|
Tüm dostlara selâm. Özlemle beklediğim sonbahar artık yavaş yavaş
yerleşiyor. Bugünlerde İstanbul bir başka güzel. Tahsil yaşamım boyunca,
özellikle de ilk öğrenimde, okuldan da, öğretmenlerden de, derslerden de
nefret ederdim. Okulda harcadığımız zamanın bahçelerde, bostanlarda
oynayarak, ya da evde soba başında pinekleyerek geçireceğimiz güzelim
yaşamımızdan çalınmış ve bir daha ele geçmeyecek olan bir zaman dilimi
olduğunu düşünürdüm. Hatta bir seferinde okulumuzun yanındaki tarihi köşk
yanmıştı. İtfaiye arabaları sirenlerini öttürerek gelirlerken ellerimi
açıp Allah' a yangının bizim okula da sıçraması için dua etmiştim. Öyle ya
okul yanarsa biz de kurtulacaktık güya.
Aradan yıllar geçti. O zamanlar nefret ettiğim ilkokul sıralarına geri
dönebilmek mümkün olsa keşke. Üstelik bizim dershanemiz leb-i-derya
Boğaziçi manzarasına sahipti. Şimdilerde kırtasiye satan dükkanlardaki
hareketliliği kıskançlıkla izliyorum. Garip bir ruh hali bu. Durup
dururken gidip kendime kokulu silgiler, renkli kalemler, ilginç şekilli
kalemtıraşlar almak geliyor içimden. Dun hiç gereksinimim yokken PVC
kaplı, çiçek desenli çizgili bir defter satın aldım. Çok hoşuma gitti ama
Allah çocuğu olana kolaylık versin çünkü okul gereçleri çok pahalı.
Bizim ilkokulda okuduğumuz donemde bildik siyah kursun kalem ve beyaz
lâstik silgi dışında böyle cicili, bicili kırtasiyeler yoktu. Sonra bir
gün, bir öğrenci kulübe sekli verilmiş rengarenk bir kalemtıraş getirip,
sırasının üstüne koymuştu. Yurt dışındaki bir akrabası yollamış. Kırmızı
kiremitleri, penceresi hatta perdeleri bile vardı ev seklindeki
kalemtıraşın. Günlerce hayranlık ve kıskançlıkla izlemiştik. Ona yakın
olabilmek, ve bir kez daha dokunabilmek için gerekli, gereksiz yontmaktan
bütün kursun kalemlerimiz serce parmak kadar kalmışlardı. Sonunda
öğretmenimiz bu durumun öğrenciler arasında büyük bir eşitsizlik
yarattığını düşünüp arkadaşımıza o kalemtıraşı okula getirmesini
yasaklamıştı.
O zamanlar şimdiki gibi alışveriş merkezleri de yoktu. Bütün okul
gereksinimlerimizi Mahmutpaşa' daki Sümerbank' dan alırdık. Bu nedenle
Sümerbank satıldığında çok üzüldüm. Eylül başlarında annem okul
önlüklerimizi almak için bizi vapura bindirip Eminönü' ne götürür,
alışveriş bittikten sonra Mısır Çarsısında börek yedirir, dönüşte de
vapurun büfesinden gazoz alırdı. Unutmadan; Mısır çarsısı içindeki
dükkanlardan çok sevdiğimiz tulum peyniri, eski kasar ve iri yeşil
zeytinden de almayı ihmal etmezdi. Aksam yemek yapmaz onun yerine cay,
peynir, zeytin vs kahvaltı hazırlardı. Tam masaya oturduğumuzda birader
bir punduna getirip benim sosisimi tabağımdan araklardı. O günkü tulum
peynirinin tadını bugün en kaliteli şarküterilerde satılan ürünlerde bile
bulamıyorum ne yazık ki! Önümüzdeki günlerde bir Mahmutpaşa, Bahçekapı,
Tahtakale, Mısır Çarsısı nostaljisi yaşamayı planlıyorum. Detayları
sizlere anlatırım.
Sevgiler. |