www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 Mektup sahili  

' NE ŞİŞE İÇİNDE ULAŞAN YAPIT

Telif Hakkı Sahibi: Nazmi Hakan GÜLER



 MEKTUP SAHİLİNE ŞİŞE İÇİNDE GÖNDERİLEN BİR MEKTUP

Merhabalar Tolga, 

Son mektubunu alalı epey zaman oldu. Ancak işlerin yoğunluğu yok mu, insanda derman bırakmıyor hiçbir şey için. Parça parça karaladığım bir şeyleri nedense bu kez yollamak istemedim. O kadar kopuk geldi ki bana, ben bile anlamadım hangi duyguları yaşarken o satırları yazdığımı. 

Çalış çalış çalış. Ne olacaksa sonunda? Yaşantımı devam ettiriyorum işte. Paranın ne yazık ki önemi çok. Meslek sahibi olduğum için özellikle sağlık konusunda güvencem var ve ülkemiz' de bu bile başlı başına önemli bir konu biliyorsun. Kazandığım ancak ev kiram, telefonum, elektriğim, suyum ve ısınma giderlerime yetiyor. Ha, işsizlik zamanımdan kalan borçlarımı yavaş yavaş kapatmamı sağlıyor bir de!.. Ah, affedersin, eşekten düşmüş karpuza çeviren o işsizlik olmasa, o kadar zorda kalmamış olsaydım, şimdi kenara para da koyardım. Neyse, umarım başka kötü bir sürpriz olmaz da işimin başında olurum. O zaman eninde sonunda şu borçlarım biter de kurtulurum. 

Bu işsizlik konusunda çoooook kızgınım biliyorsun. Birileri suçladı, birileri suçlandı, bankam kapatıldı, ben de kapının önüne kondum. Sonra? Ne suçlayan var şimdi ortada, ne de suçlananlar hapiste!.. Bir şeyler yapıldıysa birilerinin yanına kar kaldı. Yok yapılmadıysa, demek ki birileri işini iyi yapmadı. Sonuç? Benim gibi işsiz kalan binlerce bankacı!.. Neyse, daha söylenecek çok şey var da kime söyleyeceksin, ne değişecek? Boş ver... 

O kadar sıradan, hatta o kadar formel bir adamdım ki... Senin sayende yeni açılımlar yaparak bu sıradanlıktan, bu kuralcılıktan gün be gün kurtulmak hoşuma gidiyor. Zarfın üzerine de yazmak. Bu çok iyi bir fikirdi bence. O sayede Kitaro'nun bir sürü yeni parçasını öğrendim!.. Şu an Angel Queen'den yola çıkarak bulduğum ve getirttiğim ( Kitaro ve genelde New Age türü müzik, popüler, günlük işlerin yanında pek anılmıyor ve müşterisi olmadığı bahanesiyle raflardaki yerini bulamıyor biliyorsun ) Millennia albümünün kapanış parçası çalıyor; " Epilogue ", yani " Sonsöz ". Bugünlerde iki " Sonsöz " e takmış durumdayım: Biri bu, Kitaro'nun1982'de çizgi film için hazırladığı parçaların sonuncusu. Diğeri de Vangelis'in 1994'te bir resim sergisi için bestelediği parçalardan oluşan ve 1998'de yayınlanan "El Greco" albümünün kapanış parçası. " Sonsöz "! Bir bitiş, bir veda... Müzikal anlatım açısından, her iki parça da garip bir melankoliye, bir o kadar da garip bir hareketliliğe sahip. Bunları sana en kısa zamanda kaydedip göndereceğim dostum. 

Yaş oldu otuz iki, seninle ilk mektuplarımızı birbirimize yollayalı tam on dört yıl olmuş. Dile kolay, on dört yıl!.. Dedim ya, bu mektuplaşma sayesinde formel yaklaşımlarımdan kurtulmaya başladım. Bu sürede de epey yol aldım. Denetmenliğimde de elimden geldiğince alışılmış yaklaşımların dışına çıkıyorum. Bu da bana yeni deneyimler kazandırıyor, işimi daha iyi yapmam için yeni yollar bulmamı sağlıyor. Sen, adeta reklam yapar gibi parça isimleri yazıyordun. Bense işi azıcık ilerlettim, ruh halime uygun parçaları yazdım zarfa, beni biraz daha iyi anlayasın diye. Sende gördüklerimi elimden geldiğince zenginleştirmeye çalıştım. En azından kendi yaşamımda başarılı oldum, olumlu sonuçlarını da aldım. 

Aklım dönüp dolanıp gene müziğe takılıyor. Bu konuda ne kadar sivri dilli olabildiğimi biliyorsun. Ne yapayım, iki tane saçma sapan lafı yan yana getirip, bildik bir melodide bunu seslendirenlerin alkışlanmasını, " sanatçı " diye (deyim yerindeyse) göklere çıkarılmasını hazmedemiyorum bir türlü. Hala aklımdadır, hani şu konaklı diziyle gündeme gelen biri var ya, çıkmış matah bir şey gibi, stüdyoya bilmem ne parçasının kaydı için girdiklerini ama o arada " Hadi bir parça daha kaydedelim! " dediklerini ve üç dört saat içinde bir parça daha yazıp, yaylı düzenlemelerini falan yapıp kaydettiklerini anlatıyordu ballandıra ballandıra!.. 

Ha, tamam; sözgelimi Vangelis'in doğaçlama çalışmaları vardır, bin dokuz yüz doksandaki The City albümü baştan sona Roma'daki bir otel odasında kaydedilmiş doğaçlama bir albümdür ama bizdeki birbirinin aynı endüstriyel parçalardan kesinlikle farklıdır. Biz nasıl böyle zevksiz, pespayeliğe, özensizliğe, sıradanlığa önem verir hale geldik?.. Yıllardır aynı Türkçe söz yazılmış yabancı parçaları ısıtıp ısıtıp öne süren birine "Star" dememizden belliydi belki. Sesi dünyadaki ender seslerden biri olan, altı oktava kadar esnekliği bulunan ve " Urfa'da Oxford vardı da biz mi okumadık? " diye kızgınlıkla söylenen şarkıcımız haklıydı bu noktada. Ama sonradan " özü korumak " ile " hep aynı kalmak " arasındaki farkı unuttuk, hiç gelişmemiş olmayı bir meziyet saymaya başladık O'nun sayesinde!!! Bir de " popçular " var elbet. Her gün bir yenisi çıkıyor. Allah' tan bir Candan Erçetin, bir Sertab Erener ve onlar gibiler var da insan ferahlıyor. Ünün gelip geçiciliğini görmeyen, skandallar ya da aptalca şarkı sözleriyle bir yere varamayacağını anlamaları için ne gerekiyor acaba bu gençlere? 

Offff, bu kadar çiğliği düşünmek bile yoruyor beni!.. Ben gene sözsüz parçalarıma dönüyorum!.. 

Bu arada, sözlü falan ama Dead Can Dance topluluğunun çalışmalarını da ( özellikle Within The Realm Of The Dying Sun ve The Serpent's Egg ) şiddetle öneriyorum sana. İkiliden Lisa Gerard'ın sesine hayran kalacaksın!.. Solo çalışmalarında İngilizce de söylüyor ama topluluğun albümlerinde garip bir dil kullanıyor. Tam öğrenemedim ama İngiliz bir arkadaş Bulgarca olduğunu söyledi. Doğru mu bilemem!.. 

Geç oldu. Ben mum ışığında azıcık daha müzik dinleyecek ve uyuyacağım. Yarın postaya veririm mektubu. Bu arada, cep numaranı yitirdim. Çünkü beşinci defadır telefonumu çaldırıyorum ve numaraları başka yere kaydetmemenin cezasını çekiyorum. Eyvah, ev adresin bu arada değiştiyse mektup da ulaşmaz eline!!! Ama yok, nasıl olsa yeni adresini yazar bildirirsin, di mi? (Di)!!! :))) 

Söz, gene otuz kırk sayfa donatacağım ama dedim ya, işlerim yoğun bugünlerde. Ama söz...

Kal sağlıcakla güzel adamım, can dostum!.. Sevgiyle!..

Hakan Güler; Kitarobit :) 

Bana mektup yazmanın zevkini tattıran, pek çok güzelliği öğreten ve hiç yüzümü görmedikleri halde paylaşmanın mutluluğunu yaşatan Tolga AKGÜN, Ahu KARAMIK, Betil PARTENER ve ille de Hüseyin KIRAN' a sevgilerimle...

:  Nazmi Hakan GÜLER, 02.02.2004                                                                                                                 Diğer Bir Mektup için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt