|
Cezalı bir inci tanesi varmış…
İstiridye kabuğunun içinde, denizlerin
derinliklerinde ömür boyu beklemeye mahkûmmuş. " Hani belki bir inci
avcısı beni bulur " diyerek günışığını tekrar görmek umuduyla, bekler
dururmuş. Kendi parıltısı, o küçücük kabuğunu aydınlatmaya yetmezmiş
ki! Oysa o ışığını saçmak istermiş yine; eskisi gibi.
Kabuğunun içinde, dipsiz
derinliklere kapanmak zorunda olmadan önce, sahibi olan bir kadını çok
sevmiş. Kadın da ona büyük bir aşkla bağlanmış. Hiç boynundan
çıkarmazmış incisini. Birbirlerine o kadar yakışıyorlarmış ki! Bizim
inci, sürdürdükleri şatafatlı hayatın baş kahramanı imiş.
Gitgide diğer kadınlar kıskanmaya başlamışlar. Bu kadar parlak ve göz
kamaştırıcı inciye sahip olmak için yarışa girmişler.
Bizim inci tanemiz çok fazla dayanamamış ve sonunda
sahibinden gizli gizli başka güzel kadınların boyunlarına misafir
olmuş. Bazen günlerce ortadan kaybolduğu oluyormuş. Masal Kadınımız
bunu fark ettiğinde çok kızmış ve
en çok sevdiği mücevherini cezalandırmış. İncinin kendisini incitmesini affedememiş.
Elleriyle
koymuş yine çıkardığı kabuğuna ve kızgınlıkla mühürlemiş. Fırlatıp
atmış en derinlerine denizin; içi kan ağlayarak…
İnci
yaptığından
çok pişmanmış. Cezasını çekerken
çok düşünmüş. Eski güzel günlerini ve sevdiği Masal Kadını' nı çok
özlüyormuş.
Boyun eğmiş yalnızlığına. Artık asla kimseyi onun kadar
sevemeyeceğini ve asla o güzel günlerin geri gelmeyeceğini düşünerek
ağlamakla geçiriyormuş günlerini. Kabuğunun içinde ağladıkça ışığı
büyümüş. O kadar parlamış ki onu saran kabuk bile göz kamaştırıyormuş
artık. Oraya yolu düşen güzeller güzeli bir cin bu ışığı fark etmiş.
Cin karşısına çıktığında, inci çok şaşırmış.
İnci ile Cin bakışmışlar. İn - Cin, kimseler ne
görmüş ne de duymuş…
“ Artık kimseyi incitmek istemiyorum, ne de
incitilmek. Biliyorum eski günler geri gelmez ama kim bilir belki
yeni günler daha da güzel olur? Yukarı çıkmak istiyorum. Son bir şans
istiyorum ” demiş inci.
Cin açmış mührünü cezasının. İnci ile birlikte, o
engin yolculuğa çıkmışlar. Bizim cinimiz çok hayat dolu ve uçarı bir
cinmiş. Uçan kuşla, yüzen balıkla arkadaşmış. Tüm arkadaşlarıyla da
inciyi tanıştırmış. Güle oynaya yollarına devam etmişler. İncinin daha
önceleri ağlamaktan kör olmuş olan gözleri de gülümsemeye başlamış.
Gülmeye başladıkça
gözleri, kabuğuna yaydığı ışığı içerek
parlamış. Zamanla, etrafına yaydığı ışığı sönmüş...
İşte sonunda cezası bitmiştir ve asla aynı hatayı
bir kez daha yapmayacaktır inci tanemiz. Ağlamaktan parlayan ışığı
varsın sönsün; o ışık değil miydi ki, cezasına sebep?
O artık küçük bir çakıl taşı olarak çıkacak sahile.
Göz kamaştıran ışığını yutup içine aldı. Varsın içinde kalsın,
görmesin kimseler, duymasınlar. Onu basit bir çakıl taşı sansınlar. Bu
masal da burada bitsin…
İncinin inci olduğunu sadece cin bilecek ve artık
inci kimseyi incitmeyecek… |