tamam ama, gece
nerede kalacaklar? ”
İçimin atları rahvan geçiyor aramızdan. Ayaklarıma yetişemiyorum. Soluk
soluğa buzdolabının kapağını açıyorum. Her şeyin, tüm olanların sorumlusu
oymuş gibi ağır bir sorumluluk kaplıyor bedenimi. Ev siyah, aşırdığım süt
beyaz. Annem renksiz. Çekirdekler, sesleri... Çıt, çıt.... Her çekirdek
kabuğunun içinde acı, korku, üzüntü saklı.
“ Nasılda acıkmışlar. Patilere baksana, ufacık, çok tatlı oğlum bunlar.
Tüyleri yumuşacık. Ellerimi dişliyor ”
“ Sütü kaptan içemezler. Al şunu kardeşimin biberonu. Eşek kadar oldu artık
”
Havlamayı bile beceremiyorlar. Kısık gözleri, uyuşuklukları. Bırakıp
gitsek... Bakışları bir sıcaklık için, ölmemek için. Bir ömür boyu
taşınamayacak kadar ağır. Uzun uzun inliyorlar, tek yapabildikleri. Hiç
susmadan tüm dünyaya öksüzlüklerini, çaresizliklerini... Haykırış....
“ Karınları doydu, nerede yatacak bunlar? “
Yuvası yıkılmış kırlangıçların telaşı gelip çörekleniyor omuzlarımıza.
Sözcükler, olmayacak fikirler uçuşuyor aramızda. Kömürlük boş. Babamın elleri
ağır. Belki
inlemeleri geçse, sabaha kadar saklayabileceğim. Susmuyorlar. Soğuktan
cılızlaşan yakarışları kulak zarımda eriyor. Güneş yuvasına çekilmek üzere.
İmam minarenin merdivenlerine tırmanıyor. Ezan geliyor.
“ Şimdi ezan okunacak. Bir yer bulmalıyız.”
“ Bizde hayatta olmaz. ”
“ Bizde de ”
“ Bizde de ”
“ Annesini öldürüp azabını bize çektiriyorlar.”
“ Dur nereye gidiyorsun? Hala nerede kalacağına karar vermedik. ”
Umutsuzluk bir diken gibi etimize batıyor.
“ Tamam buldum ”
“ Ağır bir ameliyat olabilir. Anestezi için gerekli tedbirleri alalım. ”
Kapıdan sahibinin kucağında ilk içeri girişi. Gözleri kulakları, boynunun
altındaki yuvarlak beyazlık. Onu kurtarsam, çocukluğumu kurtaracağım.
Beynimin içindeki yakarışların tasması kopacak. Sesler çözülecek.Çamaşır
ipi. Beyaz, uzun...
“ Ne oldu yüzün sarardı birden? ”
“ Ezan mı okunuyor?”
“ Evet, ben çıkıyorum. Sen iyisin değil mi? ”
“ İyiyim. Biraz kalıp çalışacağım. Kısırlaştırdığımız köpeklerin dosyalarını
hazırlıyorum. Çıkarken ışıkları kapatsana. ”
Radyo. Kaçacak delik yok. Çocukluğumun külleri gözlerimi yakıyor. Şarkı,
dinmek bilmeyen nağme.
“ Aman aman yandım
aman. Acı yüzler, kurşun gibi izler, son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda
”
Işığın çiğ beyazlığı yok artık. Gözlerim karanlığa alışıyor. Çalışma masamın
üzerine kapaklanıyorum. Gövdemde köklenen acıyı budayacağım. Kökü hala
orada. Kömürlüğün, içindeki o bitik ve yaralı bakışta. Bazı yaralar zamanla
geçiyor. Dizim kanıyor, etim yarılıyor; kabuk bağlıyor,uçup gidiyor yara.
Kanatsız yaralarım,uçamıyor. Oradan oraya, gövdeme çarparak can çekişiyor.
Beyaz çamaşır ipi beyaz kalamıyor. Küskünlüğüm odaya yayılmış. İnliyorlar,
seslerini duyuyorum.
“ Madem üç kişiyiz ve üç encik var. Herkes birini alacak. İtiraz yok. Yarın
okul çıkışı bir çaresini bulacağız. Şimdi herkes aldığı yavruyu korumak için
erkek sözü verecek. Tamam mı? ”
Acı kuyu suyu içmiş gibi ağırlaşıyor bedenim. Misafir odasının beyaz tülleri
uçuşuyor gözlerimin önünde. Zaman daralıyor, imamın mikrofondaki hırıltısı
belli belirsiz işitiliyor. Her şeyi bir kenara bırakıp son defa bakıyorum.
Boynundaki alacalı beyazlığa takılıyor gözlerim. Düşünmeden alıyorum.
Koşmalıyım. Sürekli. Durmadan. Arka arkaya hırıltılı nefesler yutuyorum.
Soğuktan gözlerim yaşlanıyor, rüzgar olacakları önceden anlamış olmalı.
Kalbimin çarpıntısını duyuyor kucağımda. O da korkuyor, onun acısı
benimkinden yaşlı. Ne bilir hüznü şuncacık hayvan. Bilir, hepimizden kalıcı
onun acısı. Hayvanın huzursuzluğu bana geçiyor. Çelimsiz gövdesine
aldırmadan üstümden atlamaya çalışıyor.Gitmek ister gibi bir hali var. Kendi
ellerimle onu soğuğun kucağına bırakamam. Söz verdim, erkek sözü. Heyecandan
köpek gibi soluyorum. Soluklarımız, ağzımızdan çıkan dumanlar birbirine
karışıp gökyüzünün puslu karanlığı ile birleşiyor. İmamın davetkar, içli
sesi katılıyor koşumuza. Akşamın bulutları üstüme çökmüş. Kömürlük; daracık,
karanlık, eski battaniyeyi örtsem, biraz ekmeği sütle katık etsem. Bunlar
kolay ya gece; vakit inceliyor. Böğrüme karanlık bir lokma saplanıyor.
Sesler henüz söz olmuş değil. Kapının demir sürgüsü ellerimin sıcağını
aldığında, isteğin karara dönüştüğü o tüyler ürperten ana yalnızca tanıklık
ettiğimin farkına varıyorum. Küçük asma kilit direniyor. Kömürlük... Örümcek
ağları, pas, kir rutubet. Otomatik sönüyor. İçerisi karanlık. İnce bir odun
parçasını zemin kattaki apartman otomatiğinin kenarına nişanlıyorum.
İstediğim kadar yanacak. Titrek bir ses duyuluyor. Gözlerinin içine bakıp
kısa tüylü sırtını okşayarak yalvarıyorum. Her yanımdan ateş fışkırıyor. “Ne
olur sus artık. Karşı koyamam. Seni koruyamam.
” Hayrola geceyi muayenehanede geçirmişsin anlaşılan. Şu bacağı kırık hayvan
geldiğinden beri bir haller oldu sana ”
“ Sesler... Bu ameliyat benim için çok önemli. Herhangi bir sorun olmamalı ”
Battaniyeyi üzerine örtüyorum. Sol tarafta düzenli istifler halindeki
odunları alıp, üzerinde odun kesmekten onlarca balta izinin bulunduğu büyük
kütüğü kenara sürükleyerek küçük bir ev yapmalıyım. Telaşlanıyorum. Ezan
çoktan bitti. Kapıyı örtünce arkasına dayanıp derin bir nefes alacağım.
Ezberimdeki dualar merdivenleri benden önce tırmanıyor.
Birinci perde bitti. Birazdan masanın üzerindeki siyah kuzguni sesten kısa,
anlaşılmaz, buyurgan sesler dolacak içeri. Sahnedeyim. Evin içindeki sis.
Ürküyorum. Anasonun boğazın içinden geçip aklı parçaladığı anı yaşıyoruz.
Annem içeride. Gözlerine uykunun perdesi inmeye başladığı vakit siyah
kuzguni sesten konuşmalar doluyor içeri.
“ Bugün itibari ile
imha edilen köpek sayısı on yediye yükseldi. Çalışmalar devam edecek amirim
”
Sigarasından arka arkaya nefesler çekerek cevap veriyor:
“ Anlaşıldı. Tamam ”
İçkiden küçülmüş gözlerinin içinde bir ışık demeti beliriyor. İlkokulun
bahçesi... Un ufak oluyorum. Duvarlar bembeyaz. Küçük çakıl taşlarını
ezmeliyim. Bu leke nasıl çıkacak anne? Annem balkonda, yüzünde munis bir
ifade, balkonun her yanı çekirdek kabuğu. Eve geldiğimi hala anlamamış
olmalı diye düşünürken, o bildik suskunluğa bürünüyor ev. Olacaklar
ezberimde. Umurumda değil. Aklım kömürlükte. Sesimi duyacakmış gibi içimden
tekrarlayarak susmasını salık veriyorum.
“ Nerdesin lan sen
it oğlu it. Burnun akıyor bak. Hem ezan okunalı ne kadar oldu?Akıllanmayacak
mısın sen lan. ”
İlk darbe elinin tersiyle geliyor. Birazdan kulaklarımdan sürükleyerek
misafir odasına gidip baş başa kalacağız. İkircikli bir suskunluk oluyor
aramızda.Meleklerin kanatları, şeytanların kuyrukları var.
“ Çok uzun sürdü. Daha yapacak çok şey var mı? “
“ İkinci platini takacağım. Kırıklar gerçekten çok zor yerdeymiş. Yüzümüzün
akıyla çıkacağız inşallah. Sen parayı aldın değil mi? ”
“ Nereden geliyor bu ses? “
Nefesim düğümleniyor. Evin içindeki görüntüler bulanıklaşıyor. Bir tekme
savurup kasnağın üzerindeki sofrayı devirip sese doğru yol alıyor.
Söylemiştim, “ Seni koruyamam” demiştim. Bir bataklığa dönüşüyor her şey.
Ses... Renk.. Koku... Ekmek bıçağı, balkondaki en uzun ip; rengi beyazdı.
Yüzü küçülüyor. Etrafa anlamsız bakışlar savuruyor. Erkek sözü verdim.
Kulaçlar atıyorum. Dizlerine kapanıyorum. Tekmesi yere savuruyor. Saçlarımın
dibinden enseme doğru sular boşanıyor. Beyaz çamaşır ipi lavanta kokusunu
unutuyor. İp boynunda artık. Boğuluyorum. Rüzgar yas tutuyor. Acı bir
tebessüm bulaşıyor babamın yüzüne. Çocukluğum paramparça. Öldürmek ölmenin
çoğu...
“ Soyunuzu kurutacağım lan sizin yemin verdim lan. Yemin ”
Sesler söz oldu, erkek sözü :
“ Şimdi herkes aldığı yavruyu korumak için erkek sözü verecek. Tamam mı? ”
“ Sonunda bitti. Gözün aydın. Amma da terlemişsin. Gören uzun mesafeli bir
koşudan geldiğini sanacak. Ellerine sağlık. Kendini nasıl hissediyorsun? ”
“ Kabuk bağlamayan bir yaram vardı. O kanıyor galiba. ”
“ Nerende? Hemen pansuman yapalım. ”
“ Boş ver. Önemli değil. Şu parayı versene “
Baba, ameliyatın için gereken parayı yatırıyorum.
OĞLUN
“ Neredesin kaç saattir? ”
“ Çocukluğumdan kalan bir hesap vardı.Onu bankaya yatırdım.
|