www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD
İnsan Olmanın Lezzeti... CVI
Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir
SÜSLENMİŞ SELÂM
|
Bu sabah bir yazı okumuştum. Dün akşam televizyonda yetmedi mi acılığında seyrettiğim haberle ilgili bir yazı. İşte tam zamanı dedim; bir gün olsun dahi unutmadığım Süslenmiş SELÂM Hanımefendi' yi, ilk gördüğüm öğretmenimi, okuldaki annemi anlatmanın zamanı geldi!
Fatih, Çarşamba' nın nezih bir semt olduğu zamanlardı. Tarih' in arasına iteleyerek sıkıştırılmış dört katlı bir apartmanda oturuyorduk. Ellili yılların en sonunda, bizim ilk apartman deneyimimizdi. Haliç' e doğru, Fener, Balat' tan Seferadlar ve mahalleleri, Draman' a doğru göçmenler ve mahalleleri, Karagümrük, Akşemsettin, Nişanca' da Anadolu mirasçıları, Çukurbostan' ın değişmez sebzecileri ve bütün bunların renkleriyle her taş, her duvar, tarihle dört bir tarafımız çevrili olarak " ilk okula " başladık. Bir devlet okulu olan Yavuz Sultan Selim İlkokulu çok güzel, modern ama estetiğine özen gösterilmiş binaya ve bahçeye sahipti. Bahçesinde ağaç da vardı! Okuma ve yazmayı öğrendikten hemen sonra " on beş tatil " de sol bileğimi kırınca rahmetli annem ve rahmetli babam, " Tam zamanı, sağ ele dönebilir! " diye üstelemeye başladıklarında benim sıkıldığımı gören öğretmenim, " nasıl rahat edeceksen öyle yap! Eğer yapamaz isen alçın çözülene kadar seni ev ödevlerinden muaf tutuyorum. Yeter ki derslerine çalış! " demişti. Sonradan öğrendim ki ailemle konuşmuş, bırakalım baskın olan tercihini kendi yapsın demiş. Öğretmenimi üzmemek ve ödev yapmayan olmamak için sağ elimi kullandım ama alçı çıkar çıkmaz sol elin kendisi kaldığı yerden devam etti.
Öğle tatillerinde çevreye çıkardık. Her çarşamba öğleden sonra olduğu gibi o gün de sinema salonunda film saatimiz vardı. Bu saatte eğitici filmler gösterilir ve ilkokul çocukları olarak dünyaya açılırdık. Sınıfın en iri çocuğu Kocakafa, çok az vaktimiz kalmasına rağmen okulun biraz ilerisindeki oyuncakçı dükkânına bakmamızda ısrar etti. Cazip gelmiş olacak ki aceleyle gittik ve camın önüne dizildik. Üç şeyi çok iyi hatırlıyorum! Birincisi, Kocakafa' nın " Şuraya bak be! " diyerek sağ eliyle vitrindeki, o zaman bize olağanüstü üstü gelen ama şimdi hoş bir anı olarak güldüren teneke otomobili işaret ettiğini; ikincisi, bunu yaparken dokuz numara ellerinden soldakiyle sırtıma bir şaplak indirdiğini; üçüncüsü, ben öne gittiğimi anlayınca iki elimle büyük ebattaki cama ellerimi dayayarak durmak istediğimi ve camla beraber vitrine girdiğimi...
Dükkân sahibi elbette bana göre dev cüssesiyle, bütün servetini kaybettirenin ben olduğumu hatırlatırcasına üstüme doğru gelince korkudan sağa doğru seğirttim. Kocakafayla çarpıştık. O da korkmuş, şaşkınlığından beni tutmaya çalışıyordu. Elinden kurtuldum ve okula doğru koşarken trio olarak icraata geçtik. " Kaçmayın veletler, camımı ödiceksiniz !.. " lirikli bas bariton vurgulamalar en arkada; onun önünde " ben yapmadım o yaptı! " yı takiben bana doğru dönerek " Dursana lan! Ben niye kaçıyom!.. " pastoral tenor motifleri ve en önde korkudan ses çıkarma yeteneğini kaybetmiş " es " leri şakıyan ben! Az kaldı, yedi yaşında yedi kez can vereceğiz. Bu kompozisyonla alt kattaki sinema salonuna daldık..
Bir anda öğretmenim beni kucakladı, başımı sıkıca göğsüne yasladı. Saçımı okşamaya başladı. Diğer ikisini arkam dönük olduğu için göremiyordum ama zaten ne işitiyor ne de anlayabiliyordum. Tek bir ses bugün dahi tınısıyla beraber kelimesi kelimesine aklımdadır: - " Siz yanılıyorsunuz. Alp böyle bir şey yapmaz. Başkasıyla karıştırmışsınız! " ... ve sesler kesildi, film başladı. Öğretmenim beni bir sıraya oturttu; yine başımı okşadı, " sen seyret ben geliyorum " dedi ve sessizce salonun kapısından çıktı. Bir daha ne cam konuşuldu ne de bas bariton adam. O günden sora, ailem bana uygulamalarla vitrinlere çok yaklaşmamayı öğretti.
Yıllar sonra öğrendik ki bir anne sevecenliğiyle beni göğsüne bastıran öğretmenim diğer eliyle de Kocakafa' ya sarılırken otoritesini kullanmış; bir taraftan da adama konuyu anladığını, dışarı çıkmasını işaret edermiş. Sonra konuşmuşlar; ailem ödemiş. Niçin Kocakafa değil de ben tam kucaklandım diye düşünürüm hep. Sadece korkuya değil aynı zamanda dehşete kapıldığım için mi? Önde olduğum için mi? Sanmıyorum.! Galiba bunun yanıtı, bize uygarlığı, çalışkanlığı, aydınlığı ve saygıyı çok iyi öğretmiş Süslenmiş Selâm Öğretmenimde...
Tanrı' nın bir sürü güzel armağanıyla süsleyip bir selâm olarak biz çok şanslı öğrencilerine gönderdiği, adının tam anlamı Müzeyyen GÜNAYDIN öğretmenimi çok seviyorum.
Sayın Hasan PULUR' un 21.10.2004 tarihli, " Cam kırmak, ... " başlıklı yazısını okuyunca bu yazı kendiliğinden döküldü. Okumadıysanız okumanızı rica ederim. Haberi, Hasan beyi, Müzeyyen GÜNAYDIN' ı ve beni daha iyi anlarsınız;
O çocukların böyle bir anısı olmayacak!..
İnsan Olmanın Lezzeti... CVII' de buluşana dek, en iyilerle kalın. İlk not: En son ne zaman, " Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir " sözünü kimin söylediğini düşündünüz? ipucu |
:
Alp ARPAD,
Ankara,
21.10.2004, 22: 11
Diğer bir
"
İOL... "
için