www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
Mektup sahili
Telif Hakkı Sahibi: Karşılık
|
Yurdanur' um, esmer tanrıçam, merhaba, O kadar çok zaman oldu ki ayrı düşeli... Hatırlayabildiğim on altı yıl! Sekiz yüz otuz iki hafta! Beş bin sekiz yüz kırk gün! Ayrılalı demiyorum. Ayrılmadık. Ayrı düştük. Bana son yazdığın mektubumuza adres koysaydın, posta kutumu postacılar başka hiç işleri kalmamış gibi kapatmasaydılar, vicdansızlık etmeyip son gelen mektuplarımı bana teslim etseydiler, belki de ayrı düşmeyecektik. Tanrı o kadar büyük ki, isterse sana bu mektubu okutur. Ama isterse!... İstemezse bir bildiği vardır. Sana da bana da en hayırlı olan budur. Ama istesin ve hayırlısı olan bu olsun demek geliyor içimden... Bazen ister buluşturur, bazen istemez buluşturmaz. Hani aynı şehrin iki ucunda birbirini arayanlar gibi, hani sevdiği insanı bir daha görebilir miyim acaba diye son gördüğü G. caddesinin ucundan binlerce kez geçen ve geçecek olan ben gibi; Yüce Tanrı' ma havale ediyorum ikimizi. İnşallah buluşturur bizi... Çünkü seni çok özledim... Seni cidden çok özledim. O kadar özledim ki, anılar atık beni rahatsız etmeye başladı: seni istiyorum... Anılarımız... Birisini bana getirmiştin, iş arıyormuş. Kesinlikle bana gerekli olan biri değildi. İkimizin yüzünden o gün intihar etmediyse bir daha etmez zaten. Görüşme uzadıkça uzadı ve sen ayrılırken beni işyerine davet ettin. Ne zaman geldim, nasıl geldim bilmiyorum inan. Ne demiştin hatırlıyor musun; " Gelmeseydin seni hiç aramayacaktım!... " Olur mu hiç Yurdanur' um? Nasıl gelmezdim! Jack LONDON' ın " Vahşetin Çağrısı " isimli romanını okumuş muydun? Doğanın çağrısına karşı koyamayan iki canlı nasıl da birbirine sahip çıkıyordu orada... Biz de öyle sahiplenmiştik birbirimizi. Her türlü güçlüğe karşın. Bunun için sana teşekkür ederim. En güzel tarafı bunu hiç konuşmamamızdı. Hiç konuşmadan hallettiğimiz o kadar çok şey vardı ki! Canım, dilberim, hiç " hayır " demedik birbirimize. Hayır diyecek bir şeyi diğeri demediğinden değil ama biz birbirimize " evet " demek için programlanmıştık galiba. O gün, yani karşımda durdukça beni hep çağırmıştın; anlattıkların başka olsa da. Ağzın, kaşın, yüzün, gözün... Hele o gözlerin! Tarif edilmiş sözcüklerini kullanıp da sana hakaret etmek istemem. Tarif edilmemişlere layıksın sen. Sihirli, ümitli, sessiz ama içeri girmemi arzulayan dehliz gözlerin... Rengi neydi Yurdanur' um? Rengini unuttum diye bana kızmana izin veremem. Çünkü onları hiç unutmadım. Seni de unutamıyorum... Yukarıda " dilber " sözcüğü çıkıverdi ağzımdan . Dilber deyince hep masallardaki esmer gelir aklıma. Esmer deyince de teniyle, gözüyle, kaşıyla, esmer alımıyla sen ! Sen! Buluşmalarımızı hatırlıyor musun? Zamanında gelinse dahi geç kalınmış hissinin taşındığı, buluşulduğu an biteceğinin üzüntüsü yaşanan, birlikte olma arzularıyla dolu, bizden başka hiç kimsenin olmadığı sanıldığı, insanların, eşyaların, bitkilerin, çevrenin yok olduğu buluşmalarımızı? Bizden başka her şeyin ve herkesin gördüğü buluşmalarımızı! Bir insanın elmacık kemikleri nasıl bu kadar sarılma arzusu yaratır? Buna ancak sen cevap verebilirsin. Çünkü onları taşıyan sensin. Buluştuğumuz ilk an bu dikkatimi çekerdi. Biliyor musun, hiç resmin yok bende! Keşke olsaydı... Tanrıma şükürler olsun hafızamda kazınmış resmin. Resme dokunabilirim her zaman. Ama sana dokunamıyorum Yurdanur' um... Elini istemiyorum. Elim yüzünde sekiz saat dolaşsın istiyorum. Hafızamda dokunduğum yüzle ve hafızamla övünmek için. Buluşmalarımız aynı zamanda çok sıcak geçerdi. Özlemler o kadar katmerli yaşanmış olurdu ki konuşmalar ayrı ama kenetlenmiş gövdelerle başlardı. Bak şimdi sen çöz; katmerli özlemlerle bir olmuş iki ruh ve hiç ayrılmamışçasına o derece sarılmış, tanıdık iki kalp... Tekrar buluşabilseydik Yurdanur' um. Bak yine aynı şeyi yapıyorum. Sen de olsan aynı şeyi yapacaktın, işte bundan çok eminim. Buluşalım diyorum ama sen nerede ve nasılsın şu anda? bu sorumu açıp, detaylandırmaya cesaretim yok. Yoo, aksi bir şey olacaksa bile söyleme lütfen. Bırak, anılarım, Yurdanur ve ben on altı yıldır yaşadığımız gibi yaşayalım. Ben yine o caddeden geçerim, merak etme. Niye biliyor musun; sana ve yaşadıklarımıza duyduğum sevgiden ve tabii bendeki çok büyük saygıdan. Saygı! Sana, isteklerine, cesaretine o kadar çok saygım var ki, idol yüzlüm.. Eskiden olduğu gibi bir şey anlatırken yüzümü okşayıp, baştan çıkarıcı gülümseyen yüzünle " hadi çabuk " dediğini, sanki duyar gibiyim. Hepsini anlatacağım. İçimdekileri taşıyamıyorum artık. Buraya dökeceğim. Madem cismin yanımda değil şu an, bu sayfa sensin, benim... İkimizi de taşısın. Anlatacağım! Niye çabuk dediğini ikimiz de biliyoruz değil mi?... Çok yaşa Yurdanur' um! Unutmaz, kaldığımız yerden devam ederdin. Bu nasıl güzel bir dinleme ve dinletme yöntemiydi öyle!.. Yüzünü çok iyi hatırlıyorum. Unutmadım ki! Hafif ileri çıkık ölçüsü tam biçilmiş çenen, yukarıya doğru kıvrılarak yonganın kaygan, temiz, insanı kendine çeken damarlı kusursuzluğundaki alt dudağınla yüzünün alt çerçevesini çizerken açık durması mı kapalı durması mı daha tercih nedeni olduğuna bir türlü karar veremediğim, seyretmeye doyamadığım, düzgün doğa kıvrımlı, denizin mavisinden yeşiline bütün anlamlarını kapsayan taze, aşağıya eğikliğiyle öteki parçasının simetrisi, ona ve her şeye kafa tutan, yine yonga, açık esmer yosundan üst dudağın, istiridyeleri kıskandıracak, düzgünce yerleştirilmiş sedef minyatürlerini andıran, iki dudağının arasındaki nüans açıklığından görülebilen istek uyandırıcı dişlerin, bana bir türlü detaylandırarak anlatmadığın ama çok iyi sezdiğim derin acılarını, hazlarını, başkası üzerinde açıklayamayacağım kadınlığını, heyecanlarını, isteklerini, üzüntülerini anlatmaktan öte gösteren, ünik elmacık kemiklerinin aşağıdaki ünik bitiş uzantısı, tanrısal dizaynın erişilmez iki noktası dudaklarının kenar çizgileri, resmin öteki parçaları gibi mas edilerek ve belirli bir süreyle izlenmesi gereken ilk parçasıydı. Yüreğim Sızlıyor' un anlamını şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü şu anda kalbim fiziksel olarak da ağrımaya başladı Yurdanur' um. Kalp yetmezliği mi? olabilir! Ama şu andaki kesin tanı Yurdanur erişilmezliği, yetmezliği ve bağımlılığı... Biliyorum, söylememe gerek yok; bana inanır ve güvenirsin. Bu hep böyle olmuştu. Sana karşı " bir dediğimi ikilemedim " , " hiç söz valla, yeminle bak " ifadelerini kullanmadım. Gerek duymadım; Sağ ol, Kızılderili güzeli tipli tanrıçam! Bu da böyle Yurdanur' um; bu tanı da kesin... Çık; çık da gel bir yerlerden kadın gibi kadın... Gerisi mühim değil! |
:
Karşılık,
14.02.2004, 21.06