www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
MASAL bahçesi
Telif Hakkı Sahibi: Sibel ERÖZDEN
MUTLULUK ANKALARI
|
Bir varmış, bir yokmuş.. Allah’ın kulu çokmuş. Zaman Dede derler, yaşlı mı yaşlı tonton mu tonton bir dede yaşarmış dünyada. Öyle genişmiş ki kucağı, bir sarıldı mı kolları, dolanırmış bütün dünyayı. Hem hiç de bıkmazmış sarılmaktan. Dünyanın etrafında bir su gibi akar dururmuş, kimselere de görünmezmiş. Yani sihirli bir dedeymiş bu Zaman Dede! İnsanlar çok kızarmış Zaman Dede' ye. Bazıları dünyanın etrafındaki bu akışını çok hızlı bulurmuş, “ Ne de hızlı geçiyor ” der şikayet ederlermiş. Bazıları da bu akışı çok yavaş bulur, “ Geçmek bilmiyor zaman! ” diye şikayetçi olurlarmış… Bir gün Zaman Dede' nin canına tak etmiş, bu memnun olmaz insanoğluna bir oyun etmeye karar vermiş. ” Şimdi görürsünüz siz…Bana söylemediğiniz söz kalmadı, hala anlamayacak mısınız sizin için akıp durduğumu? Durup dinlenmeden, yorulmak bilmeden, şikayet etmeden sizin için var oluşuma bir teşekkürcük bile etmiyorsunuz! ” Böyle demiş ve akıp giderken apansız donup kalmış! Ne söylemiş, ne esmiş, ne de geçmiş. Basketbol oynarken düşüp ayağı kırılan bir çocuk, yeniden koşup oynayabilmek için artık alçılarının çıkmasını istiyormuş. Ama zaman akmadığı için kırıklarının iyileşmesi de durmuş. Bebek bekleyen bir anne varmış. Bebeğine kavuşması için zamanın geçmesi gerekliymiş. Ama zaman durunca, hem onun, hem de bütün annelerin bebekleri doğmaz olmuş! Dünyaya o mis kokulu bebeklerden hiçbiri gelmiyormuş artık. Hasta yatağında yatmakta olan bir ihtiyarcık da öyle hastaymış öyle hastaymış ki zamanın geçmesini ve artık bu dünyadan gitmeyi istiyormuş. Ama zaman durunca bu acılara nasıl katlanacağını kara kara düşünmeye başlamış. Bir başka çocuk annesiyle yaptığı dondurmanın donabilmesi için zamanın geçmesini bekliyormuş. Dondurmayı hemencecik yemek istiyormuş. Oysa dondurma, kabın içinde öylece muhallebi gibi duruyormuş… Bütün çocuklar büyümek istiyorlarmış. Ama Zaman Dede bu oyuna başlayalı beri hiçbiri bir santim bile büyüyememiş. Hem de bardak bardak süt içmelerine rağmen! Böylece dünya artık insanlar için katlanılmaz bir yer olmaya başlamış. Eskiden “ Hain zaman, gençliğimi çaldı benden… ” diyenler zamanı arar olmuşlar. Yitirilen en değerli şeyin zaman olduğunu, onu kaybedince fark etmişler. Suçlayacak bir şeyleri de kalmamış üstelik! ” Eskiden bu kadar çürük mü vardı ağzımda? ” diye zamanı suçlayanlar dişlerinin değerini bilmeyip fırçalamadıkları için böyle olduğunu anlamışlar. İnsanoğlu değerini bilip koruyamadığı ve sonunda da yitirdiği her şey için haksız yere suçladığı zamanı, özler olmuş. En kötüsü de Zaman Dede' nin torunlarını bulamamak olmuş insanoğlu için…Umut kuşlarını… Her bir insan, kendi beden kafesinde bir umut kuşu beslermiş. Kaç tane insan varsa dünyada, her biri için bir umut kuşu yaratılırmış. Onu sağlıklı ve güzelce beslersen, büyür büyür, " Mutluluk Anka " sına dönüşürmüş. İstediği her an her yerde mutluluğu bulabilirmiş insan. Eğer ona iyi bakmaz, korumazsan, beslemezsen, içinde bir mutsuzluk fırtınasına dönüşürmüş Umut kuşu. Psikologlara en çok gidenler umut kuşlarını beslemeyenlermiş aslında. Psikologlar onlara - Umut Kuşları Hakkında Merak Ettiğiniz Her Şey - UMUT KUŞU BESLEME VE BAKIM KILAVUZU veriyorlarmış. İşte Umut kuşları böyle kuşlarmış. Tıpkı Zaman Dede gibi onlar da sihirliymişler. Zaman Dede' lerinin durduğunu fark ettikleri anda bütün insanların içinden uçup gitmişler. İçlerinde hiç umut olmadığını hisseden insanlarsa daha büyük mutsuzluklara düşmüşler. Mutluluk Ankaları bile uçup gitmiş insanların içinden. Zaten zaman akmadığı için güneş de doğmuyormuş. Böyle olunca ne mevsimler, ne aylar, ne de haftalar varmış artık. Bahar gelmiyor, çiçekler açmıyor, yağmur yağmıyor, yapraklar yeşermiyormuş. Dünyadaki tüm renkler de şarkılarını susturmuşlar, çünkü onlar yalnızca mutlu insanlar için şarkı söylermiş. Mutlu insan kalmayınca, onlar da susmuş işte. Dünyada tam bir kargaşa başlamak üzereyken, ortaya bir kahraman çıkmış! Bu, Umut kuşlarının annesi, Zaman Dede'nin sevgili çocuğu Sabır Teyze imiş…. “ Sakin olun, sakin! ” demiş, “ Biraz durun bakalım. Şimdi beni iyi dinleyin ve söyleyeceklerimi yapın ” Bütün insanlar Sabır Teyze' yi dinlemeye başlamışlar. “ Eğer “ demiş Sabır Teyze “ size vereceğim tabletleri içerseniz Umut kuşlarınız geri dönecek. Bunlar bir miktar ' sabır ' içerir. İçtiğinizde kalbinize yayılacak olan sabır, titreşimler oluşturacak ve benim şirin çocuklarımın size dönmelerini sağlayacak ” İnsanlardan biri inanmamış. “ Ya yanlış biliyorsan Sabır Teyze? Ya bu doz bana fazla gelirse? ” “ Sabır Teyze ya sabır demiş kendi kendine… Umutsuzluktan iyice beyni sulanmış bunların… ” Bu önerilen en düşük doz zaten. Merak etme bir şey olmaz… Fazla içmiş olsan bile asla zararı dokunmayacak bir ilaç bu. Ben çocuklarımı tanırım, bu titreşim aramızda gizli bir sinyaldir. Duydular mı dönerler. Hem, bana güvenmekten başka bir şansın var mı? ” Bu soruyu soran insan için bu bir riskmiş ama göze alması gerektiğini biliyormuş. Bir başka insan merak etmiş; “ Sabır Teyze, peki Umut kuşlarımız nereye gitti? Zaman durunca bizi neden terk ettiler? “ “ Ay, ne meraklısın! ” diye çıkışacak olmuş ama bilmelerinin de en doğal hakları olduğunu düşünüp saygı göstermesi gerektiğini fark etmiş. “ Umut kuşları, Zaman Dede aktığı sürece hayatta kalır. Babam, yani Zaman Dede durunca onlar da zayıflamaya, hastalanmaya başladılar, sihirli güçlerini azar azar yitiriyorlardı. Ben onlara da denge ilacı getirecektim ama yetişemedim. Zaman olmayınca zamanında yetişmek diye bir şey de olmuyor. Yetişemedim. Onlar da dedelerine gittiler neler olduğunu anlamak için. Az önce onları konuşurlarken duydum. Sizin bu sabır tabletlerine ihtiyacınız var sevgili insanlar, şimdi lütfen şunları için bakalım…. ” İnsanların kimileri teşekkür ederek, kimileri de Sabır Teyze' ye kötü kötü bakarak, ama başka çaresi olmadığı için içmişler ilaçları…. İçer içmez de hepsi bir anda derin uykuya dalmış. Bütün insanlar çok tatlı bir düşü hep birlikte görmeye başlamış. Bu özledikleri dünyaymış, bazen iyi bazen kötü, içinde sevinç de hüzün de olan, ama dört mevsimin yaşandığı, gün doğumlarının, gün batımlarının olduğu, denizlerinde ay ışığının dansettiği bir dünya. Okulların açıldığı, anne babaların işe gidip geldiği, tatillere gidip gelinen, kızarmış ekmeğe tereyağı ve reçel - ya da damak zevkine göre başka yiyecekler - sürüp yiyebildikleri bir dünya… İçinde renklerin, şarkıların, oyunların, yarışların, kazanmaların ve kaybetmelerin olduğu o dünya… Zaman Dede durmadan önce şikayet ettikleri, ama şimdi özledikleri dünya… İşte onu görüyorlarmış rüyalarında. Bir yandan da “ Ne yazık, şimdi ancak düşte görülebilecek bir yer bizim dünyamız ” diye akıl yürütebiliyorlarmış. Bu düşünce, içlerinde öyle bir özlem yaratmış ki, o özlemden doğan enerji, sabır tableti ile etkileşime geçince kocaman bir dua olmuş. Sihirli, büyük bir dilekmiş bu. Her şeyin farkında olan Zaman Dede için bile, bu sihirli büyük dilek karşı konulmaz bir emre dönüşmüş. Gülümsemiş Zaman Dede. İnsanların anladığını gördüğünde, önce torunlarını, Umut kuşlarını yollamış. " Tamam tamam ” demiş… “ Tasalanmayın artık. Zaten ne kadar sıkıldığımı tahmin bile edemezsiniz. Şu uslanmaz insanoğluna bazı şeyleri öğretmek istedim yalnızca. Ben olmasam hiçbir şeyi anlayacakları yok zaten! Gidin sevgili torunlarım, ben akmaya başlayacağım... ” Sabır Teyze' ye göz kırpmış… ” Çak bakalım! ” demiş. “ Hallettik işte! Anladılar sonunda… ” Sabır Teyze de gülümseyerek “ Çak ” demiş ama o biraz daha temkinliymiş, ” Sen hele yeniden geçmeye başla babacığım, biraz sabırlı olup anlayabiliriz bunu ” Sonunda Zaman akmaya başlamış, biraz da geçtikten sonra Sabır Teyze, “ Eeee? Babacığım ne dersin? İnsanoğlu anlaması gerekeni anlamış mı? ” “ Yahu kızım “ demiş Zaman Dede “ Sende bir ara hafıza tabletleri görmüştüm, hala var mı, şunlara bir de ondan içirsek? ”
|
:
Sibel
ERÖZDEN,
23:21, “ Ben
yazarken, ne de hızlı geçmiş zaman!” ,
26.06.2004