www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: Vefa LÖK

 

BEŞ DAKKADA BEŞİKTAŞ

Sen hızla geçtin ya şehrin içinden

Hem İstanbul'u seyrettim, hem seni ben

Söyle mavi martı, sen ne görebildin? 

Günlerdir yağan şiddetli yağmura nispet yaparcasına masmaviydi gökyüzü bugün. Yorgunluğumu  güzelce almıştı çay bahçesinde demlenme vaktimiz. Neden bilmiyorum, tam karşımda bir anıttaki dörtlüğü belki bir saatte ancak okuyabildiğimi gördüm. Kocaman siyah saksılar ve yüz seksen yedi  güvercin vardı Beşiktaş'taki bu parkta. Hayır, tabii ki saymadım! Ne fark eder? 

Ablası gideli bir saate yakın süre geçmişti. Gitmeden, dört beş sigara içmişti o yarım saatte. Buse de dört beş çay içip ufak bir sahil keyfi yaptı güzelce.  Ablasıyla gülmek de güldürmek de daha kolaydı. Tabii ki yürümek de... 

Minibüsle gidelim dedim. O yolu tekrar yürüyemezdim. Tamam dedi Buse ve kalktık o minik tahta oturaklardan. O dev siyah saksıların birinde Bilge Kedi karşıladı beni. Keyifle yayılmış,  manzarayı seyrediyordu: 

-     Bak Vefa, işte kısacık bir öykü sana
Bir kenara sakla bu günün anısına
Bilirim gezmeyi pek sevmezsin sen
Hem yorulursun uzun uzun yürüsen
Vaktiyle dost olmuş bir tatlı serçecik
Ve yavru bir şahin kanadı kırık
Seke seke gezer serçe çünkü adım atamaz
Bu gezintiler civcive benzetir şahini biraz
Serçe bazen uçar, uzakları gezer ve gelir
Bizim şahinin aklına sanki bir kanca takılır
Neden bazen acıkınca aklında serçe var
Neden uçamaz, ve bu pençe neye yarar

Gören iki göz anlardı beş dakikada hikâyemin aslını. Ben kimseyle böyle gezinti yaptığımı hatırlamıyorum. Söylememe bile gerek kalmazdı ama söylesem de hani bir olur, en  fazla iki.. Herkes ayak uydurur birbirine. Buse yıllar oldu şunu tekrar eder: “ Hızlı yürüyorsam uyar beni Vefa! ”.. Ve yine çoğu insandan hızlı yürür. 

Onunla gezerken, daha doğrusu koştururken, sanki hep şu vapura yetişmeye çalışılan son beş dakikanın içinde kaybolur tüm ayrıntıları manzaramın. Onunla gezerken sanki bir eklenti gibiyim..  Onunla  gezerken daha muhtaç, daha “yoksul” hissediyorum kendimi. Bari bir fotoğraf makinesi olsaydım da, bir ara göz ucuma ilişen kız kulesini falan kazısaydım aklıma.

Üç kişiydik sonra Beşiktaş’ta. Ablası, Buse ve ben.. O fark etmemiştir, ablası sık sık ayarladı hızını yürüyüşün ve yakın yürüdü bana.

O farkında değil ve belki fark edemeyecek. Hangisi daha bilgedir, hangisi daha bilir içinden geçtiği mekânı; Akrep mi, yelkovan mı yoksa telaş içinde tik tak eden saniye mi? Kendimi bir yana koyup, bu yürüyüşte güzel bir ders aldım. Bu kadar umarsız bir insana bir zamanlar nasıl tutulmuşum.  Daha yolda yürüyecek kadar bile hissedememiş veya sindirememiş varlığımı. Bilemiyorum..

İki bilardo topu kadar bile temas etmedi belki bedenlerimiz. Akşam oldu ve bana bir el salladı sadece. Zehirli çiçek gibi hem çekici hem dokunulmaz olduğumu söylemek isterdim.. Ama olsa olsa hoş bir iltifat olurdu bu bana.  

Akşam oldu ve bana bir el salladı Buse. El sallayamayacak kadar yakındım oysa.

     :  Vefa LÖK, 10.10.2004                                                                                                                                                Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt