KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD
İnsan Olmanın Lezzeti... VII
Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir
|
Merhaba... Nasılsınız? Teşekkür ederim, ben de iyiyim. SiZlerle paylaştıkça iyileşiyorum. Mutluluğum daha da artıyor. Sağ olun. Sizlerle, İnsan olmanın lezzetine eski bir yazımı paylaşarak varalım istiyorum bugün; Esas Adam ve Gölge - “ Ne var, niye çağırdın yine beni? " - “ Seni anlamak çok zor Gölge! İlk kez on üç yaşımda gelmiştin. Her ihtiyacın olduğunda beni çağır diye sen söylemiştin ” - “ Tamam da beş dakika önce beraberdik! ” - “ Yal-nııı- zımmmm.......... ” - “ Anlatacaksın galiba, Esas! Dinleyeceğiz, çare yok... ” - “ Yatılı okulda, akşamları yatakhanede parasızlıktan ayakkabı boyamaya başlamıştım. Alaylar, alay dışındaki küçümsemeler, kavgalar, kalp yaraları derken bir öğrenci için çok iyi kazanıyordum ama bütün dünya üstüme geliyordu; yalnızdım. Sen çıktın geldin; tanıştık, anlattın. Sabırla bekledim. Sonunda anladım; içlerinden takdir eden ama benim kadar cesareti bulunmayan, araziye uyumlu sandığım birkaç arkadaşım geçmiş olsun dileklerini iletmeye revire geldiler. İçtendiler. Eksik dersleri ve ödevleri anlatan çalışmaları da beraberindeydi. Okul idarecileri ve öğretmenlerim de gelince daha sonra, yalnız olmadığımı anladım. Utandım; sana hak verdim. Göz yaşlarımı tutamamıştım. Bu sefer öyle değil! ” - “ Devam, devam... ” - “ On yedi yaşımdaydım. Ülkede, insan hataları ve yanlışları nedeniyle yolunda gitmeyen bir sürü üzücü olaylar yaşanıyordu. Arkadaşlarla, olaylar karşısında ne yapabiliriz diye düşünürken, bir baktım ki; herkes ayrı nedenlerle aynı şeyin peşindeymiş gibi gözüküyordu! Yine gelmiştin. Sağol. Senin de dediğin gibi, dağıldık... Hayatın gerçekleri çok başkaydı. İnsan öğrendikçe iyiyi buluyor. İşler, dünyayı tanımalar, yeni insan ve deneyimler... Aralarda aynı duyguya daha çok kapıldığım oldu ama sen vardın ve yapacak işlerim olduğunu anladım. Bu da değil, bu başka, bambaşka... ” - “ Eeeeeee? ” - “ Babamı kaybettim. En yakın arkadaşı benden daha çok ağladı. Haklıydı. Babamı kazanmak için, ikinci bir o kadar senesi yoktu. Annemi de kaybettiğimde iyice yalnız kalmıştım. Benden bir şeyler eksiliyordu; asla tamamlanamayacak. Sanki, sanki... beni ben yapan hücrelerim yok oluyordu. Babamdan ve onun bize emanet ettiği annemden arta kalanlar... Diğer sevdiklerim de yaprak dökümüne yardımcı oluyordu. Üzüntü, mönünün baharatı olarak izinsiz katılmıştı soframa. Şaşkın, bitkin, çaresizdim. Evliydim, çocuklarım vardı; eşimle problemlerim vardı; ama seviyor ve seviliyordum. Güldün! Daha yeni baba oluyorsun dedin. Göreceklerin ve yapacakların var dedin. Anlamış ama utanmıştım. Otuzlarımdaydım. Cık, cık... Farklı bu kez, farklı....” - “ Dosdoğru anlatmayı denesen? ” diye sesini yükseltti Gölge, sabırsızlığının yanında merakını da vurgulayarak. Gölge bir şeyler olduğunu seziyordu. Bunca senelik gölgesiydi. Neler neler yapmışlardı beraberce. Anlatmış; doğru yolu göstermiş, yardımcı olmuştu. İçinden Esas Adam’ ın Kaderi' ne kızarak, pencere kenarına gitti. Kader yapacağını sahibine yapıyordu ama olan kendisine oluyordu. Şimdi Esas Adam zengin olsaydı... Deniz gören, hizmetçili bir cama sahip olsaydı... Esas Adam anlatıyor, Gölge dinliyordu... Toplumda düzeleceğine artış gösteren çarpıklıklar, gittikçe zorlaşan hayat şartları, periyodik artan sorumluluklara karşın periyodik artan güçsüzlük, öğrendiklerini uygulayamama, kısır döngü siyaset, dost çemberini daralışı, kaybolan değerler, eski nesilden uzaklaşış, yeni nesle yabancılaşma, şöyle yada böyle mutluluğun biraz daha uzun frekansta yakalanamayışı, yapacaklarını tamamlayamama korkusu ve en önemlisi; yürekten paylaşacak birisinin olmayışı... Esas Adam’ ın teknesi burnunu ellilere çevirmişti. Galiba, bu sefer gerçekten bir boşluktaydı. Gölge ayağa kalktı. Esas Adam’ ın koluna girerek, camın yanına getirdi. Göğü işaret etti. Sonra, bir bardağa votka koydu, eline tutuşturdu. Bantları karıştırdı; bulabildiği en ezik Rembetiko’ yu çalmaya başladı. Kendi votkasını da alırken, bir sigara yaktı. Önce, iki nefes çekti ve Esas’ a uzattı. Bir süre bekledi. Aniden, acıtmayacak ama kendine getirecek şekilde ensesine bir tokat patlattı; - “ Dinle! Tarih boyunca, önceki görevlerimde ünlü ünsüz birçok kişiye gölgelik yaptım. Senden bir farkları yoktu. Sen sonuncusu da olmayacaksın. Etrafına bir bak. Yapabileceklerini gör. Yapabileceklerin, yaşamındır. Daha zamanın olduğunu, keyfine varabileceğin anlamların da var olduğunu gösterir. Onlar, senden sonra da bıraktıklarında devam eder. Dünyayı güzel kilân budur. Donanmışlığının büyük bir şans olduğunu unutma. Lezzetlerin gerçek zevkine sen daha önce ve kolay varırsın. Basit ama önemli, unutmaman gerekenler de var daha! Az da olsa, seni yalnız bırakmayanları gör! Yeniden veya ilk kez okunmayı bekleyen kitaplarını hatırla. Her biri senin için bir araya getirilmiş, getirilecek beste ve güfteler var. Dinlenilmeyi bekliyorlar. Egoları ağır bastığı için suçlarını kabullenmekte güçlük çeken özleyenlerini bul. Sadece fiziki varlığının dahi onlara güç verdiği sevenlerinle ilgilen. Henüz tanışmadığınız ama değişik biçemlerde ve değişik zaman dilimlerinde paylaşacağınız mutluluklarınız olacak arkadaşlarını aramaya başla. İlk adımı sen at. Sevindirebileceğin hasta - fakir - güçsüzler bir yerlerde seni bekliyor. Sadece, üretmek için düşün. Üretim, yeni üretimlere yol açar. Bazen tüketmeye zaman bulamayabilirsin”. Gölgenin yüzünü anlamlı bir gülümseme kaplamıştı; - “ Yeter içtiğin. Yeter bu aylaklık! ” dedi. Gölge, bir şaplak daha patlattı enseye. “ Bu defa farklı, bu defa değişik ” diye taklit etti Esas’ ı. “ Sen on üçünde de kırk üçünde de aynıydın. Hep aynı yalnızlık! Aynı eski müşterilerim gibi! Kalabalık içinde körlük, siz insanoğullarının rahatsızlığı. Haydi çabuk ol! Konuştuklarımıza zaman yetiştirmeye çalış. Bu gençliğini kalıcı kılar. Bir daha da beni önemli bir problemin olduğunda çağır. Örneğin, yapamayacağın bir şey olduğunda... ”
İnsan olmanın lezzeti... VIII de buluşana dek, en iyilerle kalın. İlk not: En son ne zaman, mısır haşladınız, fındık kırdınız? |
:
Alp
ARPAD, Ankara,
13. 09. 2002, 20:34
Diğer bir
"
İOL... "
için