www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: Sibel ERÖZDEN

 KANATLAR

Baba Kırlangıç, gökyüzünde gururla süzülüyordu. Aşağıya, Sezgin' e göz kırpan kıvrılmalarla bir o yana bir bu yana kollarını açmış yüzüyordu sanki. Hayranlıkla baktı Sezgin;

 

- ” Uçurtmam..  " dedi,  " Hakikaten çok güzel oldu! ”

 

Sezgin, babası Nurcan beyle Kırlangıç uçurtması yapabilmek için bir sürü resim taramıştı. Uçurtmaya en uygun modeli, kırlangıç figürünü bulana kadar bir haftaları geçmişti birlikte. Ödü kopuyordu rüzgârlar gidecek diye. “ Bir giderse var ya.. “ diyordu annesine, “ Bir giderse rüzgarlar?.. ” susup odasına gidiyor, babasının eve gelişini bekliyordu. Babasından başka kimse yapamazdı Kırlangıç' ını. Öyle demişti babası; " Sezgin bunun ismini Kırlangıç koyalım mı? Havada en uzun kalabilen kuştur? " O biliyordu Kırlangıç' ı. Yapıma başladıklarının altıncı gününün sonunda, yemeklerini yemiş, odalarına gidip bir süre daha çalışmışlardı. Geç bir vakitte Sezgin, telâşlı bir heyecan içinde Nurtaç hanım’ a koşmuştu.

- ” Aaannnee! Anneee! Bitti, bitti! Koş, gel bak anneee!! ” Nurtaç hanım televizyonun önünde uyukluyordu. Sesi duyunca irkildi, baktı ki Sezgin tozu dumana katmış üstüne geliyor… Uykuyu derhal kovalaması gerektiğini fark edip, hiç vakit kaybetmeden kollarını kocaman açarak, “ Yaşaaa benim oğlum! ” diye haykırdı. “ Hadi göster.. ”

 

Kırlangıç, yatağın üstünde takılgan bir şekilde yatıyordu. Gerçekten canlı gibiydi. Sanki zıplayıp uçmaya başlayacak, neşeli kahkahalarla havada daireler çizip gelecek, Sezgin' in kucağına konacak! Ama o kadar kocamandı ki, olsa olsa Sezgin' i kucağına alırdı.

 

- " Yarın sabah bayırın orada  bir deneriz değil mi oğlum? Yarıştan önce? "

- “ Yaşa benim güzel annem! ” diye çığlığı bastı Sezgin.

- “ Benden bu kadar. Ama bütün olup biteni  anlatacaksınız ha ” dedi Nurcan bey, işaret parmağını oğlunun gözüne doğru sallayarak…" Esnedi, ensesi ağrıdığı için başıyla havada bir daire çizdikten sonra “ Off…” dedi.  Ellerini dizlerine koyup, sırtını dikleştirdi. Omurgası çıtırdadı. " Ben yatıyorum. Hadi yeter! Siz de gidip yatın artık ” Karnını kaşıya kaşıya  loş ışıklı koridorda kayboldu.

 

Gecesi sanki durmuş bir saatti. Sezgin için o gece  her şey durmuştu. Bir tek uçurtması dönüyordu odanın tavanında. Yatağın içinde sağa dönüyor olmuyor, sola kıvrılıyor bir türlü uyuyamıyordu. Kafası bir buruşan çarşafa takılıyor, bir dizine, sıyrılan pijaması rahatsız ediyordu. Oysa böyle takıntıları yoktu daha önceleri. Yatağına yattı mı gözleri kendiliğinden  örtülürdü. Sabaha dek deliksiz, bir güzel  uyurdu. Ama bu gece, işte o geceydi. Bin türlü hayale dalıyordu ister istemez… Bir bakıyor yarışta birinci gelmiş, sevinçle şampiyonluğunu kutluyor. Bir bakıyor  rüzgar kesilmiş, yarışma iptal edilmiş, babasına sarılmış, beraber ağlıyorlar.. Bu sahneyi unutmak istedi… İçi acımıştı. Hayalden hayale atlaya zıplaya, neden sonra, küçücük bedeni dayanamamış uykuya dalmıştı.  

 

İşte şimdi Kırlangıç, şu rüzgarı bile maviye dönmüş olan civelek gökyüzünden ona bakıyordu. 

- “ Hakikaten güzel oldu ” diye içinden gururla yineledi;

- " Anne, Kırlangıç' ın adını Baba Kırlangıç olarak değiştirebilirim değil mi? Anlar değil mi? " Annesi ona o arada hayret ve heyecan dolu bir bakış attı. Toparlanarak, heyecanlı direktiflerine devam etti;

- “ Rüzgar Kırmızı Söğüt tepesinden esiyor. Sezgin sola dön, sola koş…  Şimdi!...  Kavakları izlemeyi unutma Sezgin! Sana rüzgarı anlatırlar. Dallara bak oğlum, dalları unutma. ” Sezgin annesini can kulağıyla dinliyor, rüzgar ne zaman kuvvetli, ne zaman zayıf dikkatle gözlemliyor, ince hesaplarla Baba Kırlangıç' ı yönlendiriyordu. “ Bayırdan  aşağı koşma, o tarafa sakın gitme Sezgin. ”

 

Öğlene doğru güneş veriminin doruğunda günlük görevini yarılamışken, Sezgin ve Nurtaç hanım, gittikçe kalabalıklaşan alanı izleyerek bir şeyler atıştırmak için Çakıllı Çeşme' nin yanına bağdaş kurdular. Sezgin, daha dal ve toprak kokan tuzlanmış domatesli taze ekmeğinden koca bir ısırık alıp, gözünü alandan ve Baba Kırlangıç' tan ayırmaksızın;

- “ Neden anne? ” diye sordu merakla.

- “ Ne neden? ”

- “ Bayır.. Niye bayırdan aşağı koşmayacağım ki? ”  

- “ Basit ” dedi annesi. “ Hava akımı bayırın aşağısına indikçe yavaşlar burada. Bak karşısını görüyor musun? İşte bu gördüğün yükselti rüzgarı perdeler. Oraya inersen rüzgarı bitirmişsin demektir oğlum ”

Bunu kendine sıkı sıkı tembihledi Sezgin. “ Bayırdan aşağı koşmayacağım. Sen de bayıra doğru uçma Baba Kırlangıç,  tamam mı? ”

 

Yarışmanın saati yaklaştıkça herkesin heyecanı artıyordu. En çok heyecanlanan Baba Kırlangıç' tı aslında. Nurtaç hanıma öyle gelmişti. Ne vardı bu uçurtmayı bu kadar gerçekmiş gibi  yapacak! Canlı mı canlı, gözleri fıldır fıldır bir uçurtma olmuştu  bu! Nedenini bildiği o tanıdık iç sıkışmasıyla kavruldu içi. Uçurtmaysa  hiç durmadan gülüyordu.

 

Annesi oğluna baktı. Sezgin hayret uyandıran bir soğukkanlılık içindeydi. Yalnızca rüzgârı izliyordu. Nurtaç hanım gülümsedi. “ Hesaplıyor…” diye düşündü. “ Aferin oğluma! ” Başlangıç çizgisinde yatan uçurtmalar, bekleşiyordu. Bütün çocuklar yarışma kurallarını hatırlatan hakemi dinliyorlardı. Başlangıç müziği duyulur duyulmaz koşacaklardı. Uçurtmalar havalanacak, herkes gökte yere düşmeden kalan son uçurtmayı görene dek sürecekti yarışma. Diğer bir deyişle uçabilen son uçurtma, yarışı kazanacaktı. Ağaçlar dikkat kesilmişti. Kırmızı Söğüt tepesi merakla izliyordu. Çakıllı Çeşme musluğunu uzata uzata bir uçurtmalara, bir çocuklara bakıyordu. Güneş, ışınlarını seyreltti yardım olsun diye. Bulutlar rüzgâra buyur edip yerlerinde kaldılar. Sonunda o hızlı ritimli müzik başladı. Kuşlar notaları duyar duymaz dansa uçtular. Tüm çocuklar koşmaya başladı sonra… Hevesle, coşkuyla taşıyorlardı iplerinin makaralarını. Sezgin çok dikkatliydi. İlk on dakika içinde bazı uçurtmaların kavaklara takılıp kaldığını görünce onlar adına üzüldü ama sonra kendini Baba Kırlangıç' a ve rüzgâra bıraktı.

 

Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Alandaki çocuk sayısı gittikçe azalmıştı. Ama Sezgin oradaydı işte. Büyük bir kararlılıkla ipi sürekli kontrol ediyordu. Kırmızı Söğüt tepesinin sesini duydu sonra;

- “ Rüzgar ” dedi. “ Uzaklarda ağaçların dalgalanması durdu, dikkat! Birazdan bitecek! ”  Uyarıyı duyunca kaygılandı. Bayıra baktı. Bayıra koşmayacaktı. Kavakları hareketlendirmeliydi.. Dallar? Dallar salınmalıydı.. Bir şeyler yapmalıydı..  Nefes alabilseydi eğer, üfler üflerdi rüzgâr yapmak için. Aniden kuşlara gözü takıldı bir ara. Kanatları vardı kuşların. Kanatlar..

 

Kimse olan bitene inanamıyordu...

 

 

- “ Ya babacığım, işte böyle, bir görseydin olanları o gün! Tam bir mucizeydi. Rüzgar öyle ani dindi ki…Ben dalları izlerken, rüzgar olmadan nasıl olur da böyle savrulurlar bu uçurtmalar, hiç düşünmedim. Kendimi öyle kaptırmışım yani…  Bütün diğer uçurtmalar olduğu gibi aşağı çakıldı. Sonra  annemle bir de baktık ki Baba Kırlangıç' ın etrafını bir sürü kuş sarmış, kanatlarını habire çırpıyor! O kadar çoktular ki.. Sanki bir şey onları yönlendiriyordu. Sonra, kanatlardan doğup akan o küçük yel, Baba Kırlangıç' ın havada kalması için ve elbette kazanmam için yetti! İnanmayacaksın ama baba, kuşlar gülümseyen Baba Kırlangıç' ı aldılar kanatlarına. Sonra sana koştum anlatmak, paylaşmak için! Ah bir görebilseydin babacığım...” 

 

Nurtaç hanım uçurtma yapımının bittiği gece, yani bundan tam bir hafta önce, eşinin uçurtmayı yapan titrek ellerine, artık renkli olmayan yüzüne sitemli ama umarsız bir bakış atmıştı.

 

Sezgin elindeki bir demet çiçeği yere, babasının sessiz bakışlarının hizasına bırakırken annesinin elini sımsıkı tuttu. Ona şimdi anlamsız gelen zaferinin verdiği acıyla huysuzlandı elleri.. Baba Kırlangıç' ın ipini sıkı sıkı tuttuğu halde gitmesine engel olamayan ama aynı ipin parçaladığı elleri …. Hıçkırdı, hıçkırıklara boğuldu..

 

Kırmızı Söğüt tepesinde serseri esiyordu o akşam rüzgar. Çok da hoyrattı…. 

:  Sibel ERÖZDEN, İstanbul, Haziran 2004,                                                                                                   Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt