www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

KÖŞE YAZILARI caddesi

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

İnsan Olmanın Lezzeti... XLIX

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

VİŞNELİ KAPI

Dünyadaki matematiği, fiziği, kimyayı çok severim. Bunlara ters olaylara aklım ermediğinin yanı sıra sempatiyle de bakmam. Bu yüzden aya gitmeyi hiç düşünmedim bile! Gemi, tren çok daha cana yakın gelir bana. Hiç değilse, içeceğini masanın üstüne koyup etrafı seyretme olanağı var!

Bayıldığım bir söz vardır: Eşyanın tabiatına uygun veya aykırı olmak. Eşyanın tabiatına uygun olarak, İstanbul Boğazı' nın herhangi bir yerine atılma özelliğine ve yüzme kabiliyetine sahip değerli lokanta artıkları, Marmara Denizi' nin kısmetidir. Eğer Karadeniz kapmak isteseydi eşyanın tabiatına aykırı olmuş olurdu. Ben eşyanın tabiatına uygunluk yönü üstünde durmak istiyorum çünkü normaller beni daha çok ilgilendiriyor; buna göre, bardağı ters çevirirseniz su dökülür, sıcak ısıtır, köpek havlar, kuş uçar, kapı kapatılır...

Sizin de böyle yaptığınıza eminim. Ben de öyle yaparım. Ne diyebilirim ki; bazıları farklı düşünüyor...

Seksenli senelerin sonunda yeni bir eve taşındık. Köşe başı, en azından iki tarafı açık diye seviniyoruz. Yerleşince gördük ki, bahçe duvarı yok! Bahçe duvarı olmadığı için bahçe demiri de yok! Bahçe demiri olmadığından bahçe kapısı da yok! Zaten yapılı bir bahçesi de yok! Yönetici de yok! Hadi duvar olmayışına katlanalım ama bir apartmanda yönetici nasıl olmaz? Bir apartmanın olmazsa olmaz parçası yöneticidir. Apartman eşittir yönetici! Alışmışız bir kere...

Bahçe duvarı olmadığından hafifçe " Yol Geçen Hanı " durumu söz konusu. Cephesini verdiği caddeden apartman kapısına beş metrelik bir yol var. Kaldırımla beraber altı metre. Aslında bu tanımı, " Bahçe duvarından apartman kapısına kadar olan ara " diye yapmam gerekirdi ama! Geriye ne kalıyor? İki kapı! Bizler için az! Kesmez! İstanbul' a bile açılır kapanır elli beş kapı yapmışlar tarihte. Sistem ne olursa olsun aşağıdaki o apartman kapısı muhakkak ki açılır! Eskiden diafon sistemi vardı. Zil çalar; kim o diye sorulur, uygunsa kapı açılması gerek bir sistemdi. Apartman Sakinleri sormadan açarlardı! Üç kapı en güzeli! Bunun için birinin en önce bahçeyi yaptırması gerekti! Bahçe yapılacak ki, korunsun! E, ne gerek? Çevresine duvar gerek. Duvar olunca üstüne şık demir gerek. Ortasına bir de kapı gerek...

Tabii bir de bunları yapacak bir yönetici gerek! Tespitimi anlatarak konuyu halletmemizi istemek üzere tek tek bütün komşularıma gittim. Hepsini geri çevirdiğim hâlde nasıl olduğunu anlamadım ama çıktığımda yöneticiydim! Bu dünyada yönetici olması gereken en son adam benim çünkü ben yöneticinin yüklendiği sorumluluk nedeniyle özveriyle, çok çalışması gerektiğine inananlardanım. Bu yüzden yöneticilikle kapıcılığı hep karıştırır, günlük görevlerimi bile ihmâl ederim. Olduk bir kere...

Bahçe tamam; birinci sınıf çim, ağaçlar. Duvar tamam, demirleri tamam. Bahçe kapısına gelince, işte orda yine yöneticiliğim tuttu! Şehri dolaşarak ilginç bulduğum on dokuz kapının fotoğrafını çektim. Bir demircimiz var, kendisini ifade etmek için, " Yapın deyin, demirden adam yapayım ama can veremem ona göre! " diyor. Oturduk, onunla bir kapı çizdik. O da yaptı. Çok sade, çok güzel bir kapı oldu. Paslanmayan kilidi ve paslanmayan kolu bile var. Bembeyaz demirler, süt beyazı bir kapı, semte çok yakıştı. Kapıcılar, çıraklar, tüp gazcılar, cam şişeli sucular marifetiyle çevreden gelen yoğun teşekkür ve tebrik mesajlarını kabul ediyorduk. Kendi apartmanımız hariç her yerden takdir yağıyordu! Nerdeyse açılış töreni bile düzenleyecektik ama yeterli çoğunluğu sağlayamayız nedeniyle vazgeçtik. Onu en iyi anlayan biz, demirciyle yönetici, nemli gözlerle tokalaştık...

Kapı yokken salonda oturduğum zaman sokaktan giren bazı kişilerin olmayan kapıyı iterek arkalarından kapatmaya çalıştıklarına şahit oluyor ve çok üzülüyordum. İşte onların emeklerini boşa çıkartmayacak duygularla donanmış olarak keyfini çatmak üzere salona oturdum. Camları daha önce sekiz kere filân sildiğimizden kapımızı net bir şekilde hatta üç boyutlu olarak görüyordum! O gariplerden biri gelecek, kapıyı görünce sevinecek, kulpundan tutarak açtığı kapıyı diğer taraftaki kulpundan tutarak nazikçe kapayacaktı. Öyle olmadı!

Vaktiyle üzüldüğüm kişilerden birisi kapıya kadar geldi. Kapıya, " nerden çıktı bu engel " mimikleriyle baktıktan sonra kapı koluna kapı sapı muamelesi yaparak içeriye doğru açtı ve öylece bırakıp nefretle süzdüğü apartman kapısına doğru yöneldi. Olayın bir yansıma yanılgısı olduğu ihtimâli üzerinde yoğunlaşacakken, çıkmak üzere üstüne yürüyen bir zâtın kapıya bulaşmamak için aradan kayarak sokağa karıştığını görünce dondum. Acaba kapıcımız talimatlarımız harici zehirli boya mı kullanmıştı?

Daha sonra kapıcının normal boya kullandığı anlaşıldı. Bu arada ben bilimsel kitapları karıştırarak " Nasıl olur da kapı yokken kapıyı kapatanların, kapı varken açık bıraktıklarına " ilimsel yanıtlar bulmaya gayret ediyordum. Ek olarak sokağa süzülerek çıkmak isteyenin ruhsal karmaşası hakkında bilgi sahibi olmayı da ümit ediyordum. Bu arada kapatsak dahi kapıyı açık bırakmak sıradan bir hâl almıştı. Yöneticiliği terk edip gitmeyi kendime yediremedim. Yönetici çözer!

Çözdüm de! Büyük araştırmalar sonucu güneşe, yağmura, kara dayanıklı bir kapı otomatı buldum. İstedikleri kadar açık bırakabilirlerdi artık. İnsanların kapatmadığı kapıyı otomat kapatacaktı!

Böyle olmadı tabii!

Sokaktan içeri girenin kapatmamasını anlamaya çalışırken, otomat takıldıktan sonra kapatmasını anlamaya çalışmak doğrusu insanı yoruyor; çelişkide bırakıyordu. Bu arada zâtın içerden dışarıya çıkarken elini sürmemeye özen gösterdiği kapıyı, otomat sonrası eşyanın tabiatına aykırı olarak arkaya doğru uzattığı eliyle çekerek kapatmaya çalıştığını görmek insanda sarsıntı yaratabilirdi.

En çok da otomatın karşılaştığı ikilemi hak etmediğine inanıyor, üzülüyordum. Çalışma prensiplerine mi uysun, matematiğe, fiziğe, kimyaya ters çalışmasını isteyenlere mi boyun eğsin? Sadıkmış, epey dayandı garibim!   

A) Kabahat kapıda, B) Kabahat yöneticide, C) Kabahat otomatta, D) Kabahat onda bunda, E) Hepsinde, G) Hiçbirinde, şıklarından başka şık aklıma gelmedi ama yine de çözüm bulamadım. Hani vişnenin ekşimtırak bir tadı vardır; kendinize engel olamayıp da yediğinizde yüzünüzü buruşturursunuz. Hani hem yemek için can atarsınız hem de yememek için! Bizim kapıda da benzer bir özellik var herhâlde...

Bundan sonra " Dışı seni yakar içi beni " şeylerden, yerlerden uzak duracağım.

İnce eleyip sık dokuyarak çok uzun yıllar kullanmak üzere tasarladığım olayın sapkıya uğratılmasına dayanamam. Ya kapı gidecekti ya da ben! Uzmanların konuyu çözmesini beklemeyip bahçe kapısız bir yere taşındım.

 

 

İnsan Olmanın Lezzeti... L' de buluşana dek, en iyilerle kalın.

İlk not: En son ne zaman, gençlere sevecenliğin yaşlılara saygının, her ikisine sevginin çok önemli olduğunu düşündünüz?

:  Alp ARPAD, İstanbul, 12.07.2003, 23:44                                                                                  Diğer bir  İOL... "   için

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt