www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi 

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

İnsan Olmanın Lezzeti... L

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

KÖRLER VE SAĞIRLAR BİRBİRLERİNİ AĞIRLAR

Gerçek görme ve işitme engellilerin* birbirilerini ağırlamaları kadar doğal, hatta olması gereken ve insani pek az şey vardır. Elverir ki; engelli veya değil, her iki kesimin birbirini periyodik olarak ağırlamaları kutsal bir görevdir.

Deyişe gelince: Çok derin bir deyiştir bu, inanın! Araştırmaya bile gerek duymuyorum; körlerle sağırlar birbirlerini ağırlamışlar ve birileri bundan rahatsızlık duymuştur. Başka türlü olamaz! İstemediği sonuç çıkanın veya danışıklı dövüş olduğuna inananın ilk söylediği şey bu!..

İki açıdan da doğru ve önemlidir:

Olumsuz açıdan: Körler ve sağırlar birbirlerini ağırlar. Her şey önceden bellidir. Belli bir kuralı yoktur. Kurnaz olmanız yeterlidir. Bunun dışında bazı şeyler önceden belli değildir. Çünkü kurnazlık ucuzluk olduğundan ve kimin hangi azlıkta veya çoklukta kurnaz olduğu da olaylar esnasında su üstüne daha güzel çıkacağından, kimin ne kadar daha fazla veya kimin ne kadar daha az devam ettireceği de yine olaylar sırasında belli olacaktır. Birilerinin canı yanacağı bir gerçektir. İkramlar, lâtifeler, cinsilâtifler, övgüler gırla gider. Her şey bittikten sonra da sonra da sövgüler gırla gider. E, ucuz etin yahnisi bol olur !

Bütün seçeneklerin tat vermediği tek ortamdır bu deyişin tarif ettiği durum. Olumsuzluk halinde üç seçenek vardır:

a) Galibiyet: Tat vermez, çünkü anlaşılır. Genelde karşı taraf tutumlarıyla diğer tarafı galip getirir. Arenayı hemen terk etmek gerekir.

b) Mağlûbiyet: Tat vermez, çünkü hemen anlaşılır. Genelde karşı taraf tutumlarıyla kendi tarafını mağlup ilân ettirir. Sağlık açısından agorayı hemen terk etmek çok faydalıdır.

c) Beraberlik: Tat vermez, hemen anlaşılır. Hatta hiç oynanmasa bundan daha iyidir. Hükmen galibiyetin de buradan doğduğu söylenir. Genelde karşı taraf tutumlarıyla karşı tarafı kendisiyle aynı seviyede tutar. Karşı tarafların karşısında ikiye bölünmüş taraflar olayları yukarı seviyeden, yani tribünden seyrettiklerinden karşı taraflar aşağıda, alçakta kalmaktadır. Karşı tarafların karşısındaki taraflar da bilmektedir ki alçakta da bir seviye farkı vardır. Birisi birisinden daha yüksek veya daha alçaktadır. Diğer bir deyişle bir alçak, diğerinden daha alçakta olabilir. Karşı tarafların karşısındaki taraflar da birdenbire iki alçak tarafı aynı alçaklıkta görünce kabarır ve yükselmeye başlarlar. Diğer bir deyişle ayağa kalkarlar.

Dikkat ettiyseniz bu deyiş olumsuz açıdan aslında bir tek noktada yoğunlaşır: Rekabetin ortadan kalktığını işaret eder! Geriye tek seçenek kalır; Kendisiyle rakip olması için bir şahsiyetin olağanüstü dürüst olması gerekir. Olağanüstüye bile gerek yok; yeteri kadar olduğunda zaten ne kendisini ağırlatacak ne de başkasını ağırlayacak...

                          

Olumlu açıdan: Körler ve sağırlar birbirlerini ağırlar. Belli birkaç kuralı vardır. Olgunluk, dürüstlük, iyiye ve güzele özlem, dolu dolu yaşamışlık, araziye uyum sağlamakta güçlük çekmek, dünyanın ayakta niye durduğunu bilmek. Bu kuralların destekçisi olan istemli bazı hareketler gerekmektedir: Görmek istemek, duymak istemek, tatmak istemek, dokunmak istemek, koklamak istemek gibi. Her şey önceden bellidir. Hiçbir kurnazlık yoktur. Akıl ve sağduyu ön plândadır. Çözümler kalıcı, dostluklar süreklidir. İkram, saygı, sevgi aralıksız paylaşılmaktadır. Paylaşılanın, bölünenin eksileceği gerçeği nedense bu durumda ters işlemekte, paylaşılanlar büyümektedir. Bir yere geldikten sonra o noktadan itibaren biraz yalnız kalan körler ve sağırlar sonunda yan yana gelebilecek yandaşlar bulmuşlardır. Karşı taraf, karşılık olmadığından yandaş memnun etme yarışları tertiplenir. Bir türlü kazanan olmaz; Dikkat edilmezse körler sağırların işitmelerine, sağırlar körlerin görmelerine neden olabilirler. Onlara tatmak, dokunmak, koklamak isteyenler de farkında olmadan katılmış olduğundan, ortalığı bir insanın isteyebileceği temel öğe, görünmez zenginlik kaplamaya başlar.

Bazı tip körler ve sağırlar tarafından, " Ütopya' da Ütopik Paylaşımlar " da dendiği olur buna. Her ne kadar böyle deseler de Olumlu Kapıya gelerek;

- " Kurnazlığı bıraktık, artık akıllandık! Bizi de alın yanınıza senelerin körleri, senelerin sağırları... " diye nakarata başlarlar.

Başlarlar, başlarlar ama gönülle gören, gönülle koklayan, gönülle işiten, gönülden tadan, gönül teliyle dokunan bizimkileri gönülden de içeri bir ses, bir sezi alıkoyar. Açmazlar kapıyı. Biraz da korkudan! Sonunda onlar da beşer şaşardır...

Ya içeri gelecek olanlar gerçekten kör ve sağır değilse! 

Bunun dışında bazı şeyler önceden belli değildir. Hem de hiç! Gönül bu, nerede duracağı belli mi olur?     

 

İnsan Olmanın Lezzeti... LI' de buluşana dek, en iyilerle kalın.

İlk not: En son ne zaman, " Can Çekişen Deniz Yıldızlarının " çekilen okyanusun açığa çıkardığı kara parçasının üzerinden farklı yerlerde de olabileceğini düşündünüz?

* Gelin, özürlü demeyelim; yerine engelli diyelim!

" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 15. hafta, 03.01.2005 - 09.01.2005 haftanın konusu: Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar deyişinin hatırlattıkları üzerine..

: Alp ARPAD, Ankara, 19.07.2003, 02:24                                                                                                             Diğer bir  İOL... "   

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt