www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Telif Hakkı sahibi: Yakup KIVRAK
MÜZİK SiZ
ÜÇÜ BİR ARADA BİR YAZI
( MALATYA MEKTUPLARI 2004 )
|
1- MUSİKİ MUALLİM MEKTEBİNE DAİR Musiki Muallim Mektebi, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ ün direktifleriyle 1 Kasım 1924 yılında kuruldu. Genç Türkiye Cumhuriyeti’ nin çağdaşlaşma yolunda ilk büyük hamlelerinden biri olan bu okul, hemen eğitime başladı. İki kolu vardı. Biri Müzik Öğretmeni yetiştirme görevini, diğeri ise Sanatçı yetiştirme görevini üstlenmişti. 1937' de Müzik Öğretmeni yetiştiren kol, Gazi Terbiye Enstitüsü’ ne “ Müzik Şubesi ” olarak aktarıldı. 1960' lı yıllara kadar ülkemize Müzik Öğretmeni yetiştirme işini tek başına üstlenen kurum, izleyen yıllar boyu önce İstanbul ve İzmir’ de olmak üzere çok sayıda yeni Müzik Öğretmenliği okulunun oluşmasına kaynaklık etti. Yanlış saymadıysam bugün 22 - 23 Müzik Öğretmenliği okulumuz var. Bu, ortalama bir hesapla her yıl 1000 Müzik Öğretmeni mezun edildiği anlamına gelir. Okulun adı yıllar içinde sürekli değişti: Musiki Muallim Mektebi, Gazi Terbiye Enstitüsü Müzik Şubesi, Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü, Gazi Yüksek Öğretmen Okulu Müzik Bölümü, Gazi Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü, Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı, Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Öğretmenliği Programı... Yıllar içinde eğitim programları da birkaç kez değişti. Bu değişikliklerden YÖK’ ün başı dönmüş olacak ki 1997 de kendisi bir program hazırlatıp “ Alın, bu programı okutacaksınız, başka arayışa da girmeyin... ” dedi. O gün bugündür bu program okutuluyor. Eski program mı daha iyiydi, bu son program mı? Öğretim görevlilerinin bir bölümü yeni programı pek beğense de çoğunluğu eski programdan yana. Bana kalırsa her ikisi de... Özetle söylemek istediğim şu: Bu okul seksen yıldır ülkemiz genel müzik yaşamını yönlendiren kurumumuzdur. Günahıyla, sevabıyla... 2- KLASİK MÜZİĞİ SEVMEK, SEVDİRMEYE ÇALIŞMAK YA DA HER İKİSİ Malatya İnönü Üniversitesi Oda Orkestrası ile yurt konserlerimizi sürdürüyoruz. Son olarak 6 Kasım 2004 akşamı Alanya Kültür Sarayı’ nda bir konser gerçekleştirdik. Büyük ilgi gören konserin öncesinde orkestramız ve repertuarımızla ilgili açıklamalarda bulundum. “ ( …. ) Büyük kentlerimizdeki sanatçılarımız, orkestralarımız zaman zaman Anadolu turnelerine çıkar, çeşitli kentlerimizde konserler verirler. Özellikle Doğu Anadolu’ ya gittiklerinde, bu, önemli bir sanat haberi olarak ulusal medyamızda yer alır. Bunun tersi pek olmaz. Ama şimdi izleyeceğiniz orkestra bin kilometre uzaktan, Malatya İnönü Üniversitesi’ nden geldi…….. ” gibi bir şeyler söyledim. Dinleyicilere çok ilginç geldi; orkestradaki çoğunluğu Doğulu esmer gençlerimize biraz alaycı, biraz da şaşkın ifadelerle baktıklarını hissettim. Konser sonunda inanılmaz bir coşku vardı. Bir orkestrayı en çok mutlu eden şeyler: çokça alkış, birkaç kez bis ve Mayıs ayı için iki ayrı konser daveti… Repertuarımızın özelliği ve yapmak istediğimiz şu: Anadolu’ nun neresine gidersek gidelim, hangi dinleyici kesimi olursa olsun ( köylüsü, kasabalısı, kentlisi ) konserimizi soluksuz dinletip sonunda bolca ve içten alkışlatmayı başarmak. Bunu yaparken de bir şeyler anlatabilmek… Müzik Öğretmenliği okulu ya da Müzik Öğretmeni olmanın gereğidir bu. Müziğin iyi ve nitelikli olanını sevmek, sevmek için çaba harcamak kişiseldir. Sevdirmeye uğraşmak, yaygınlaşması için çabalamak ise bir misyondur. Bu misyonu üstlenmesi gerekenler ise profesyonel sanatçılarımız ve orkestralarımızdan önce müzik eğitimcileridir, daha önce de belirttiğim gibi… *** 1924 te kurulan Musiki Muallim Mektebi müfredatında ( öğretim izlencesinde ) geleneksel çalgılarımıza ve müziklerimize yer yoktu: “ Bir akşam yine Ankara Musiki Muallim Mektebi korosu Çankaya Köşkünde bulunuyordu. Korodan çeşitli parçalar dinledikten sonra, öğrencilere türkü bilip bilmediklerini sordu. Öğrencilere hiç türkü öğretilmemişti. Bu hususu da kendisi tamamlamak isteyerek koroya ' Manastır ' türküsünü öğretinceye kadar söyledi. Öğrenciler bu türküyü kulaktan öğrenmeye çalışırken öğretmenlere de türkünün notasını yazmalarını emretti. Öğretmenler, öğrenciler kadar heyecanlı oldukları için türkünün notasını yazmakta güçlük çekiyorlardı. Gazi, arada sırada notanın yazılıp yazılmadığını soruyor, müspet cevap alamayınca yorulmadan söylemeye devam ediyordu. Türküyü on, on beş kere söylemişti ki, notaya alınmadan önce öğrenciler kulaktan öğrenmişlerdi. Türküyü yandaki salonlardan birinde biraz çalıştıktan sonra Gazi’ ye söylediler. Çok memnun oldu. Bu sırada yanlış bulduğu bazı kısımları da düzeltmekten geri kalmadı. Musiki Muallim Mektebi korosu, Manastır türküsünü, Alın Benim Bağlamamı, Vardar Ovası, Alişimin Kaşları Kara, Atladım Bahçene Girdim, Akşam Oldu Yine de Bastı Kareler… şarkı ve türkülerini Gazi’ den öğrendiler.” (Kaynak: Ahmet Bekir Palazoğlu. Başöğretmen Atatürk: 1928-1938, C.II, 1991, s.740-741 ) Ta 70 li yıllara dek her türlü geleneksel çalgımızın Gazi Müzik kapısından içeri sokulması yasaktı. Bunları çalan, bunlarla uğraşan müzik öğretmeni adayları çok ayıplânır hatta ağır azar işitirlerdi öğretmenlerinden. 1980' li yıllardan başlayarak öncelikle Bağlama boy gösterdi. “ Toplu Çalma ” dersinde sayın Mehmet AKBULUT bağlama öğretti ve dönem sonunda kalabalık bir bağlama öğrenci topluluğunu sahneye çıkarttı, Gazi Konser Salonu’ nda. Yanlış bilmiyorsam bu bir ilkti. Daha sonra süreç içinde Bağlama, Zurna, Kabak Kemane, Ud, Kanun birer birer yönettiğim öğrenci orkestraları eşliğinde aynı salonda sahneye çıktılar. Tüm bunlar olurken meslektaşlarımdan ve öğretmenlerimden ağır eleştiriler geldiğini anımsıyorum. Daha sonra CSO ( Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ) Devlet Konser Salonumuzda arz - ı endam ettirdim geleneksel çalgılarımıza. Klâsik Müziği sevdirmek müzik öğretmeninin misyonu ise bu misyonu yerine getirmenin yolu, özellikle Anadolu’ da, " yerel " i, en iyi şekilde kullanmaktan geçer. Biz bunu fark edebilmek için çok uzun süre bekledik çok… *** 3- SİZE GÖRE Mİ, BİZE GÖRE Mİ? Ahmet Bekir PALAZOĞLU’ nun yukarıdaki Musiki Muallim Mektebi korosuna türküler öğretmeye çalışan Atatürk’ ü anlattığı anısını yeniden okuyun lütfen… Beni çok etkiledi, durup durup bir daha okuyorum: Atatürk Musiki Muallim Mektebi Korosunun konserini dinledikten sonra hiç türkü bilip bilmediklerini soruyor, bilmediklerini öğrenince “ bu hususu da kendisi tamamlamak ” isteyerek koroya Manastır türküsünü öğretiyor... Mustafa Kemal, Musiki Muallim Mektebi’nin kurulması talimatını vermiş, müfredat programına hiç karışmamak inceliğini de göstermiş ama gönlünde yatan bir aslan var: Müfredatta bir şekilde kendi müziğimize de yer verilmesi. Belki de bunu bir türlü söyleyemediğinden çareyi Musiki Muallim Mektebi Korosuna birkaç türküyü bizzat öğretmekte buldu. Aynı anda öğretmenlerden de bir ricası var: “ Ben koroya öğretiyorum, siz de notaya alın lütfen ” Bu bir mesaj mıydı acaba? Paragrafı tekrar tekrar okuduğumda işte bunları düşündüm; yanlış ya da doğru... Zaten Atatürk sonunda dayanamayıp on yıl sonra, 1934 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi açılışında yaptığı konuşmada gönlünde yatan aslanı tüm netliğiyle dile getiriyor: “ Efendiler, güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne şekilde ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk Müziğidir. Bir milletin yeni değişikliğinde ölçü, müzikte değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir. Ulusal, ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, bunları bir gün önce genel, son müzik kurallarına göre işlemek gerektir. Ancak bu şekilde Türk ulusal müziği yükselebilir, evrensel müzikte yerini alabilir. Kültür İşleri Bakanlığının buna değerince önem vermesini, kamunun da ona yardımcı olmasını dilerim ” Başta Türk Beşleri olmak üzere ( Ahmet Adnan SAYGUN, Ulvi Cemal ERKİN, Cemal Reşit REY, Hasan Ferit ALNAR, Necil Kâzım AKSES ), Cumhuriyet dönemi bestecilerimizin hemen hepsi bu konuda ellerinden geleni yaptılar: Yüksek deyiş ve söyleyişlerimizi topladılar, işlediler, evrensel müzik içinde yer aldırdılar. Sanatçılarımız da ellerinden geleni yaptılar, bestecilerimizce üretilen bu yapıtları olabildiğince seslendirdiler hem ulusal hem evrensel platformda. Ancak işin müzik eğitimi boyutunda pek bu doğrultuda yol alamadık: “ ( ... ) Türkiye’ de orta dereceli okullara müzik öğretmeni yetiştiren iki kurum ve onları izleyen yeni kurumlar, bugüne kadar ne sayısal yönden ihtiyacı tam olarak karşılayabildiler, ne de hedeflenen müzik kültürü değişimini tam olarak başarabildiler. ( ... ) Tüm bu kutlamalarda hep aynı soruyu yöneltmeliyiz. Hem kendimize, hem de ilgili herkese, tüm toplumumuza: Türkiye’ de müzik kültürü değişimi, başka bir deyişle Atatürk müzik devrimi, hedefine ulaştı mı? Ulaşmadıysa, ulaşamadıysa niçin? ” ( Dr.Erdoğan OKYAY, Müzed Genel Merkezi Yayın Organı, Sayı:10, S:13 ) “ ( ... ) Burada hemen bir şeyi belirtmeliyim. Geçmişte sadece Gazi Eğitim Enstitüsü vardı. Büyük eğitimci Eduard ZUCKMAYER zamanında yani Türkiye’ nin ihtiyacı gözetilmeden. Sayısal açıdan ve müziksel açıdan da gözetilmedi demek zorundayım. Çünkü müzik öğretmenleri sadece batılı müzik eğitimiyle yetiştiriliyorlardı. Meselâ Türk müziğine ait hiçbir şey bilmiyorlardı. Nerede görülmüştür bir ulus kendi müziğini yok sayarak müzik eğitimi yapsın? Bu mümkün değil. Bunun sonucunda ne olur? Müzik öğretmeniyle ve müzik eğitimiyle halk arasında kopukluk olur. İletişim kurulamaz... ” ( Prof.Muammer SUN, Müzed Genel Merkezi Yayın Organı, Sayı:10, S:35 ) “ ( ... ) Sonra branş öğretmeni olarak buldum kendimi Afyon şehir merkezindeki orta okulda. Ünvan: Müzik Öğretmeni. Daha birinci haftadayım, bir öğrenci velisi elinde Ut' la çıkageldi: “ Hocam, şunu bir akortlar mısınız?” diye. Gel de anlat, çalgının adının Ut olduğunu biliyorum yalnızca. Kaç teli vardır, akort sistemi nedir öğreten olmadı ki okulda... Üstelik okula getirilmesi, elinde görülmesi yasaktı, ayıptı bu ve bunun gibi çalgıların. Adam söylene söylene gitti......” ( Y.Kıvrak, bir anıdan alıntı ) Ulusal çalgılarımızda da henüz bir standart sağlanamadı. Bu iş kimin, kimlerin göreviydi bilemiyorum. Ne perdelerinde, ne akort sistemlerinde ne de çalma tekniklerinde bir akademik bütünlük oluşturulamadı. Sistemli öğretim metotları, çalışma etütleri ortaya konulamadı. *** Kanun ve orkestra için yapılmış bir düzenlemeyi öğrenci orkestrasına çaldıracağım, orkestrayı çalıştırmışım, kanun çalacak olan öğrenciye düzenlemenin notasını vermişim, bana soruyor: “ Hocam hangi karar? ” Söylüyorum hangi karar olduğunu, yani, tonunu, makamını. Yeniden soruyor: “ Size göre mi, bize göre mi? ” İlk zamanlar anlatmaya çalışırdım, şimdi artık bunu soranlara kestirme cevap veriyorum: “ Bize göre evladım, bize göre... ” Kızdığımı anlayıp “ hangi karar ” ın kime göre olduğunu alelacele saptayıp çalıyorlar önlerindeki notayı. Şimdi bilin bakalım kanunun çalıp da orkestranın eşlik edeceği eser hangi karar ve kime göre? Size göre mi, bize göre mi? Siz kimsiniz, biz kimiz? Size göre olacaksa kanun ne yapacak, bize göre olacaksa ne yapacak? Size göre - bize göre olunca orkestra ne yapacak? Karışık bir iş... Tüm dostlara içten selam, sevgi ve saygılarımla... |
:
Yakup
KIVRAK,
Malatya,
2004
Diğer bir
"
köşe yazısı için "
için