www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD
İnsan Olmanın Lezzeti... LXVI
Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir
HİKMET AĞABEY
|
Apartman demeye bile dilim varmıyor; altı daireli evin orta katındaki Doktor Hanım' ın damadı olduğunu, o gün yan tarlada yaptığımız maçın ortasında patlayan topumuza saha doktoru çabukluğuyla müdahale etmeseydi, o günlerde öğrenemeyecektik. Doktor Hanım dediğime bakmayın siz; zaman içerisinde bütün komşularımız gibi bir aile bireyi olan Bedia teyzemiz, Doktor Kadri Bey Amcamız' ın çok sevgili eşiydi. Yaşım o kadar küçük olmalı ki erkeğinin yaptığı işi eşine de mal ediyormuşum. Yani, doktor ancak doktorla evlenir gibi bir şey! Kabahat kesinlikle benim değil; Beyefendi ve Hanımefendi gibi iki kolay seslenişi bütün bireylere yeterli görmek yerine herkese ayrı bir akrabalık hediye eyleyenlerde. Öyle ya, Bakkal Teyze, Manav Yenge, Tuhafiyeci Hala oluyor da Doktor Hanım niye olmasın! Siz yine de yaşı küçük, hayali büyük çocuklarınızda bir şeyler aramayın; onların yaratıcılığıyla övünün. Yıllar sonra, iç çekiş eşliğinde sözlüme itiraf etmiş; " Hayatımın en güzel, en değerli çağrısını Alp' ten alırmışım meğer: Doktor Hanım Teyze! " Devir, meşin top devri. Balkondan maçımızı seyreden Hikmet Ağabey' in üzüntümüzü fark edişiyle yanı başımızda bitişi arasındaki fark, üzüntü hissedişimizden çözüm aramaya geçişimize fırsat tanımayacak kadar kısaydı. Meşin Çanta' yı da ilk kez o zaman gördüm! Sirk çadırından daha büyük ceviz ağacının altına, kalemizin taş olmayan diğer sınırına, sırtını dayadı. Meşin Yuvarlak' ı eline alarak içindeki lâstik balonu çıkarttı. Ağzıyla hafifçe şişirdi. Patlak yerini belirledi. Çantasından aldığı zımparayla, patlak yerin etrafını lastiği aşındırmamaya dikkat ederek zımparaladı. Daha sonra yine çantasından çıkarttığı patlak lâstiğe benzeyen bir lâstik parçasını özenle kesti. Şekillendirdi. Anlamışsınızdır; her şeyin küçüğü, gerekeni o meşin çantadan çıkıyordu! Onu da nazikçe zımparaladı; inceltti. Şimdiki Bally, Derby çeşidi yapışkanların eskiden kullanılanına solüsyon derdik. Ayakkabı tamircileri, bir de otomobil, motorsiklet, bisiklet lâstiği tamircileri kullanırdı. Markasız, teneke kutular veya çeşitli boy ince teneke tüpler içerisindeydi. İki parçaya da biraz solüsyon sürdü. Beklerken, o güneş yüzüyle, içtenler içteni gülümsemesiyle bize adlarımızı sordu. Ad sormayla başlayan sohbet, yaşdaşlarımızla olan yüksek sesli fikir yürütmelere dönüşürken o bir taraftan işini özenle yürütüyordu. Düz bir taşın üstüne koyduğu tamir görmüş lastiği diğer bir taşla birkaç kere ezdikten sonra, bir bez parçasıyla temizledi. Lâstik balonu meşin kılıfın içine özenle yerleştirdi. Bisiklet pompasına taktığı supap ucuyla bir güzel şişirdi. Herhâlde İstanbul düştüğünde yeniçerilerin çıkardığı seslere benzer bir sesle futbol topuna tekrar saldırdığımızda, nasıl olduğunu hiçbirimiz bilmiyorduk ama artık bir hakemimiz bile vardı! Kavgasız biten bir maçın sonunda kimin kazandığını da bilmiyorduk ama biz Fenerbahçe Mahallesi' nin çocukları, Köşem Apartmanı' nın çocukları, Hikmet Ağabey' imizi kazanmıştık! Çocuğun en büyük dostu, en büyük yardımcısı Hikmet Ağabey' i... Köşem Apartmanı sanki aynı soyada ait geniş bir ailenin malikânesiydi. Kral Faruk Amca ( Faruk ERTUĞBAY ), Ali Bey Amca ( Ali FEDAKÂR ), Doktor Amca ( Kadri YETKİN ), Kimyager Amca ( Mehmet Bey ), Albay Amca (Dz. Kurmay Alb. Behzat ÇAKICI ), eşleri de Doktor Teyze, Kimyager Teyze, Albay Teyze ( Hârika Teyze ), Kraliçe Feridâ ( İffet Teyze ), Şaziye Teyze. Bizim zamanımızda bir eve telefon bağlanma süresi on, on beş yıl arasıydı. Ayaklarından rahatsız olan Şaziye Teyzemin, merdivenleri koşarak inip kontrollü Trakyalı gülümsemesinin ardından, " Alp koş çabuk! Sözlün seni arıyor! " deyişindeki asil haykırışın değeri hiçbir şeyde yoktur. Sözlü koruma altına altına alınmış, benden daha çok seviliyor, bir de onu bekletmemek için hafif bir otoriteyle terbiye ediliyorum sanırdım. Galiba, öyleydi de! Güzelliğe bakar mısınız? Nişanlar, düğünler evlerde olduğu zaman, kimin kızı kimin oğlu hangi törene dahilse, karşı dairenin de kapıları açılarak hazırlanır, tören hakikaten malikânede oluyor sanırdınız. İlkokul arifesindeki bir çocukken pilâvın nasıl yeneceğini Ali Bey Amca' dan, balığın nasıl yeneceğini Behzat Amca' dan öğrendim. Öğretmen olan annem ve babam okullarından eve geç döndüklerinden komşular misafir etmek için yarışırlardı. Kedileri nereye bırakacağım diye merak etmenize gerek yoktu. Çiçeklerim ne olacak diye bir endişe duymazdınız. Komşular birbirlerine anahtar bırakamıyorlarsa, bu güvensizlikten değil de eksiğimizi gediğimizi kimseye göstermeyelim terbiyesinin doğurduğu kaygıdandı. Kediniz, köpeğiniz, çiçeğiniz, sevdiğiniz ne varsa o da Köşem Apartmanı ailesinin bir ferdiydi. Herkes birbirinden en az bir şey öğrendi. Kaybımız çok! Bunun yanında ağabeyler, ablalar, Bülent, Engin, ayrı düştük ama anılarımızı, değerlerimizi, gittiğimiz yerlerde aynen koruduğumuzdan en ufak şüphem yok. Kayıplarımızın hepsine Allah' tan rahmet diliyorum. Huzur içinde yatabilirler. Eskiden hakiki kuskus, erişte, bulgur vardı. Fabrikalar yapmazdı. Dürüst köylülerin ellerinde lezzet kazanırdı. Annelerimizin, Nerime ( Neriman ) teyzemizin gözlerinin içine bakardık. Tencerenin büyüklüğü için bir şey diyemeyeceğim ama tarif gerekirse, en az on beş tane on beşlik saldırdığında, her biri en az iki iri tabak dolusu yediğinde dahi geriye akşamlık azık kalırdı. Mahallemiz de işte böyle bir yerdi. Hikmet ağabey, çocuklara sevginin ötesinde saygı duyar, bunu da her fırsatta gösterirdi. Çocuklar Hikmet Ağabeyi oyunların dışında da çok zorlarlardı; " Bu arsa niçin boş? Sahibi bize verir mi? Ceviz ağacının cevizleri bizim mi sayılır? Futbol tamam ama bize voleybol da öğretebilir misiniz?.. " Yıllar sonra hep birlikte günübirlik bir geziye gittiğimiz gün, yine gereğince açıldığında, çantanın içini daha rahat görebildik: Tentürdiyot, oksijenli su, gazlı bez, bir parça pamuk, yara bandı, bir iki Gripin, makas, pense, düz tornavida, yıldız tornavida, minyatür boru anahtarı, lâstik tamiri için her şey, musluk contası, minyatür pompa, keten, kısa bir ip, dikiş iğnesi takımı ( İpliği iğnelere geçirmek için bir adet kılavuz veya iplik geçirici, birkaç değişik boy dikiş iğnesi, yorgancı iğnesi, yay veya eğri şeklinde döşemeci iğnesi, yelkenci iğnesi, bir adet çuvaldız ), beyaz, siyah, kahverengi dikiş ipliği, kınnap, bir adet yüksük, çakı, yalnızca el yıkamak için değil, deposu delinen otomobiller için de gerekli en az bir kalıp sabun, havlu, lâstik ölçer, her iş için gerekebilir tarz bir eldiven, sigara içmemesine rağmen bir kutu kibrit, kendisi için fanilâ, şapka ve hatırlayamadıklarım. İnsana gerekli her türlü yedek malzemeyle dolu bir çantaydı. Hepsi tabiatınca kıvrılmış, katlanmış, düzenlenmiş, yerlerine konmuştu. Nasıl sığdırmıştı onca şeyi o çantaya Hikmet Ağabey? " Ne gereği var! ", " Ağırlık! ", " Gereksiz yer işgali! " diyenler bile, gün geldi, çantanın içindeki bir şeyden yararlandılar. Bir süredir Hikmet Ağabey gibi oldum. Bir çanta taşıyorum ve içinde neler mi var? Hem bana hem çevreme yetecek miktarda kuru ve ıslak mendil, not almak için defterler, sürüsüne bereket kalem, o anda neyle uğraşıyorsam onla ilgili en az bir dosya, cep telefonu şarj cihazı, cep telefonunun kullanma rehberi, son okumakta olduğum dergi veya kitap, kolonyalı mendil paketi şeklinde ayakkabı parlatıcısı, plâstik, küçük bir çekecek, Türkiye haritası, mümkünse o anda bulunduğum şehrin plânı, küçük bir Türkçe sözlük, boş disket, boş cd, bazen flash disk, bir adet kulaklık, bir adet okuma gözlüğü, bir adet güneş gözlüğü, ufak pet şişe su, bazen göz damlası, bazen aspirin, - hâlâ vazgeçemedim - ara sıra işportadan aldıklarım için gereken boş yer. Hikmet Ağabey iyi ki günümüzde yaşamıyor... Çok üzülmüştük ama gelişmeler insana, " Tam zamanında ayrılmışsın ağabey! " dedirttirecek cinsten. Bir kere kendi arılığında kişiler bulmakta zorlanabilirdi. Sonra, sonra, Cumhuriyete Kanat Gerenler takımından arkadaşlarını kaybetmenin acısını da yaşayabilirdi! Katıksız bir Cumhuriyet âşığıydı. Cumhuriyetin dışı temiz içi temiz, vicdanı hür temsilcilerindendi. Temiz, doğru, aksansız bir Türkçe, dik vücut, ileriye çıkık göğüs, daima ileriye bakan gözler, baş yukarda, kendine güven, sarsılmaz yüksek ahlâk, değiştirilemez engin ruhunun vazgeçilmez parçalarıydılar. Çantası da, kendisi de Cumhuriyet' in yetkinliğinin temsilcisiydi... Anladım ki Hikmet Ağabey' in onca şeyi o çantaya nasıl sığdırdığının sırrı, onca insanın sevgisini o kalbe nasıl sığdırdığında yatıyordu. Az daha unutuyordum; iki şey daha var: Yıllar yılı, Hikmet Ağabey Beden Eğitimi Öğretmeni olduğunu bize, çocuklara hiç söylememişti! Hikmet Ağabey' in çocuğu olmamıştı...
İnsan Olmanın Lezzeti... LXVII' de buluşana dek, en iyilerle kalın. İlk not: En son ne zaman, sağlam bir gelecek için doğru ağabey ve doğru ablaların mirasına gereksinimiz olduğunu düşündünüz? |
:
Alp ARPAD,
Ankara, 08.11.2003, 05:24
Diğer bir
"
İOL... "