www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

® ©

İnsan Olmanın Lezzeti... LXXXVII

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

 DÜĞÜN ve CENAZE

Doğum da bir düğündür çünkü büyük bir şöleni başlatacak kadar kutsaldır. Ölüm de bir düğün olmalıdır; rahmetli, yaşam nöbetini şu veya bu şekilde tamamladığı için en sevdiği müziklerle, alkışlarla ve neşeyle uğurlanmalıdır. İşte bunun için Bregovic’ in bir albümüne verdiği bu adı çok sevdim… 

İnsanoğlu doğumundan itibaren öğrenmeye başlıyor. Anne baba ve yakın akraba çevresi bu öğrenimde çok önemli rol oynuyor. Daha sonra komşular ve arkadaşlar… çağı geldiğinde okul çevresi, öğretmen ve okul arkadaşları… sonra hayattaki çevresi… Bütün bunların içine yaşam boyunca karşılaştığı olayları da harmanlarsak insanın aldığı alacağı şekli anlamamızda daha kolaylık sağlar. Bu öğrenme süreci, ama isteyerek ama istemeyerek yapılan algılamayla, en son ana kadar sürüyor… 

İnsanın neden kötü olduğu, uzmanlarının yanıtlaması gereken bir soru. Benim üzerinde durduğum neden kötü olmadığı! Öncelikle, iyi insanlar kötü yanlarını kontrol altına alıp bastırabilenlerdir sanırım. Takiben, iyiliğin kötülükten çok daha zor elde edilebilen artı bir değer olduğunun farkına vardıklarından o değere sahip olmak istemelerindendir çünkü ancak iyi kalıcıdır… 

İyi insanların her şeyi iyi yaptıklarını düşünmemiz de yersiz olur. Aslında sadece kötülük yapmayışları dahi büyük iyilik sayılır. Bazen istemeden de olsa yaptığımız, iyi olmayabilir ya da bazen iyi yaptığımızı sandığımız da iyi olmayabilir. Bunlar ve daha fazlası, o kadar iç içe geçmiş ayrı konulardır ki açıklarken karşısındaki yanıltmamak için tarafsız uzman olmak gerek... 

Kötünün kötülüğü neticesi, bazı iyinin de elinde olmadan yöneldiği bir insan özelliği vardır: çıkarcılık diye de kısaca adlandırabileceğimiz, çıkarını ön planda tutmak! İnsanın çıkarını gözetmesi kadar olağan bir şey yoktur fakat bunun bir sınırı vardır. O sınırın tarifi, aynı zamanda demokrasinin de tanımıdır: Karşıdaki insanın haklarının başladığı yer! İşte o yer, ikinizin de ortak sınırıdır. Asla bu çizgiyi geçmemeniz gerekir! Oturun o çizgide, alın verin; sohbet edin; çay için; keyif yapın ama sakın geçmeyin! 

Bu tanıdan sonra bu tanımdaki insanları tanımakta hep zorluk çektiğimi söylemeliyim. Ne demek istediğimi şöyle anlatsam: Doğuma inanmayanı görmedim ama ölüme inanmayanı her saniye görüyorum! 

Çok kişidir ya da bir kişi ama evrenin büyük değeri Hoca Nasrettinimiz, bir gün komşusundan kazanını ödünç ister. Geri verirken içine minik bir kap koyup teşekkür eder: 

— Bir şey değil Hoca Nasrettin ama bu içindeki bu küçük tencere de nedir?

— Ha, o mu? Şey canım, şey, senin kazan hamileymiş. Bizdeyken vakti geldi; Bizim Hanımın da yardımıyla doğurdu! Büyüyüp arslan gibi bir kazan olacak!

— Allah Allah, ne kutlu bir olay bu teşekkür ederim Hocam… Size zahmet olmuş; sağ olun var olun…  

Aradan epey zaman geçer. Hoca Nasreddin komşusundan kazanını gene ödünç ister. Komşusu da sevine oynaya verir. Bu kez aradan günler hatta haftalar geçer. Kazandan ses çıkmaz! Nihayet bir gün komsusu sormaya cesaret eder:

— Hoca Nasrettin,  bizim kazan kızı soracaktım. Ne oldu?

— Ah… ah, sorma! Komşu, komşu, sana nasıl söyleyeceğim diye düşünüp duruyordum; iyi ki sen sordun! Senin kazan ikinci kez doğum yaparken kurtaramadık; öldü!

— Hocam siz ne diyorsunuz? Hiç kazan ölür mü? Canlı mı bu!

— Bre Köftehor! Doğururken canlı da; inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun? Git şurdan; günaha sokma beni akşam akşam... 

Şimdi… bana borçlu birisiyle buluştuk. İki iyi insan olarak dertleştik! İnsanoğlunu en iyi bu hikâyeciğin anlattığı üstünde hemfikirleştik! Centilmence davranıp üç yıldır bu konuyu halletmek üzere benimle buluşmakta niçin zorluk çektiğinin üstünde durmadım; insanlık hâli bu, olur a! Baktım ki telef olacağım, kimseye rahatsızlık vermemek için konuya eğreti olarak ucundan dokundum. Aldığım yanıtın söyleniş biçimi oldukça beyefendiceydi! 

— Size borçlu olduğumu sanmıyorum! 

İşte doğuma inanıp ölüme inanmayan bunlar var ya, söylerken değilse bile yaparken kazan sadece doğursun istiyor; ben nâpıyım!

 

 

İnsan Olmanın Lezzeti... LXXXVIII' de buluşana dek, en iyilerle kalın.

İlk not: En son ne zaman, tüketicinin tükendiğini düşündünüz?

               

:  Alp ARPAD, Ankara, 03 Nisan 2004 Cumartesi, 02:42                                                           Diğer bir  İOL... "   için

 

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt