www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

® ©

İnsan Olmanın Lezzeti... CLXX

 Thanks Allposters

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

 YAZAR OLDUM...

Deneyimlere kulak asmasanız da yaşamın biraz acıtarak öğreteceği şeylerden birisidir: Siz istediğiniz kadar Ben kralım deyin ancak gülerler ama birileri sizin için O kral derse saygıyla kenara çekilirler! 

Bu yüzden hep ikilem yaşadım. Elbette ben de kendi kendimi duyurma yerine hak ettiğimde birilerinin bana hak ettiğimi demesini isterdim ama bunun yanında önce onu ben istemeliydim! 

İşte bu noktada, “ Kişi kendin bilmek gibi irfan olmaz ” deyişi devreye girer. Girmelidir! Bu yüzden hep olabileceklerime inandıklarımı istemekle yetindim ki onun da baş olmazsa olmazı hiç değişmedi: Ne yapabilirsem yapayım, onu en iyi şekilde yapmayı hedeflemek! 

Onların sizi yaptığınıza hak kazanmış görmelerinin bir yolu da o yolda yaptığınız olumlu çalışmalardır. İşte, olabileceklerimi istemekle, olabileceklerim için döktüğüm terleri birleştirmek belki de bu konudaki en doğru seçimdi. Ben de hep öyle yaptım… 

Şu an için en sonuncu olan seçimim, kendim ve çevrem için en doğru olanı olmalıydı. Yapmaktan tat almalıydım; bir! Bundan önceki seçimimde en önemli rolü oynamıştı: Yorulurken dinlenmeliydim; iki! Bir zamanlar Yaşlı Doktor Beyin dediği gibi olmalıydı: Öyle bir uğraşım olmalıydı ki sigara içmeyi hatırlamamalıydım! Şükürler olsun, yedi yıldır öyle bir derdim yok. Temiz ve kaliteli yaşamı seçtim. Anlatmak istediğim, onu yaparken ondan başka hiçbir şeye gereksinim duymamalıydım; üç! Yaşam nöbetimi boşu boşuna tutmadığımı kendime anlatmalıydım; dört! Ziya Paşa' nın bir beytinde dediği gibi olmalıydı beş! 

( ... ) / Âyinesi iştir, kişinin lâfâ bakılmaz / Şahsın görünür rütbe - i aklı eserinde / (... )

Burada tekrar devreye girdi irfan meselesi ama zaten engin Yunus yıllar önce söylemiş bunu: İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Bu nice okumaktır…  Kendini bilmek gerçekten zor iş! Hadi sen bildin be kendim ama bilmeyenler bilenlerden fazlaysa yine de işin çok zor! 

Uzunca bir süre önce, en başta bir duygu, bir yaşam biçemi olduğunu bilerek yazar olmaya karar vermiştim. İşte tam burada ilk satırlarımla çelişkili gibi görünen ama olmayan, sonraki satırlarımla uyumlu önemli bir durum var ki bu da her şeyden önce geliyor: Yapabileceğinize olduğu kadar, yaptığınız işe de önce kendiniz inanmalısınız!

Yazar, yazar olmanın diğer gerekleri yanında son nefesinde dahi iyi ve daha iyi yazmaya çalışana derler kanımca. Özetlersem her an yapmaya çalıştığım buydu. Elbette, Sultan Mustafa’ nın da bir beytini hiç akıldan çıkartmadan: Sen, sen ol; kimse evirip çevirmesin / Düşeceksen kendin düş, başkası devirmesin… 

İnandığım için soranlara ‘ Yazarım… ’ diyordum ama bana yazar denmesi için ne kadar daha bekleyecektim? 

Gülmecenin çok önemli bir adı Suavi ağabeyi ( Süalp ) istirahat ettiği yerde huzurlu kılacak ılımlı çözümü bulmuştum sonunda: Okurlarımı, “ Ben yazarım; isteyen okur! ” diyerek tek tek seçiyor, bir şekilde de anlayana birkaç anlam dolu bu kalıbımla anlamsız paparazzi ruhluların meraklarını gideriyordum!   

Çeşitli yerlerde çıkan yazılarımın dışında BEN Sabahlar’ ı UYANDIRMASAYDIM… adlı öykü kitabımın çıkması da biraz ümitlendirmedi değil ama “ A… siz yazarsanız; hadi gelin bizde yazın! ” diye gazetelerden ve yayıncılardan teklif gelmesine az bir zaman vardı sanırım!  

… ama bugün…  : > 

Bugün saat 18 civarı bir hanımla tanıştım. Ayaküstü çeşitli konular birbirini kovaladı. Ayrılma vakti gelince kartlaşma faslına geçtik. Kartımı daha uzaktan görür görmez, şaşkınlık, kulaklara doğru ani bir yay çizen ağız kenarları, birden parlayan gözler, mutlu bir yüzle gereksinim ve özlem duyduğum en yetkili tespiti ünlemledi:   

— A... siz Tülây’ ın yazarısınız! 

— İşte budur! diyerek kendi kendime, her nedense saatime baktım. Sanırım tarihi bir an olduğunu yorgun ama deneyimli zihnim kavramıştı; ben artık yazardım; en az bir kişi yani bir okur sahiplenmişti beni! Üstelik o Tülây, tanıdığım kadarıyla çok dengeli bir insanlardan birisiydi; nihai tüketicilerden de birisi yani en son okuyandı; yani en önemli, en yetkili ağız!  

Demeyenlere kılavuz, 09 Ekim 2009, saat 18:12 de yazar olmuştum! 

Bütün bunları size niye mi anlatıyorum; birinin yazarı oldum ben, az şey mi? Bunun yanında, “ Dünya için bir şahıs olabilirsiniz ama bir şahıs için de dünya olabilirsiniz ” deyişi bizi de kapsamaz mı?  

Yukarıda da söyledim ya, çok keyiflendim… çok sevindim çok…

 

 

İnsan Olmanın Lezzeti... CLXXI' de buluşana dek, en iyilerle kalın. 

İlk not: En son ne zaman, tıpır tıpır yağmur damlalarının, şıpır şıpır göle dönüştüğünü izlediniz?

 

 

  :  Alp ARPAD, Ankara, 09 Ekim 2009 Cumartesi, 20:42                                                      Diğer bir  İOL... "   için

               

                      

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Bir Sonraki Yapıt