|
" Mektup yazmayı
sever miydiniz " diye sorsam sizlere; yaşları kemâle ermişler, yavaş yavaş
ermekte olanlar, bunu hemen evet diye yanıtlayacaktır. Yeni nesilse
hayretle soracaktır, " Mektup yazmak ne ola ki? Neden mektup yazayım ki sms,
e - posta göndermek dururken? " . Haklılar aslında, gelişen teknoloji hayatı çok
kolaylaştırdı ama duyguyu da sildi süpürdü. Teknolojiyle haberleşme
kültürü değişti.
En son ne zaman
mektup yazdım? En son ne zaman mektup aldım? Hiç hatırlamıyorum! Ya Siz ?
Hatırlayamıyoruz
çünkü mektup yazma sanatı sona erdi.
Gelişen
teknoloji bu sanatı yok etti. Önce telefon sarstı ancak yıkamadı. Telefon öyle kolay ulaşılabilen bir şey değildi önceleri, o nedenle
haber verip haber almak için mektup yazmak gerekliydi. Mektup
haberleşmenin baş tacıydı. Mektuba öldürücü darbeyi vuran cep telefonu, sms, internet, e - posta oldu. Haberleşmek çok pratikleşti. İki satır yazıp
göndermenin adına yazışmak dendi. Aslında bu yazışmak değil, konuşmak! Konuşuyorsun karşılıklı kısa cümlelerle, ama
doyasıya yazışmıyorsun. Aldığın hiçbir sms veya e - posta mektubun verdiği o bambaşka duyguyu,
mutluluğu vermiyor, veremiyor.
Yazıyorsun
gönderiyorsun; cevabın anında karşı tarafta. Neler yazacak acaba diye
meraklanmanın de keyfi kalmıyor, ne zaman gelecek mektubu diye beklemenin de,
postacı yolu gözlemenin de!
Mektuplar,
özlemle birkaç
kez okunurdu. Şimdi gelen e - postalara, mesajlara kısaca bakıp yine
kısaca
yanıtlıyoruz. “ Yine yakmış yar mektubunun ucunu ” diye
türkülere konu olan hasret kokulu mektupların yerini alan yeni nesil
iletilerin bir yerleri yakılamadığı için bunların neresine sıkıştırılıyor
bu görünmeyen mesaj acaba?..
“ Bak postacı
geliyor selâm veriyor herkes ona bakıyor merak ediyor... ” diye severek
öğrendiğimiz, severek söylediğimiz bu şarkı da artık öğretilmiyor. Postacı günümüzde de geliyor ancak kimse ona bakıp merak
etmiyor çünkü postacılar artık mektup getirmiyor.
Postacı
günümüzde de geliyor dedim ama pek de emin değilim aslında. Epeydir
postacı görmüyorum. Beklediğim bir şey olmadığından, gözlemiyorum yolunu.
Birisi geliyor ama artık üzerleri pullu mektuplar getirmiyor o gelen.
Fatura, kredi kartı hesap özeti, internetten yapılan alışveriş paketleri,
abone olduğunuz dergileri taşıyor...
Bambaşka bir şeydi; en içten duygularla, düşüne dinlene el yazınızla
hayranlık, kızgınlık, sevinç, hüzün içeren duyguyla yoğurarak yazılan mektup. Sonra
bir zarfa koymak, görselliği olan en güzel pulu seçip pullamak, ve
göndermek. Sonra da merakla gelecek cevabı beklemek. Beklenen
mektup gecikirse, günlerce üzülmek... Bambaşka bir şey…
Pul
koleksiyonculuğunu da teşvik ederdi mektup. Gelen zarflar üzerindeki o
muhteşem görselliğiyle pulları sever, heyecanla alıp biriktirmeye başlardınız. Önce damgalı sonra damgasız pullar biriktirirdiniz. Çoğu evde o
günlerden kalma pul defterleri mutlaka vardır. Sonra otomatik pul
makineleri çıktı. Ardından mektuplar kayboldu. Pul koleksiyonculuğu da
sessizce sustu…
Mektup yazma
sanatını soylu ve değerli bir sanat olarak tanımlayan Zweig, bu sanat ile
olarak “ Yarının Tarihi ”
(1) isimli kitabında bakın neler yazmış:
“ …….. Bu sanatı
böylesine güzel kılan ve ona bunca engin bir yaşam, bunca zenginlik katan
yanı, öteki sanatlar gibi yalnızca sanatçılardan bağımlı olmamasıydı: iç
dünyasının coşkularına ya da geçici olarak kapıldığı bir ruhsal atmosfere
mektuplar aracılığıyla anlatım kazandırmak, her insanın yapabileceği bir
şeydi.
Her mektup hep
tek bir kişiye, duyguların paylaşılması için öngörülmüş belli bir insana
yöneldiğinden, ister istemez konuşanın ikinci bir portresine dönüşürdü.
Kendisine seslenilenin sesi de – bilinçaltında olmak üzere – yanıt
verirdi; bu ortak atmosfer, aynı zamanda hem açık, hem mahrem, hem
konuşkan, hem suskun, güven aşılayıcı ve sır saklayıcı bir içtenliği
sergilerdi. Bazı konular yalnızca ancak iki kişinin konuşmasında görülen
bu tonla dile getirilebilirdi; belki de zamanımızda en anlamlı mesajlardan
bazılarını yitirmiş olmamızın tek nedeni, bu sanatı, mektup yazma sanatını
görünüşte artık unutmuş olmamızdır... ”
Mektup yazmanın,
mektup almanın zevkini bizler tattık. Bizim çocuklarımız nasıl tadacak bu
zevki? Mektup alamayacaklarından öğretmenlerinin verdiği ödev için internetten
mektup örnekleri toplayacaklar. Böylelikle mektup yazmayı öğrenecekler bir
ders gibi… |