www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD
® ©
İnsan Olmanın Lezzeti... CLXVII
Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir
METAZORİ
|
Yurdumun her köşesini, yurdumun her bireyini seviyorum. Yurdumun her köşesinden, her yanındanım. Sivas, Çavuşbaşı mahallesi doğumluyum; Sivaslıyım. İki yaşımda, Kız ve Erkek Sanat Enstitüsü Müdürü anne ve babamın peşine takılıp Trakya’ ya gitmişim; Trakyalıyım. İlkokula Çarşamba, Fatih’ te başladım; Çarşambalıyım. Ortaokul ve liseyi Kadıköy’ de tamamladım; Kadıköylüyüm. Üniversiteyi Konya’ da bitirdim; Konyalıyım. Bir yanım Gümüşhaneli; Gümüşhaneliyim. Anneannemden dolayı Balkanlı, bir dedemden dolayı Kastamonuluyum. Baba dedem ve babaannemden dolayı Osmanelili, İznikliyim. Annem ve babamın bengi dinlenme yerleri, yan yana, Karacaahmet, İstanbul’ dadır; İstanbulluyum… İstanbulluların azalarak İstanbul’ dan yok oluşundan hep sızlanmışızdır. İstanbul Türkçesi, İstanbul Beyefendisi, İstanbul Hanımefendisi; yüzümüzün aydınlık, gülen tarafının tarihteki en belirgini olmuştur. Anadolu’ nun ve dünyanın dört bir tarafından gelip İstanbullu olmayı hak edenler, yaşam sayfalarımızın, içimizin en oyalı tarafıdır. Yüzümüzün akıdır. Zaman içerisinde aşamalı yok oluşları ya da başkalaşımlarına üzülerek tanık olmuşuzdur; hoş, özür yine de kendilerinindir ama… İstanbul da bir devirde metamorfoza uğradı. Daha iyi yaşam koşulları için köylerinden kopup gelenler, belki süreklilik arz eden kazançlarına eriştiler ama yaşam koşullarının daha iyi olması bu demek değildi herhâlde. Bunlardan bir bölümü, uygarlıklara derin izlerini bırakan, eşi olmayan bu kentli olmanın esprisini er veya geç kavrayıp ona göre uyum sağladılar. Bu, diğerlerinin umurunda değildi. Bunlar çok sonraları “ Engin Ardıç’ ın Lumpenleri ” olarak literatürdeki yerlerini aldılar. Önce köydeki alışkanlıklarını sürdürmeye çabaladılar; olmadı! Şehrin değişmezlerini geri çevirmeye çalıştılar; olmadı! İkisinin karışımı yabansılıkları yeni biçem olarak zorladılar. Köksüzler onayladılar. Tütün ruhlular* yaşam yerlerini bırakıp gittiler! Enfiye ruhlular** da bu yabansı kokuları süründüler… İstanbul’ un değerli hanımefendileri, değerli beyefendileri İstanbul’ u uzun yıllar önce böylece boşalttılar… … ama bu gidişimde İstanbul’ un bir tür beyefendiyle dolmuş olduğunu gördüm! İstanbul’ a hepimizin ataları bir yerlerden gelmiştir. Deniziyle, havasıyla, kokusuyla İstanbul, adamı inceltip yalnızca hayata hazırlar. İstanbullu olmanın bir anlamı da acısıyla, ekşisiyle, tatlısıyla, tuzlusuyla yaşamı parke taşı parke taşı tadabilmektedir. Bunu anlayamayanlarla kavgamız epey sürdü. Sonunda küçülüp sefer taslarımızın içine çekildiğimizde artık olgunlaşmıştık. Tanrısına yürümüş anacığımın, “ Anne kavga kabiliyetimi kaybettim; edemiyorum! ” deyişim karşısında, “ Çok şükür yüce Tanrım bugünleri gösterdiğine! ” diye sevindiğinin üzerinden de çağlar geçti. İlerlemesini de pek severim; yeni yöntemler keşfetmeliydim! Moda’ da bir gün sevdiğim bir arkadaşımla, onun otomobilini kullanırken birisi bizi sıkıştırdı. Haklı haksız derken konu uzayacak! Bir baktım ki dilini anlamadığım adamın tipi de herhangi bir dili konuşmaya uygun değil! Açtım camı: — Sizin gibi bir beyefendinin önüne çıktığım için çok üzgünüm; kusura bakmayın! dedim. Uzunca sayılayacak bir süre şok geçiren adam arabasını şaşkınlıkla geriye çekti: — Anlamadım ama geç! dedi, sağ olsun! Geçtim! Onun o uzunca tıp dönemi vardı ya, ne yalan söyleyeyim, çok keyiflendim; keyiflendik… Yakınlarda bir gün Londra Asfaltında, bir alışveriş merkezinin önündeyim. Yol soruyorum. Her zamanki gibi örnek olmak aşkına, “ Siz ” diye başlayıp “ Siz ” diye bitiyorum. Adam kendisine siz dedim diye bana Kunta Kinte muamelesi yapıyor: — Üçüncü ışıklardan sağa dön! Otuz metre git! Sola dön! Yanımda yine o sevgili arkadaşım var. Adam, “ Anladın mı ulan ” diye soracak ama İstanbullu oluşu engel oluyor herhâlde! Sözünü bitirmesini büyük bir sabırsızlıkla bekliyor ve yapıştırıyorum: — Beyefendi, zahmet verdim size! Teşekkür ederim efendim… Hepten felç olmasını önlemek için donmuş adamın yanından hemen uzaklaşıyorum. Sonra da yanımdaki arkadaşıma soruyorum çünkü o anladı sadece: — Nerden sapacaktım! O anlıyor çünkü o dinliyor; o iyi biliyor ki ben temellere takılıp kalmışım! Dinliyorum ama anlamıyorum; dolayısıyla Orhan Veli gibi ben de “ Anlatamıyorum! ” … Önce kendime tabiî! Temellerdeyim; daha üstüne bina çıkacağız ama yarım asırdır şu temeli atamadık ki! İçenlerin içmekteki haklılıklarını gün geçtikçe daha iyi anlıyorum! Neyse ki arkadaşım var; keyifleniyoruz kendi aramızda ve masumca. İstanbul arkadaşsız çekilmiyor artık! Arkadaş dediysem, anlaşalım: Sırtınızı dayayabileceğiniz, ne olursa olsun arkadan vurmayacak olanı anlatıyorum… Bir de aynı dili konuştuğunuz, aynı renkleri gördüğünüz, aynı şeylere keyiflendiğiniz. Hadi şunu da ekleyeyim: Sizle üzülüp sizle sevinen… Evet; biz sıradanlar kendi aramızda “ siz ” in saygısına sığınarak ama sizli ama senli, yaşam nöbetimizi sevgiyle, huzurla tamamlamaya uğraşıyoruz da… bu beyefendilerle kesinlikle sizli konuşuyorum!
İnsan Olmanın Lezzeti... CLXVIII' de buluşana dek, en iyilerle kalın. İlk not: En son ne zaman, mevsiminin dışında üretilen sebzelere el dokunmayıp doğal olanı desteklemeyi düşündünüz? |
* Tütün Ruhlu: Gittiği yere kokusunu bırakan… ** Enfiye Ruhlu: Gittiği yerin kokusunu alan…
Lisedeki değerli Fizik Öğretmenim Sayın Selâhattin ÖRGE’ yi gönül borcu ve saygıyla anıyorum
:
Alp
ARPAD,
Ankara,
21 Şubat 2009 Cumartesi, 03:42
Diğer bir
"
İOL... " için