www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ÖYKÜ BULVARI
Telif Hakkı Sahibi: Alper TURNA
DÜŞ BOZUMU
|
Kırıktı
ayna. Kenarları çatlak, etrafı pul pul dökülüp kararmış, üstündeki toz,
beton artıkları, kurumuş tıraş köpüğü ve sabun lekeleri, sıkılmış
sivilcelerin kuruyan irinleri, bulanıklaştırmıştı içindeki görüntüyü, tam
seçilemiyordu yüzü; “ silikti ” Ertesi gün İshak, yattıkları barakadaki dolabın üstünden yeni aldığı büyükçe çantasını özenle yere indirdi. Tozlanan yerlerini elleriyle çırptı. Bugün günlerden pazardı. Çantanın yan gözünden çıkardığı kremi ellerinin çatlayan, yarık yerlerine - avuç içleri nasırlarla doluydu - iyice yedirdi. Yatarken giydiği parlak kumaşlı, ıslanınca çabuk kuruyan şort mayosunu, mavi atletini giyip, koyu yeşil hamam havlusunu omzuna attı. Tabanı yırtık, üstü boya lekeleriyle kaplı kundurasını dolabın altına iterek, siyah, lastik terliklerini geçirdi ayağına. Pantolonunun arka cebinden biraz para ve kahverengi ince dişli tarağını aldı, gömleğinin cebindeki sigarasını ve çakmağını şortunun lastiğine sıkıştırıp bidondaki son kalan suyla saçlarını ıslatarak geriye doğru taradı saçlarını. Parmaklarını tükürükleyip kaşlarını düzeltti.Geçen sene işportadan aldığı – beyaz köpüklere takılıydı - güneş gözlüğünü taktı. Artık hazırdı, plaja gidebilirdi. Şanslıydı aslında, sahil kıyısındaki inşaatlarda çalışmak herkese kısmet olmuyordu. Ortalık sıcaktan kavrulduğu vakit ustabaşından izin alıp denize giriyorlar, serinliyorlardı. Her yer kadındı sahilde. Bikinileri, mayoları, yanık tenleri, nemli apış aralarıyla onlarca kadın; ateş gibi yanıyordu İshak’ ın içi. Gençliğinin ateşi sönmek bilmiyordu. Barakadaki herkes, ustabaşı dahil - adı gibi biliyordu - inşaatın her yerine gelişigüzel atılmış eski gazetelerle hallediyordu işini. Yırtıktı gazeteler. Ayaküstü bakılan gazetelerde, parlak kuşe kağıtlı hafta sonu eklerinde, herkes kendi umutsuzluğunu unutturacak güzelliği bulup yırtarak sahip oluyordu, o akşam banyoda kendisine eşlik edecek kadına. Bunun sebebini hiç anlamıyordu. Halbuki İshak öyle miydi? Herkesin bildiği o ‘ şey ’de değildi onun gözü. Malayı eline alıp harcı karmaya başladığı vakit birde cigara yakar keyifle hayalindeki sevgiliyi düşünürdü. Şimdi nasıl anlatsa? Filmlerdeki gibi canım. El ele tutuşsalar, parka gitseler, beraber dondurma yeseler - sade ve çikolatalı sever en çok -, sonra Küçük Emrah’ın yaptığı gibi kızın saçlarını arkaya doğru tarayıp alnından öpse. Onu evine bırakırken ‘ yarın akşam seni babandan isteyeceğim ’ dese. O ‘ yarın ’ akşam bir gelse zaten. Duvağı bir açsa… Yıllardır hayatının sırrı olan o kokuyu bir duyabilse… Ördüğü kaç duvarın içinde kaç sevgilisi saklıydı kim bilir; kendi bile unutuyordu bazen. En çok kadın kokusunu merak ediyordu İshak. Bir kadının nemli saçlarının, vücudunun kokusunu duymak…. Bir kere Hayri’ yi yakalamıştı, gazeteden yırttığı bir kadının resmini öpüyordu, orasına burasına sürtüyordu, kendinden geçmişti Hayri. Acaba nasıl bir duyguydu? Mehmet’ lerle kerhaneye o da gitse miydi? Bir kadın nasıl kokardı? Soruları hiç sevmezdi. Birisi bir şey sorduğu vakit kafası karışır, allak bullak olurdu. Bir sigara yakıp, dar patika yoldan kumsala giden dolmuş durağına doğru adımlarını sıklaştırdı. Dolmuş çok kalabalıktı, sıcaktan kavruluyordu içi. Kenardaki tutamak yerlerinin madeni gövdelerine dokunulmuyordu bile. Nerden baksan bir sekiz kişi vardı ayakta. Kalabalığın içinde ayakta durmaya çalışırken fark etti İshak, öndeki kadını.Tam arkasındaydı. Birden nefesinin sıkıştığını, soluk alamadığını fark etti. Kadın, bikinisinin altına bir bez parçası bağlamıştı. Omzunda naylon bir plaj çantası asılıydı. Üstündeki askılı penyeden memelerinin üst tarafı belli oluyordu. Titreyerek soluyordu İshak. Şimdi bir kadına ilk defa bu kadar yakın, hayatının sırrını çözmenin en aydınlık anında. Hem üstü başı tertemiz, saçları taralı. Biraz daha yaklaştırdı burnunu, korkuyordu; sanki herkes ona bakıyor. Arka arkaya derin nefesler çekti İshak. İşte sonunda bulmuştu. Tarifsiz bir duyguydu bu. Düşlerindeki kokuyla yan yana. Heyecandan biraz daha yaklaştı kadına. Yüzünü bile görmemişti henüz. Ama o İshak’ ı beğenmiş olmalıydı. Baksana, hem beğenmese, hoşuna gitmese bu kadar yakın durmasına müsaade eder miydi hiç. Topraktan fışkıran papatyaların, inşaata gelen mühendisin karısının, bayırdaki ıhlamurun kokusu halt etmişti bu kokunun yanında. İndikleri vakit kolundan tuttuğu gibi götürecekti babasının yanına. Aynen öyle. Yoksa geldi mi o ‘ yarın ’. Ama yüzüğü taktıktan sonra böyle şeyler giymek yok! ‘ Kırarım bacaklarını ’. Hemen bir yıldırım nikahı. İki göz ev. Pencereleri naylonlu değil camlı. Hem geçende aldığı küçük gırgır da hazır çantanın alt tarafında. Yere düşen kırıkları elle temizleme derdi yok. Salça, turşu, erişte, tarhana desen köyde yığınla. Dolmuş durup kalktığında, virajlarda hafifçe savrulduğunda belli belirsiz dokunuyordu kadının vücuduna. Hoşuna gidiyordu. Bir ömür boyu o kokuyla birlikte yaşamak… Sonra, ansızın bir şey oldu, kadın hafifçe geriye dönüp iyice yumruk yapıp sıkılaştırdığı eliyle okkalı bir yumruk indirdi İshak’ ın suratına. Donup kalmıştı İshak, çaresizdi. “ Allah belanı versin sapık herif ” diyerek çantasıyla vurmaya devam ediyordu kadın. Hiçbir şey anlamamıştı. Dolmuştakiler parlayan gözlerle İshak’ a bakıyor, yakın taraftakiler elleriyle atletini çekiştirip duruyorlardı. Herkesin gözü dönmüştü. Biraz sonra şoför sağa çekip durdurdu dolmuşu. Kalabalığın arasından aldığı gibi yolun kenarındaki bayırdan aşağı savurdu. “ O... çocuğu! utanmıyor musun lan sapık herif ” Sözcükler beyninde eriyordu İshak’ ın. Ne yapmıştı? Suçu neydi? Soruları pek sevmezdi İshak. Geldiği yolun kenarından geriye doğru koşmaya başladı. Hiç durmadan koşmak! Dursa peşinden gelecek her şey. Köyden biri görse “ İshak’ ın anasına, ana avrat düz gittiler dese ” Adi kadın. Halbuki dolmuştan indikleri vakit gidecek, Allah’ın emriyle babasından isteyecekti. Bunlar hiç Emrah’ ın filmlerini seyretmemişler miydi? Hiç bilmediği bir kokunun arkasında bir hayat görmüştü İshak. Hiç tanımadığı bir hayatın içinde çırılçıplak kalmıştı. Duvarlar hep yıkılmak için örülür zaten! Kabuslar, korkular, tedirginlikler… Herkes kendi ıstırabına benziyordu biraz. Bir an soluk soluğa yol boyunca koşarken İshak, bir şarkı söylemek istedi. Her acıya bir şarkı. Sesinin titreyeceğinden, ağlayacağından korktu; yapamadı. İshak, inşaatın içine hızlıca girdi. Alnında boncuk boncuk biriken terleri havlusuyla sildi. Etrafa gelişigüzel savrulmuş, nemli gazetelerin, parlak kuşe kağıtlı hafta sonu magazin eklerinin içinden, yarım yamalak gördüğü o kadına en çok benzeyen resmi buldu, kenarlarını kıvırarak özenle yırttı. Camlardan, etrafı kontrol edip kimsenin olmadığına emin oldu... |