www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

MİTOLOJİ dağı

MEVSİMLER

Bütün bitkilerin anası olan Aphrodite' in Adonis adında bir oğlu daha vardı. Yunanlılar Aphrodite' in oğlunu bizi çarçabuk terk eden çiçekli ve neşeli ilk baharın sembolü olarak kabul ederlerdi. Adonis saklandığı ağacın kabuklarını yararak çıktığı zaman güzel günler başlıyor, çiçekler açıyor, ilkbahar başlıyordu. Onun hayatı tıpkı çiçekler gibi sınırlıydı, bir kaç gün sürüyordu. Çünkü Adonis açılıp güldüğü, gençliğin en güzel ve parlak çağına ulaştığı gün ölüyordu. Bu zaman yaz mevsiminin sonuna denk geliyordu. Yani sonbaharın çiçeklerin solduğu, yaprakların sarardığı dünyaya hüzünlü bir havanın hakim olduğu mevsimin. İşte bu mevsimde Adonis dünyamızı terk ediyor görünmez bir aleme giriyordu. 

Böyle bir mevsim de Adonis yaban domuzunu kovalarken hiç beklemediği bir anda yaban domuzu birden bire geri dönmüş ve ona saldırmıştı. Aphrodite oğlunun geçirdiği kazayı haber alır almaz Olympos dağından aşağı inmişti, ancak yanına vardığında oğlu çoktan ölmüştü. Aphrodite ağlayarak oğluna sarıldı. Adonis' in ölümüyle Aphrodite' in yanı sıra periler ve bir çok tanrıça göz yaşı döktüler, yas tuttular. O günden sonra Adonis' in öldüğü gün'ün anısına Adonis' i sevenler doğduğu güne kadar yas tutmaya başladılar. Bu yüzden, neşeli ve rengarenk geçen ilk bahar ve yaz mevsiminden sonra kasvetli ve hüzünlü sonbahar ve kış gelir. Bu mevsimler Aphrodite ve perilerin Adonis' in yasını tuttukları dönemdir.  

GECE, GÜNDÜZ, ŞAFAK, GÜNEŞ 

Gün ışığının parlak tanrısı olan Apollon, Yunanlılara göre kendini güneş ile göstermektedir. Babası Zeus, ışığın geldiği yer olan gökyüzü, annesi karanlık gece Leto’ dur. Eos ( Şafak ) her sabah gecenin koynundan çıkarak ; günün parlak saatlerinin efendisi, güneşin tanrısı Apollon’ un geldiğini müjdeler. Apollon’un doğuşu ise şöyle olmuştur: Keos ile Phoebe ( Parıltı ) nın Leto adlı güzel bir kızları vardı. Zeus ona görür görmez aşık olmuştu, Hera bu kızın kendi kocasından çocuk beklediğini öğrenince kızcağıza yapmadığını bırakmadı. Yer tanrıçası Demeter’ e Leto’ ya doğum yapması için yer vermemesini rica etti. Ve doğum tanrıçası Eilethyia’ nın da Olympos’ tan aşağı inmesine izin vermedi. Zeus sevdiği kadına yardımcı olabilmek için bir çakıl taşı olarak gökten, yüzen bir adanın kıyısına kumların üzerine düştü ve adayı denizin derinliklerinde bir kayaya bağladı. Leto yorgunluktan bitkin bir halde bu adaya ulaştığında Şunları söyledi; ” Ey ada bana acı ve çocuğumu dünyaya getirmek için bana yer ver, eğer sen benim oğlumu göğsüne basar, kayaların arasında barındırır, ona bir tapınak yaparsan, şenlenecek, zenginleşeceksin! Çünkü karnımda taşıdığım tanrı için halk buraya akın akın kurban kesmeye gelecektir " Adanın üzerinden eserek geçen rüzgarda ona cevap vermiş: ” Leto, için rahat etsin, senin oğlunu alacağım. Yalnız doğuracağın çocuğun daima bende kalması için onu kandıracağına dair bana söz ver.

” Söz veriyorum”  demiş Leto.

Doğum ağrıları ile kıvranan kadının etrafın tanrıçalar sardı, onun bir an evvel kurtulmasını istiyorlardı. Bu sırada İris kindar Hera’ nın hilelerini alt üst edip, doğum tanrıçasını Olympos’ tan kaçırarak adaya indirdi. Apollon uzun bir sevinç çığlığı atarak, ışığın içinden doğdu, Themis Olympos’ tan aşağı indi ve yeni doğan yavruya Amrosia ve Nektar sundu. Parlak Apollon ilâhi içkiyi içer içmez, annesinin sardığı kundak kımıldanması ile yırtıldı, gümüş kemer parçalandı, altın işlemeli bağlar kendi kendilerine kırıldılar, düştüler ve parlak yüzlü Tanrı hemen bağırdı:

” Bana ahenkli sesler çıkaracak bir Lir getiriniz. Bir elime de ok ve yay veriniz, mucizeler göstermek istiyorum ”
Bukle bukle saçları olan Apollon bunları söyleyerek kendi adasının kısır toprağı üzerinde yürümeye başladı. Batığı yerlerden neşeli çiçekler baş kaldırıyor, otlar bitiyor ve ada baştan başa cennet kesiliyordu. Doğumundan dört gün sonra tanrı Apollon kuvvetini göstermek istedi. Parmossos dağında bir mağarada büyük bir yılan yaşıyordu. Bu yenilmez başa çıkılmaz ejder o bölgeyi kasıp kavuruyor, insanları parçalıyor, yiyor sürüleri yok ediyordu. İyilik seven ve herkesin yardımına koşan Apollon, memleketini bu beladan kurtarmak istedi. Bir gün yanan bir meşale ile yayını, okunu aldı. Sapa yoldan yavaşça bu korkunç ejderin ini bulunan mağaraya doğru ilerledi. Oraya gelince, elindeki meşaleyi havada salladıktan sonra inin tam ağzına attı. Duman yüzünden canavar ininden dışarı çıktı. APOLLON hızla uçan ve her şeyi delip geçen okunu fırlattı, havada uçan ok gidip ejdere saplandı.

Can acısından korkunç sesler çıkaran hayvan, kocaman gövdesini sürüyerek ormana daldı. Sonra kıvranarak öldü. Fakat ejderi öldürmekle tanrılığına leke sürdüğüne inanan Apollon kendini cezalandırmaya karar verdi. Tanrıların töresine göre bu kirden temizlenmesi gerekiyordu, bunun içinde Apollon kendi kendini sürgün etti ve tam dokuz yıl boyunca tanrılara özgü özelliklerinden vazgeçerek, basit bir insan gibi Tesalya kralının hizmetçiliğini yaptı, atlarını otlattı, öküzlerini güttü. Bu sürgün senelerinde Apollon sürüyü beklerken Lir çalar, şarkı söylerdi. O kırların saf, tertemiz havasıyla öyle güzelleşti ki tanrılar bile onun çobanlığını kıskanır olmuşlardı. Gönderen: Seray KAŞ

    Diğer Bir Mitoloji için

       

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt