www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Telif Hakkı sahibi: Mehmet ÜNVER
ORTA DALGA ISTANBUL YAYINLARI...
NELERİ KAYBETTİĞİMİZİ BİLİYOR MUSUNUZ?
|
Kahve çekirdeklerini kavurmaya başladığında bütün mahalleyi enfes bir kokuya boğan, efendi, hatırşinas, herkesin kardeşi, ağabeyi olan kuru kahveci Kevork amca vefat ettiğinde önce Ermeni kilisesinde bir tören düzenlenmiş, ardından onu seven muhitimiz insanları tabutunu omuzlayıp hemen on metre ötedeki camiin musalla taşına götürerek gözyaşları içinde helâlliklerini bildirmişlerdi. Bir mücevher koleksiyonu sergilermişçesine özel olarak aydınlattığı camlı tezgahında palamut lâkerdalari satan " Yasef Abi " buz gibi kış geceleri birkaç parça lâkerda satıp üç beş kuruş kazandığında en yakın dostları takacı Nurettin ve manav Adem' le kafa çekmek üzere iskelenin yanındaki meyhanenin yolunu tutardı. Balıkçı Niko, gece yarısı sandalıyla açılıp, sabaha kadar tuttuğu balıklardan bir kısmını satmayıp, Müslüman, Musevi, Ortodoks ayrımı yapmaksızın mahallenin fakir ailelerine hayrına verirdi. Nalbur Aleko Cumhuriyet Bayramlarında ana caddede kurulan zafer takı altında davul zurna eşliğinde bir yandan kasap havası oynarken, bir yandan da; " Heyyyt var mi ulan Türkiye Cumhuriyetine yan bakannn " diye coşkulu naralar atardı. Mahallemizin bekçisi Barok' un kız kardeşi iğneci Matmazel Fani altmış yaşında zücaciyeci Lazar amcayla evlenip bekârlığa veda ettiği gün duvağı yerleri süpüren bir gelinlik giymiş, tören icin evinden sinagoga kadar yürürken, kendilerini alkışlayan bizlere el sallayıp, öpücükler göndererek karşılık vermişti. Törene ayrımsız tüm komşularını davet ettiğini söylememe gerek yoktur sanırım. İlkokul arkadaşımız Dario' nun ayni sinagogdaki Bar Mitza töreninde kat kat kadife kumaşa sarılmış kutsal kitap haham tarafından dualar eşliğinde ortaya getirildiğinde Müslüman, Musevi, Ortodoks hatta belki de dinsiz tüm davetliler hiçbir uyarı yapılmadan ayağa kalkmamız gerektiğini biliyorduk. Çünkü komşularımız icin kutsal olana saygı göstermenin gereğini daha o çocuk yaşımızda öğrenmiştik. Madam Elefteria' nın sünnet düğünüm için nefis bir ipek yorgan hediye getirdiği günlerde bekçi Barok camiin halılarını çalan iki hırsızı yakalayıp, kollarını kıracak kadar dövmüştü. Madam Anastasia yurt dışında yasayan oğlunun yanından döndüğünde vapurdan iner inmez; " Şükür memleketime kavuştum " diyerek toprağı öpmüştü. Ester'in kızı Furtuni, mahallenin biçkin delikanlılarından Reşat’ a gönül vermiş, terzi Kiryazi' nin arabuluculuğu sonucu evlenmişlerdi. Hayli hırçın ve kabadayı tabiatlı bir insan olan Reşat Abi, Furtuni' yi kendi dinini istediği gibi yaşaması konusunda özgür bırakmış, düğünler, cenazeler basta olmak üzere tüm törenlerde sinagogda eşinin yanında yerini almıştı. İki eli kanda dahi olsa Cuma namazlarını asla kaçırmazdı. Bizim Hacı Amcamız, Bey Babamız, Hanımannemiz, Madam Teyzemiz, Komşu Matmazelimiz, bakkalın hanımı Raşel Ablamız, Manikürcü Eleni' miz, İmam Efendimiz, Papaz Efendimiz, Haham Efendimiz vardı. Şeker bayramlarında eş dost, akrabadan el öpüp topladığımız harçlıklar suyunu çektiğinde olanca arsızlığımızla gayrimüslim komşularımızın kapısına dayanır; " bayramınız kutlu olsun Samuel Ağabey, bayramınız mübarek olsun Arus Teyze, iyi bayramlar Onnik Amca " temennileriyle harçlığımızı beklerdik. Onlar geleceğimizi bildikleri için zaten bembeyaz mendiller içinde pırıl pırıl liraları çoktan hazırlamış olurlardı. Muhitimizin en kabadayı kızı Viktorya' nın, sahilde yüzen diğer kızları rahatsız eden birkaç serseriyi evire çevire dövdüğü gün kahvelerin önünden geçerken erkekler kaldırıma dökülüp; " Helâl sana kız Viktorya " diye sırtını sıvazlamışlardı. Hrant Dink' in Son Dakika olarak verilen ölüm haberini ablamla evimizde kahve içerken öğrendiğimiz an gözlerimiz doluverdi. Hrant Dink' i birkaç gazete haberi dışında pek tanıdığımı söyleyemem. Bu cinayetin siyasi, toplumsal, dini, vd… boyutlarını, nedenlerini, Hrant' ın kişiliğini ne şimdi, ne de sonra tartışmaya hiç niyetim yok. Zaten ilke olarak SiZedebiyat' ta siyaset de yapmamız doğru değil ve yapmıyorum. Sadece bugün elli yaşına gelmiş eski bir İstanbullu olarak kısa sayılacak bir sürede ne çok güzelliği kaybettiğimizi anımsatmak istiyorum. İşte ben en çok buna üzülüyorum. Her gün gazetelerdeki vefat ilânlarında bu kentin bir köşesinde ömürlerini titrek birer mum alevi gibi yaşamış Madam Teyzelerimizin, Müsyü Artin' lerin, dul Bayan Rebaka' ların, merhum Bay Dimitri' nin eşi dul Bayan Delpinia' larin vefat ilânlarına rastlıyorum. Cami, kilise ve sinagoğun birbirine bitişik olarak inşa edildiği, Müslüman ve Hıristiyan tüm ahalisinin dostluk, kardeşlik içinde, acı, tatlı günlerini paylaştığı güzel bir mahallenin çocuğu olarak içim yanıyor sadece. Ben mahallemizde Madam Teyzelerimizi, Hacı Amcalarımızı, Mustafa' ları, Agop' ları, Sultana' ları, Moiz' leri yine yan yana istiyorum. Ramazan ayında radyolarını açık tutarak, iftar vaktini komşularına bildiren, hamursuzlarda, yortularda pişirdikleri yemeklerden muhakkak komşularına tattıran o güzel insanlarımızı istiyorum... |
:
MEHMET
ÜNVER,
İstanbul, 23.Ocak.2007, 22:53
Diğer bir
"
köşe yazısı için "
için