www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

MASAL bahçesi

Telif Hakkı Sahibi: Emel BAYKARA
 

TABLO ve KÜÇÜK KIZ

" ... Dağların ardından güneş gülümsüyordu. Bulutlar, mavi gökyüzünün her karesinde değişik resimler sergiliyordu. Gölün yüzeyinde renk cümbüşü vardı; kırmızısı, mavisi, yeşili… Gölün tam ortasındaki patika bir eve aitti; ağaçların arasında, kulübe gibi küçük, sevimli bir eve…  "

Küçük kızın çok zengin bir ailesi vardı. Annesi doktor, babası bir işadamıydı. Evleri son derece modern yapıda, içi hoş süslemelerle, zengin motiflerle doluydu. Görkemli eşyaları ve manzarasıyla  ev oldukça kendini gösteriyordu. Fakat küçük kız bu evde kendini fazlasıyla yalnız hissediyordu. Gündüzleri sadece uşaklar, hizmetçiler bulunuyordu. Oynayacak bir arkadaşı yoktu, gerçi oynamaya da fırsatı olmuyordu. Çoğu kez, günlük yapması gereken işler zamanının büyük bir kısmını alıyordu. Her gün  piyano, Fransızca ve bale dersleri alıyordu. Bunlardan arta kalan zamanlarını salonlarındaki duvarda asılı olan bir tabloyu seyrederek geçiyordu. Az önce bitirdiği bale dersinden çıkar çıkmaz hemen tabloyu seyretmek için büyük salona gelmişti. Salon oldukça geniş, ferah ve gösterişliydi. Şampanya rengi duvarlarda birkaç aile büyüğünün resmi vardı, ayrıca şöminenin üzerinde ailece birlikte çekilmiş tek bir fotoğrafları bulunuyordu. Salonun ortasındaki büyük sehpanın üzeri, Fransa’ dan gelme pahalı örtüler ve cam eşyalarla donanmıştı. Yerdeki halılar Osmanlı motifleriyle işlenmişti. Küçük kız salonun koltuklarından birine oturup duvardaki resme baktı baktı... Küçük sarı saçları, mavi gözleri, bembeyaz yüzüyle bir meleği andırıyordu. Henüz beş yaşındaydı ve mutlu bir  çocukluk geçirmediği yüzünden okunuyordu.

*****

Evden çıktı, karşıki dağlara baktı uzun uzun. Hava soğuktu. Ellerini ceplerinin içine sokup ısıtmaya çalıştı. Patikadan ormana doğru yürümeye başladı. Küçücük bedeniyle ormanda ilerlerken etrafı süzüyor, gözlemliyordu. Sanki büyük bir insanmış gibi algılıyordu her şeyi. Ağaçlar, kuşlar, hayvanlar farklı geliyordu ona, huzur veriyordu. Yürürken eline aldığı kuru yaprağın renklerine bakıyordu; yaprağın bir kısmı kızıl, bir kısmı sarı, çok az da yeşil vardı. Yürümeye devam etti, bir ağacın dibine oturdu. Gökyüzüne baktı küçük kız, sarı saçlarını arkaya atarak iyice yaslandı ağaca, kendi kendine bir şarkı mırıldanmaya başladı. Bir anda, başına isabet eden minik bir taşla irkildi. Başını kaldırıp baktığında ağacın dallarında bir maymun oturuyordu. Çok korkmuştu, hemen yerinden kalkıp uzaklaşmaya çalışırken maymun önüne atladı ve onunla konuşmaya başladı:  

- Küçük kız dur bir dakika, amacım seni korkutmak değil! Yalnız olduğunu görünce arkadaş olmak istedim. Ne dersin, arkadaş olalım mı? Küçük kız korkmuştu ama maymuna karşı nedense birden içinde bir güven duygusu oluştuğunu hissetti. Başını salladı olur anlamında.  

- Benim adım Çenebaz ya seninki nedir?  Küçük kız gülümseyerek; 

- Benim adım da Melisa...  

Kızın sözü biter bitmez omzuna elini atarak “ memnun oldum ” dedi. Daha sonra Melisa tekrar ağacın dibine, yere oturdu. Maymun Çenebaz sürekli konuşuyor, komiklikler yapıyordu. Melisa Çenebaz’ a gülerken aynı zamanda onu inceliyordu. Bu maymun fazla iri değildi, ufak tefek bile sayılırdı. Suratı korkutucu değil aksine şirindi, kötü bakışlı da değildi; kendini sevdiriyordu. Çenebaz onu ormandaki diğer arkadaşları ile tanıştırmak istiyordu, ormanın daha iç kısımlarına doğru yürüdüler. Ormanda ilerlerken dans edip şarkı söylüyorlardı fakat ormanın en kuytu yerinde Çenebaz dikkatli olmalarını söylemişti. Ormanın bu bölgesi çok tehlikeliydi. Kimi saldırgan hayvanların varlığından ve bundan başka bir yol da olmadığından söz etmişti. Küçük kız ürkek bir halde maymuna sarılarak yürüyordu. Az ilerdeki büzüşmüş çalılıklardan gelen sesi duyduğunda, içindeki korku daha da büyümüştü. Çalılıkların arkasından sıçrayarak ortaya çıkan küçük sevimli rakunu gördüğünde birden rahatladığını hissetti. Rakun onlara bakıp hemen koşarak uzaklaşınca, küçük kız ve maymun çok güldüler bu duruma.  Uzunca bir zaman daha yürüdüler, biraz dinlenmek için durakladıklarında karşılarına bir kaplân çıktı. Kaplânın gözlerinden ateş fışkırır gibiydi. Küçük kız ve arkadaşının üzerine doğru geliyordu, ikisi de korkudan donakalmıştı. Kaplân küçük kıza iyice yaklaşıp pençesini  kaldırdığında Çenebaz hemen kendini öne atıp onun pençesine vurdu. Kaplân kendisini engellemeye çalışan maymuna iyice sinirlenmiş gözüküyordu. Ona bir pençe attı fakat pençesi boşluğa denk gelmişti. Tam da bu anda yakından gelen birkaç el silâh sesi duyuldu. Her halde civarda avlanmakta olan birkaç avcıya aitti bu sesler ve hayatlarını kurtarmıştı. Kaplân hemen oradan uzaklaşmıştı. Küçük kız, arkadaşı Çenebaz’ a kendisini koruduğu için teşekkür edip, öptü. Hava iyice kararmıştı ve hala o tehlikeli bölgedeydiler. Yorgunluk iyice bastırmıştı. Dinlenmek için uygun bir yer aradılar. Temiz  ve yumuşak bir çalılığın üstünde birbirilerine sarılıp yattılar. Çenebaz ara sıra uykudan uyanıyor etrafı kolaçan edip tekrar uyuyordu. Sabah uyandıklarında, ormanın gerisinde görüp bıraktıkları rakunun kendileriyle birlikte uyumuş olduğunu fark ettiler. Rakunu uyandırdılar. Rakun uyanır uyanmaz : 

- Günaydın arkadaşlar! dedi.
 

Rakunun  hiçbir şey olmamış gibi davranması karşısında, önce şaşkın kalan küçük kız ve arkadaşı daha sonra kahkaha atmaya başladılar. Bir süre sonra rakun da  onlara katıldı. Rakunu da aralarına alarak  yola devam ettiler. Ormanın karanlık, korku dolu bölgelerini geçip sakin yerlerine gelmişlerdi. Biraz ilerde karşılarına çıkan akarsuyun yemyeşil kıyılarında, susamış olan üç arkadaş susuzluklarını giderdiler. Üç arkadaş eğilmiş su içerlerken, rakun fazla eğildiğinden suyun içine düşüverdi. Onun düştüğünü gören küçük kız ve maymun kahkahalar içinde bu sevimli rakuna ‘ Sakar Cancan ’ ismini takmaya karar verdiler. Onu aralarına aldıkları için oldukça mutluydular. Bir müddet daha yola devam ettiler. Karşılarına bir çiftlik çıktı. Çenebaz’ ın arkadaşları bu çiftlikte  yaşıyordu. Uzaktan onların geldiğini gören horoz, bağırıp diğer hayvanlara seslenmiş, herkes onları karşılamaya yanlarına gelmişti. Çenebaz  küçük kıza ve rakuna tek tek arkadaşlarını tanıttı; “ bu Kılkuyruk inek, bu horoz Biber, bunlar da eşek Hırt, at Fırtına, köpek Fakir, diğerleri de kedi Fıstık, sincap Fındık ….”. O gün beraberce oyun oynamışlar, şarkı söyleyip dans etmişlerdi. Küçük kız o kadar mutluydu ki…       

Kapı zilinin çalmasıyla küçük kız irkildi, koltukta dalgınlığından sıyrılarak dik oturup soğuk bir tavır takınarak içeri giren annesine, babasına selam verdi. Odasına gitti daha sonra.

*****

Odasına gideli çok zaman geçmemişti ki salondan gelen büyük bir gürültüyle irkildi. Küçük kız odasından fırlayıp sesin olduğu yere doğru koştu, gizlice kapıdan baktı. Annesi ve babası tartışıyordu. Annesi koltukta oturuyor, elinde mendil ağlıyordu. babası bir o tarafa bir bu tarafa yürüyordu. Küçük kız duyduklarına inanamadı, annesi ile babası ayrılma kararı alıyordu. Kapı kenarından onları gözetleyen Melisa birden bire titremeye ve ağlamaya başladı. Ağlama sesini duyan annesiyle babası kapıya doğru yöneldiler, küçük kız hemen kapıdan fırladı, koşmaya başladı. Melisa üzerinde incecik pijamaları, çıplak ayaklarıyla kendini dışarı attı. Dışarısı buz gibiydi, yağmur yağıyordu. Sarı, kıvırcık saçları ıslanmış, ayakları çamura bulanmış bir haldeydi. Annesi ve babası peşinden koştular fakat küçük kız gözden kaybolmuştu bir anda. 

Uzun süre aradıktan sonra Melisa’ yı, sevdiği atın kaldığı ahırda samanların arasında baygın buldular. Hemen hastaneye götürdüler. Küçük kız çok kötü hastaydı ve ateşi çok yüksekti, doktorlar zatürreeye yakalandığını söylediler. Tüm tedavilere karşı küçük kız yatağın içinde halsiz bir şekilde yatıyordu. Gözleri umutsuz ve neşesiz bakıyordu, gözlerinde bir parça nem, derinlere dalmış gibi bakıyordu; 

- Üşüyorum anne, beni ısıt ne olur! dedi. Annesi kocasına gözleri yaşlı bir şekilde baktı ve kızına sımsıkı sarıldı. Melisa’ nın bir elini annesi, diğer elini babası tuttu, küçük kızın  gözleri kapandı. İşte o zaman kıyamet koptu. Annesi kızının bedenine sarılarak çığlıklar attı. 

Cenaze kaldırıldıktan sonra, eve döndüklerinde içlerinde fırtına kopuyordu. Ev hiç bu kadar boş, ıssız ve korkunç olmamıştı. Genç çift pişmanlık içinde, oturdukları koltukta birbirlerine sarılıp destek olmaya çalıştılar. Hiç bu kadar yakın olmamışlardı. Yerden başlarını kaldırıp karşıya baktıklarında gözlerine inanamadılar! Her zaman duvarda asılı duran tabloda o ana kadar fark etmedikleri bir şey dikkatlerini çekti...

" Gölün etrafındaki o patika yolun üzerinde, hemen evin önünde, küçük bir kız çocuğu, kıvırcık saçları sapsarı, ağlamaklı, başında şapkası, ayaklarını göle uzatmış  öylece oturuyordu… "

****************

:  Emel BAYKARA, 01.Şubat.2004 Pazar, 00:46:06                                                                 Diğer Bir Masal için  

             

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt