|
Bir gazetemizin haberi aynen
şöyle: Kararname ile 11 Nisan 1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı
San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci
cümlesindeki "Türk hekimlerinin" ibaresi "hekimlerin " şeklinde
değiştirilerek yabancı hekim ve hemşire çalışmasının önü açılmış oldu…
Bu işe biraz aklım yatmadı.
Tıbbın ve tababetin ileri gitmiş olduğu ülkelerdeki doktorun buraya gelip
çalışması için cezp edici yani cazibeli bir şeyler olması gerekli. Haydi,
diyelim ki bir İngiliz, iki Amerikalı, üç Alman, biraz daha fazla Fransız,
büyük şehirlerimizdeki veya kıyı kasabalarımızdaki Câzibe Hanımlar’ ın
cazibesine kapıldıklarından geldiler; sünnet oldular ve yerleştiler!
Ötekiler niçin gelsinler ki! Adamların parası bizimkinden çok daha değerli?
Kendi doktorlarımıza veremediğimiz bir tomar parayı onlara hiç
veremeyeceğimize göre! Korkarım gele gele yine geçim zorluğu çeken
ülkelerden gelen doktorlarla iyileşmeye çalışacağız:
— Ello… Muy doktore Maleyşia. Hü?
— Vay be adama helâl valla! Dünyanın öbür ucundan gelmiş… Şuram ağrıyor
doktor. Sanki etimi cımbızla çekiyorlar!
— Huy huy muy. Tak ti sana guy. Asprinhü!
— A, bu da asprin verdi!
Konsültasyon yaparlarsa biraz daha karışık gibi:
— Selâmun aleykum. Ena tabiba tıp Amid Suriya! Es ve lâ tabiba tıp Fawaz
Iraki! Ha da tabiba Khalil Misira! Ayva?
— Hastabakıcı Murtaza ağbi, sen Arabistan’ da işçiydin. Ne diyor bu?
—Diyor ki: Selâmün Aleyküm ey hasta milleti. Ben Suriyeli tıp doktoru Hamit,
bu
Iraklı tıp doktoru Feyyaz, bu da Mısırlı tıp doktoru Halil!
— Ya, tıp doktoru olduklarını anladık Murtaza ağbi. Burası hastane zaten!
Hem bir kere söylesen
yeterliydi. Niye üç
kere tıp doktoru dedin?
— Lan ne biçim hastasın sen be? Kodum mu oturturum bak! Herifler öyle dedi, bennu didim…
— Havalara girme bak, hasta hakları diye bi şi var şimdikin artıkın! Valla
sürdürüm seni öbür uçtaki hastaneye! Yol parası vermekten sürünürsün sonra!
En son ayva mı
yesin dedi?
— Yok, lan iyi misin diye sordu!
— İyi olsam burda işim ne? Söyle ona midem kaynama yapıyor her akşam. Her
sabah gözümde şimşekler çakıyor. İçim gıcık oluyor. Beynim didişiyor. Döşüme
yel girdi. Ayaklar mayasır mı ne. Cırcır oldum…
— Yeter lan yeter! Benim o kadar Arapçam yok. Dur hele bi yol şunları
halledelim… El doktor, vaziyet-ül fena adam olacak meftâ. Mide-ül fesat,
kafa- ül haşat, aynlarda
şimşek-ül ışık, dahülü ve dahi kendü gıcık, sine-i yel ser-ü kel…
— Yalah yalah yalah… Ayva…
— El aman, el aman, el aman, ayva…
— Mafiş, maazallah… ayva…
— Dur sonucu ben kendi kendime söyleyeyim. Ayva yerse nazar değmez inşâllah…
Şimdi tabii komşulardan da gelenler olabilir:
— Da, doktorkçi Simoviçski, neyin varski?
— Komşu yatak Necmettin ağabey, senin hanım Rus. Ne dedi bu doktor?
— Şimdi doğal olarak bununki Kuzey Ruşça. Biraz cahil olur bunlar ama merak
etme.
Ben hallederim. Ben şahsen doktor Simoviçski, neyin var hasta, dedi.
— Affedersin Necmettin ağabey, kamıştan su geliyor. Popomda meme çıktı. Apış
aram kaşınıyor…
— Makineski Volga, poposki basuroski, edepski yerski böyle böyle kaşınovski.
— Yaparsken iyiski, şimdi aman dosktorski da?
— Ne dedi Necmi ağabey?
— Şey dedi. Ya bana niçin hep böyle hastalar sarkıyor? Hiç normal bir hasta
yok mu
bana başvuran dedi!
— Doktorun kaprislisi de bana rastladı desene!
Hani hastalarımız, cazibecilerle de ortak dil
olarak İngilizce konuşsalar o da ayrı bir risk
taşıyor:
— Hello. Good morning, nassın diyoğ siz Türkleğ, has… has… has… hastalağ.
(Merhaba, günaydın, nasıl diyorsunuz siz Türkler, has… has… hastalar.
İngilizce biliyor musunuz ) Du yu spik Engliş?
— No finiş, ayeme Turkiş…
- Uh haa.. hah hah ha… You joking! It means you so vel . nassın diyoğlağ, buyun
git yağın geğ… ( Ha ha ha… dalganı geçiyorsun! Bu demektir ki çok iyisin,
sen işini bilirsin. Seni taburcu ediyorum. Bugün git yarın gel ) .
En iyisi, siz beni yine de lütfen Türk doktorlarına emanet ediniz…
İnsan Olmanın
Lezzeti... CDLXXXIX'
da buluşana dek, en iyilerle kalın.
İlk not: En son ne zaman; sabrın kapasitesinin ne olabileceği üzerinde
düşündünüz? |