www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi

Telif Hakkı sahibi: Seçkin Kemal ERDEM 

İZİNDE

Atam, bazılarımız izindeyiz!

İznin, tatlı tatlı kaşındıran, kaşıdıkça acıtan, acıttıkça zevklendiren o özezer, o dayanılmaz rehavetinden bir türlü kurtulup çabalama girişiminde bulunmuyoruz. İznin bir gün biteceğini dahi düşünmüyoruz. Uzattıkça uzatıyoruz izni. Günlük, haftalık, yıllık izni bir tarafa bıraktık da, neredeyse asırlık izne dönüştüreceğiz. Bu bazılarımız abartmayı seviyoruz...

Atam bazılarımız ise izindeyiz! Hiç şüpheniz olmasın lütfen. Hem de sarsılmaz bir biçimde!

Önemli olan izinde olanlarla, izinde olanlarının sayılarının birbirine oranı. İsmet paşanın bir özdeyişi vardır: Bir memlekette namus erbabı, lâakal namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memleket için kurtuluş yoktur. ( Bir memlekette namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülke kurtulamaz ) Şimdi bunu yukarıdaki savımıza uygulayalım: İzinde olanların izinde olanlardan daha fazla olması gerekir...

Atam, adınızın geçtiği yerde hiçbir şeyin propaganda aracı diye anlaşılmaması gerekir diye düşünüyorum. Siz bir ideoloji değilsiniz ki! Siz bunu hiçbir zaman istemediniz. Siz örnek bir yaşam şekli olarak anılmalısınız; Batının bilime bağlı çağdaşlığı ile uygarlığın seviyesini yakalamak amaç olmalıdır. Bunun nasıl olacağını ise çok güzel anlatmıştınız:Lâiklikle! Bilgiyle!

Öyle ya Atam; her şey kendi sınırları içinde işlendiğinde bilinci ve önemi artar. Bu o kadar basit bir kuraldır ki, bir adam aynı anda demirci, marangoz, sıhhi tesisatçı, elektrikçi olmasa daha yerinde olur. Hepsi ayrı bir uzmanlık isteyen, yıllara dayalı işlevsel deneyimlerle dolu birer ve üstelik ayrı daldır. Usta marangoz denir. Usta demirci denir. " İyi bir din adamı " dır denir. " Tam bir Devlet Adamı " dır denir.

Propaganda için Türk Dil Kurumunun güncel sözlüğüne baktım; İtalyancaymış! Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma demekmiş. Hiç bu kadar lâkırdıya, bu kadar uğraşa gerek var mı Allah aşkına, Atam? Kelime yanınızda çok hafif kalıyor Atam; küçük işlerle uğraşanlara yakışır bir kelime bu. Hemen her şeyde akıllarına siyaset gelmesine karşın sizin siyasetüstü bir kavram olduğunuzu göremiyorlar Atam; çünkü izindeler...

Hayatınızı adadığınız Türk milletine, cumhuriyet kurulduktan sonra ayaklarınıza serilen olağanüstü servetler karşılığında " Bizi de kurtar! " çağrılarına karşın siz, bir yere kıpırdamayarak kopmaz bir şekilde bağlı olduğunuz ve ekonomik, siyasal ve kültürel  gelişimlerin de yolunu açtığınız Türk milletine, artık dünya tarihince onaylanmış çağdaşlılığınız, ileri görüşlülüğünüz ve uygarlık anlayışınızla ancak örnek alınması ve izinden gidilmesi gereken bir atasınız. Görebilene, tarihten gelen ve asla silinmeyecek, yurtsever yabancı ve Türk komutanların, siyasetçi - düşünür - eğitimci - devlet adamlarının ileri ve kolayca anlaşılır bir toplamısınız. Hele hele, ilk orta ve yüksek Türk eğitimcilerinin tartışılamaz başöğretmenisiniz! Parmakla gösterecekleri tek örneksiniz. Siz bir öğreti, bir düşünce, bir inanç değil,  olması gereken insan örneğisiniz... Sadece Türk' e değil tüm dünyaya örneksiniz...

Hiçbir çıkarınız olmaksızın yoluna baş koyduğunuz ve bir üyesi olmaktan her zaman gururlandığınız, kâğıt üzerinde fiziki mirasınızın tamamını bıraktığınız ulusunuza bırakmak istediğiniz, bıraktığınız asıl mirası ben çok kısa olarak açıklayabilirim izninizle: Ahlâk ve Erdem sınırları içersinde daima ve yalnızca ileriye gitmek! İşte en kısa şekliyle AtatürkÇÜLÜK budur!...

Bunun propagandayla ne ilgisi var Atam?  İznin gevşekliğinin getirdiği rahatlıkla çağdaşlarınız veya çağ önceniz olan küçük çaplarla mı karıştırdılar acaba? Atatürk ve propaganda kelimelerinin yan yana getirilmesi bile abesle iştigaldir. Dayanılması zor, akla ve gerçeğe aykırı bir tanımlamadır. Dalgınlık, dikkatsizlik, boş bulunma, aymazlık, ihtiyatsızlıktır. Vefasızlıktır.

Yıllar önce Londra' da hastanede yatıyordum. bir tarafımızda bir şey vardı herhâlde ki hemşireler ilgisini eksik etmiyorlardı. Odam boş kalmıyordu. Mesaisini bitiren hemşire üstünü değiştirdiği gibi soluğu odamda alıyordu. İngilizcelerine hayran ağzım açık dinliyordum. Bazen de ben anlatıyordum. Niyedir bilmem, onlar da ağzı açık beni dinliyorlardı. Zamanla ziyaretçi sayım arttı. O geceye kadar!

Tarih konuşuyorduk. Birbirimizi tanımaya çalışıyorduk. Muhafazakâr olduğu çok belli otuzlu yaşlardaki tombul İngiliz hemşire, " Sizin Atatürk' ünüz gibi bizim de Churchill' imiz var " dedi. Daha sonra Churchill' in hiç yenilmediğini ve çağının en büyüğü olduğunu söyledi. Kendine göre haklıydı. Tam da II. Dünya savaşının başlarında doğmuştu. Ailesi ve kendisi kim bilir neler çekmişti? Savaş yılları sonrası da kolay değildi. Bebek de olsa, insan bilinçaltında bir iz, bir siren, bir bombanın düşüşü, bir kuyruk, bir soğuk taşır diye düşünmedim değil. Ama bir kere damarıma basılmıştı! Atatürk ve Churchill! Şüphesiz ki Sir Winston Churchill büyük bir devlet adamı, çok iyi bir diplomat, iyi bir politikacıydı. Bütün bunlar Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile karşılaştırılması için yeterli değildi!

İngilizler için iki tarif çok önemlidir: 1) Güneş Batmayan İmparatorluk 2) Yenilmez Donanma. Winston HURCHILL' in Denizcilik Bakanlığı 1. Lordu ( bakan ve donanma komutanı )  olarak başında bulunduğu Yenilmez Donanma Çanakkale ' de yenilmiş, Trakya ve daha sonra Anadolu Güneşi' ni Osmanlılara, Türklere,  asıl sahiplerine bırakarak batırilân Goliath zırhlısından sonra çok önemli ikinci büyük gemisi Quenn Elizabeth' i Akdeniz donanmasından geriye çekmişti. 26 Mayıs 1915 yılında ayrılmaya zorlandığı kabineye ancak 24 yıl sonra geri dönebilecekti. Bunun böyle olmasını kaderden çok Mustafa Kemal sağlamıştı. Kendisi daha sonra anılarında şöyle diyecekti: Benim talihsizliğim, Mustafa Kemal' in orada olmasındaydı!

Bunu hazırda bulunanlara anlattığımda, hemşire kıpkırmızı kesildi. " Yalan " diyecek oldu ama yarıda bırakarak başka bir argo kullandı. Özür dileyerek iyi akşamlar dedi ve sert bir şekilde dışarı çıktı. İşte bu son oldu! Sonraki gecelerde yalnızdım. Ötekiler de gelmediler! Ama en son ana kadar görevlerinde kusur da eylemediler. Yalnızca ilgi ve sevecenlik yok olmuştu! Tek yaptığım tarihi bir gerçeği vurgulamaktı...

Atam, sonra anladım ki, liderlerine lâf söylettirmemelerinin altında ona borçlu olduklarından çok, ona duydukları sevgi ve saygı yatıyordu. Partilerüstü sevgi, siyasetüstü saygı, her şeyin üstünde insanca vefa! İşte bu çok daha anlamlı, çok daha asildi...

Bir gün Fransa' da, Paris' te zor toparladım. De Gaulle' e lâf çakıştırdım. Eleştireceğim o kadar çok yanı vardı ki, De Gaulle' un! Garson dahil hep birden üstüme geldiler. Çareyi mekânı terk etmekte buldum. Liderlerine söz söylettirmediler. De Gaulle' ün politikacılık yaşamının ileriki dönemlerinde ona oy vermemelerine rağmen!

Atatürk' ü anlayan insan yürüyüşünden bellidir. Ne olursa olsun, mantık ve insaf sınırları içerisindedir! 

İzindekilere şöyle demek geliyor içimden Atam: " Atatürk' ün fotoğrafından tutun da fikirlerine kadar, yaptıklarından tutun da söylediklerine kadar örnek almamız gerekmektedir. Atatürk bir biçimdir: İncelik, zekâ, erdem, gurur, onur, asalet, ilim, irfan, devlet adamlığı, yurtseverlik, akıl, ahlâk, görgü, terbiye, eğitim ve ilerlemenin en üst noktasıdır... Yaşam sanatıdır... Bunu şimdi ben değil, benden önce birçok yerli ve yabancı otoriteler söylemiş. Her olayda ve her şartta, adının veya sıfatının geçtiği  her yerde saygıyla ve minnetle anmamız gerekir. Her olayda, her şartta sadece sahip çıkın... Resimlerine, fotoğraflarına bakabildiğiniz kadar bakın. İçiniz ısınsın. Kendinizi güvende hissedin. Kareleri iyi tarayın; Türk insanını görün. Kısa zamanda nasıl yol aldıklarını görün. Bin dokuz yüz onlu yılların sonunda Almanya' dan gelecek bir tren vagonu navlunu kadar şekere gereksinimi varken, Cumhuriyetten hemen sonra kaç şeker fabrikası yaptığını anlayın! Nasıl yaptığını anlayın! Fotoğraflara iyi bakın! Türk insanının giyimine nasıl özen gösterdiğini görün. Türk insanının Cumhuriyete nasıl kanat verdiğini görün. Özveriyle kanat gerenlerin adlarını ve yaptıklarını zihinlerinize kazıyın. yapılan her işte, atilân her adımda Atatürk' ün izini görün! Onu ve önderlik ettiği Türk insanını iyi tanıyın; Bu günleri onlara borçluyuz. Eksikler varsa belirleyin; konuşmayın; eksikleri siz gidermeye çalışın. Onlar size bir emanet bıraktılar. İleriye götürmenin yollarını da gösterdiler. Atatürk ve onun cumhuriyeti bir siyaset değil, Türkün yaşam şekli olmalıdır. Saygıyla anılmalıdır.... Ve... ve... asla ama asla onları kimseyle kıyaslamayın; çünkü onlar kimsenin başaramadığı başardılar! "

Atam, izinizdekilere çok teşekkür ederken, izninizle izindekileri izinize davet ediyorum...

:  Seçkin Kemal ERDEM, Auckland, 21.02.2006                                                                       Diğer bir  Köşe Yazısı... "   için

                                  

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt