www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

® ©

İnsan Olmanın Lezzeti... LXV

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

 

YÜKSELTEÇ

 

Önce oyuncaktı. Kızların peşinde koşmaktan bir önceki oyun istasyonumuzdu. Öğle tatillerinde Fenerbahçe İşkembecisi' ndeki alışılmış çorbamızı içtikten sonra oynamaya, birbirimize kahramanlık gösterisinde bulunmaya ona koşardık. Kaç kere kaldık içinde. Şu an düşündüğümüzde bile baygınlık geçirmemize neden olacak, tabanıyla kat arasından kaç kere geçtik. Ya hareket etseydi? En iyi ihtimâlle iki parçaydık!

Bazen bir türlü anlayamazdık: İki kızarmış surat, katta inerler; aynı Avrupa filmlerindeki gibi!

Asıl amacının insanları yükseltmek ve indirmek olduğunu hayata atılınca anladık. Telâş, harman, koş! İyi ki var ve yetiştik meselesi…

Yük de taşınabileceğini, nikâh memurunun önüne oturmadan bir iki gün önce ancak anlayabilmiştik! Koltuklar sığmadı; lânet olsun! Yahu bu insana ve eşyalarına gerekliymiş be...

Makam sahibi yapabileceğiyse hiç aklımıza gelmezdi! Hani, " Yalnız Müdürler çıkabilir " ifadesinin anlam ve yazım yanlışlığı bir kenara, demek istediğimiz böyle makam değil!

BİR KOMŞU — ( bilmem kaç saniye önce ) İşim veya yaşamım gereği onu kullanmam gerekiyor. Basayım düğmeye, inerim zemine. Süreyim keyfini yaylana yaylana... A.. tak! O ne? Durdu yarı yolda! Birisi var kapıda; bir insan! Asık suratlı. Amma da sıçradı havaya ha! Niye korkuyor bu? Hoş ben de sıçradım. Korkmadım ki ama ben yoksa korktum mu? Günaydın da demedi de bana bozuk atıyor. Öyle ya, ona göre bu araç sadece kendisine ait olmalı! Ne işi var burada yaşayan sekiz yüz otuz sekiz kişinin bu araçta! Bindi. Bana bakmıyor. Yokmuşum gibi davranıyor. Arkasını döndü. Son durağa da geldik? A... şuna bak gidiyor... Bir günaydın bile diyemedim...

ÖBÜR KOMŞU — ( bilmem kaç saniye sonra ) İşim veya yaşamım gereği onu kullanmam gerekiyor. Gelemedi bir türlü be! Hâlbuki aşağıya daha hızlı inmesi gerek! Hah, geldi işte. Basarım düğmeye, inerim zemine. Süreyim keyfini yaylana yaylana... Şu kapıyı açayım da... Amanın! İçerde biri var! Niye sıçradım ki ben? O da sıçradı ama! Bir gün olsun yalnız kalamadım şunda! Ne var rastlaşacak sanki? Günaydın da demedi asık suratlı şey! Ben de demeyeceğim! Neyim eksik ondan? Üst katta diye fazla mı benden? Ben ondan dâ şeyim! Döneyim de arkamı görsün şimdi! Geldik! Çıkayım bari. Bir günaydın bile diyemedim...

Kamera olsam, tespitim böyle olurdu. Şimdi bu ikisi de kendini üstte görüyor. Üst katta olup alt kattakinin üstünde? Alt katta olup üst kattakinin üstünde? Bugünkü yaşamda korkularımız var! Onları böyle yendiklerini sanıyorlar. Birbirimizden uzaklaşmışız. Bazen uzaklaşmakta haklı olanlar var diye de düşündüğüm olmuyor değil! Bir toplantıda kaloriferin az yandığını söyleyen on ikinci kat komşusuna, ikinci kat komşusu şöyle yanıt verdi: Bu apartmanda ısınma sorunu yoktur! Birazdan kendisi, ağaçların önünü kapattığından yakındı; tepelerini kesmelerini istedi. On ikinci kat komşusu haklı olarak yapıştırdı: Bu apartmanda ağaç sorunu yoktur! Selâmlaşmayı kestiler! Asansörü de Karakutu olarak kullanmışlardır herhâlde…

Sıçramayı çözemedim! Aynı şeylerle farklı zamanlarda; devlet dairelerinin, çeşitli kuruluşların, ahbap ziyaretine gittiği apartmanların asansörlerinde karşılaşıyorum. Kapı açılınca, içerdeki veya dışarıdaki sıçrıyoruz! İrkiliyoruz! Rahatsız oluyoruz... 

Acaba gittikçe kendimize döndüğümüzden, sadece kendimizin sahip olmasını düşündüğümüzden mi? Her konuda gittikçe bencilleşiyor muyuz? Karayollarındaki yan yoldan çıkanın trafik kurallarını hiçe sayarak anayola fırlayıp anayoldakinin hakkına tecavüzü kendinde hak görmesi de bunun bir uzantısı mı? 

Ben asansörü, insanların işini kolaylaştıran, onları sıcak, ahşap kabininde birleştiren bir arabulucu olarak görmek istiyorum. Kapıların iki tarafındakinin de, “ İnşâllah birileriyle karşılaşırım; onların güler yüzüyle sabahım günüm aydınlanır; iyi dilekleriyle işime günüme bereket dolar ”  diye umut dolu saniyelerle beklediği ruhlarını yükselten bir hatır sayma âleti, bir yükselteç olarak görmek istiyorum; eskiden olduğu gibi…

 

 

İnsan Olmanın Lezzeti... LXVI' da buluşana dek, en iyilerle kalın.

İlk not: En son ne zaman, alçakgönüllü, her şeyi hoş gören olmanın ne kadar zor ama huzur verici olduğunu düşündünüz?

 

 

:  Alp ARPAD, Ankara, 01 Kasım 2003, 02:21                                                     Diğer bir  İOL... "   için

             

  

 

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt