www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD
İnsan Olmanın Lezzeti... XXIV
Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir
Tarif Eder Misiniz...
|
Arife tarif gerekmezmiş! Çok doğru bir söz ama bana gerekiyor; Hem de birçok konuda! Anlamların yer değiştirdiği günümüzde artık arif olamadığımdan olacak... Örnek olarak yol tarifini almak istiyorum. Küçüklüğümüzde ölçü bilmeyiz pek. İki kilometre gittikten sonra... Peki, ben giderim, erinmem ama iki kilometre nerede başlar nerede biter? İşte önce bunu merak eder, arkadaşlarla tartışır, içinden çıkamadığımızda büyüklerimize danışırdık. Önce metre ile kilometre ayrımına vardık. Sonra da artık metrelerin, örneğin elli, yirmi beş, on. Ehliyet sınavına gireceğim, çalışıp öğreneyim diye elime bir kitap verdiler. Bir soru var, yanıtı aynen şöyle: Trafikte, öndeki arabaya en fazla yetmiş beş santimetre ( duruyorken veya park halinde öndeki araçla aranızda kalması gereken minimum ara ) yaklaşılır. Hadi bakayım göreyim! Günümüzde, santimi bıraktım da iki otomobil arasındaki uzaklığı metre cinsinden bilecek kaç sürücü vardır? Biz bilirdik! Çocukluğumuzu yanlış mı yaşadık ne? Sürücü belgesi almadan çok önce birisinin tarifi üzerine, yüz altmış metre gittikten sonra soldaki değişik beyaz demir korkuluklu bahçenin önünden sağa sapar, on beş metre ileride bahçe kapısı ağaç kakmalı küçük evin tam karşısına düşen Sefil Köşk' ün zilini bulurduk.. Üstelik tarifçilerimizin hepsi de mühendis, karayolcu, kaptan, pilot, anadan doğma şoför, mantıklı matematikçi, meraklı fizikçi, topoğraf, kartograf ya da çok bilmiş muhtar değildi. İçlerinde okumamışları da vardı. Değerlendirmede, oranlamada çok yerinde kararlar verirlerdi. Görünüşe göre çoğunluk irfan sahibi arif kişiydiler. Günümüzde açığa çıkan yeni tip yol tarifçileri ile işiniz çok güç. Tanrı kolaylık versin hepimize! - " Affedersiniz! Şeyi soracaktım; Muhteşem caddesi, İmambayıldı sokak nerde acaba? " - " Niye özür diliyorsun dayı, ayıp değil ya adres sormak! Şimdi sen ( dikkatinizi çekiyorum; ben annesinin kardeşiyim ve askerlik arkadaşıyım, hem dayı hem de sen diyor ) söyle bakalım ( emret komutanım ) , orda nereye gidiyon? " - " Güldür Güldür İşhanı' na?... " - " Tamam! Ne iş? " - " Siz tarif edin yeter! " - " Kızma ya dayı! ( Bak yeminle anneni tanımıyorum ve öyle kimseye de kafa tutmam ) Sana yardım ediyoz işte! Allah Allah! iyilik de yaramıyor bunlara ya... " Neyse, bunu atlatıyor ve daha düzgün görünen birine aynı adresi soruyorsunuz; - " Şimdiii.. Bi beş dakka kadar ileri. Sonra Necmettin Abinin tükanından sola içeri, sonra ya sağda, ya soldaki yeşil bina... hayırlı adreslerle!... " Ya sabır diye düşüyorsunuz yola. Adama göre herkes beş dakikada aynı yolu katediyor; Onun için herhâlde hep birimizin Kars' tayken diğerimizin Edirne' de oluşu! Çağrışımda üstüme yoktur... İleri gidiyorsunuz ama önce Necmettin Ağabeyin dükkânını sora sora. Kaçırmamak için! Yolda giderken aklınıza şu sorular takılıyor; Necmettin ağabey kim, ne iş yapar, soyadı var mı, yaşı kaç, tanıyan çıkacak mı, niye burada dükkân açmış, sola içeri dedi ya Necmettin ağabeyin dükkânı da solda mı olsa gerek.... Hayır, çileniz bitmedi! Sola bir sapıyorsunuz; Allah..., bütün sokak sağlı sollu yeşil binayla dolu! Yahu adam, bari deseydin ya açık yeşil, koyu yeşil, zümrüt yeşili, çağla yeşili.. Ya hepsi yeşil bunun!... Bir başka tipler var, onlara bayılıyorum ama okuyup öğrenmeleri gerek; - " Beyefendi, siz sokağı, caddeyi, binayı, numarayı anlatmayı bırakın! Bana pat diye nereye, niçin, kime gidiyorsunuz onu söyleyin! " - " Valla ben de tanımıyorum. Filânca resmi dairesinin otuz iki bin yetmiş altı dağınık vaziyette şehrin her tarafına yayılmış binasından biri imiş. Şu; gözlük aldım da, raporun altına görülmüştür imzası gerekliymiş. O imza olmadan gözlük vermezlermiş. Şehrin ta öteki tarafından bu tarafa gönderdiler. " - " Ya işte! Söylesenize bir saattir ( şimdi söyledim ya! ), siz dördüncü kattaki Hamdi Vurur ŞİMDİ beyi arıyorsunuz. Otursanıza Allah aşkına! Yorulmuşsunuz belli. Oğlum koş, iyi bir çay getir beyefendi ağabeyime. Çabuk ol, adın Semih diye düşünüp oyalanma! Bilardo oynamıyorsun! Soğutmadan getir. Paltonuzu alayım efendim. Hamdi ağabey iyi birisidir. Mülayim olup, yakınımdır. Gitmenize gerek yok; evrakları alayım! Mersi! Aloouuu, Şeymin abla ben Şakir. Nasılsın ablam, işler nasıl? Allah ziyade etsin mahallemizin gülü ablam. Yaz güzelim, Refik VAHAMAN. bin dokuz yüz.. Çerçeve var mı, yeni mi alacağız çok değerli Refik ağabeyciğim? Varmış! yeşil gözlüm, iletirim. Sağ bir nokta yetmiş miyop, sol sıfır elli, hafif astigmat, 70 derece merkezleme,kolay gelsin hepinize; Maşallah Refik bey, yaş kaç? İyi bakmışsınız kendinize! Yazdın mı canım? Tamam, yaşa! Senin şu sesin var ya, şerefsizim sabahları bir kere duymak adama Antalya' da tatil gibi geliyor. Akşam erken çıkarız değil mi? Hayır hayır, Satılmış gelmesin. Sana kıyamam! Seni adamsız bırakamam optikçilerin kraliçesi sultanım. Semih' i gönderiyorum hemen, benim altın kalpli ablam. Hoşça kalın Şeyminanım. Bol kazançlarrr, happy günlerrrr.. Semih, çabuk ol oğlum; çayı Refik amcana ver, Refik amcandan çerçeveyi al, Şeymin hanımefendiye bırak, al şu evrakları Hamdi babaya damgalat, ordan tekrar hanımefendiye git evrakları ver, gereği yapılsın, yapılmış çerçeveyi al, hepsini buraya getir. Refik beyi bekletmeyelim. Daha yapacak işleri varmış. Canım Refik ağabeyciğim lütfen otur, rahatına bak. dükkân senin. Ne iş yapıyorduk Refik ağabeyciğim? Maşallah maşallah! İşte böyle Refik ağabey, zaman kötü! Acımasız! Herkes perişan, kimse halinden memnun değil. Geçen gün... - " Valla sana da maşallah Şakir! Şakir diyorum, yabancı değiliz artık! Bağışla ne olur! Senin asıl işin hediyelik eşya değil mi? Tabelâda öyle yazıyor da? Şaştım kaldım valla! Bu ne enerji böyle! Borcumuz ne kadar Şakirciğim?" - " Hediyelik eşyadan kime ne Refik ağabeyciğim? İnsanların kendisi günümüze hediye olmuş zaten. Kimde hediye alacak hal kaldı ki? Aferin Semih, fırtına gibisin namussuzum! Ver Refik beye gözlüklerini. Nasıl olmuş ama? Çok iyi değil mi? Optik üzerine bir numaradır. Başkasını tanımam. Buyrun, bu da kartım Refik bey. Şehrin neresinde ne işinizin olduğu mühim değil. Bir telefon, tak Semih sizin evde, ikinci gelişte iş bitmiş. Siz oturun yengemin yaptığı kahveyi yudumlayın. Semih' i sevdiniz değil mi, harika biri bu Semih, sağ olun sağ olun, çay nasıldı Refik bey, güzeldi değil mi? Ohh, afiyet olsun! Şimdi, siz sordunuz diye söylüyorum; borcun lâfı mı olur Refik bey, biz burda vatandaş için varız. Babalarımız... dedelerimiz... Zaman kötü, kolla ütü, şey işte işler nanay, masraf çok, vergiye verecek bir şey yok! Bir çorbalık kafi! Bir şey gerekmez, yeminle bak.. Siz ısrar ettiniz diye... Yirmi beş otuz milyon yeter. Maksat vatandaşın işi görülsün.. Sağ ol Refik ağabey, bereketini gör, iyi günler, kazasız belâsız iyi günlerde tak Refik ağabey, güle güle, güle güle... " Bu Şakir, eğer isterse en azından... parmağının ucunu kıpırdatmadan muhtar olur. Bir de okusaydı! Bu ne muhteşem adres tarif etmek böyle, şerefsizim!... Bir de lütfen Anadolu' da yol sorarken dikkatli olun. Şöyle bir bakın; adamın gelmişini, geçmişini, adetlerini, gelenek ve göreneklerini iyi kestirip öyle sorun. Her köylüye sormayın... Silifke yolunda Karaman' dan bir süre sonra Sertavul, daha sonra Mersin' e bağlı Mut kasabası gelir. Yolun solu dağ ve çam, sağı ise çam ve bin altı yüz metre aşağıda Göksu ile ırmağı kaplıdır. Sarhoş olmuşken Mut' a varırsınız. Mut' u az çıkın, sağa Göksu üzerindeki köprüden dağlara dönün. Artık tamamen her tarafı kaplamış çamların içindeki zor görülen yol üzerinden bol oksijen, bol yeşil, bol doğa sesi ve bol güzel manzara nedeni ile delirmeden gideceğiniz yere gitmeye çalışırken bir saatte bir kişi bile görememeniz olasıdır. Buradan sonrasını, nur içinde yatsın, nezih, nekre ve çok iyi bir insan, bir o kadar da iyi hekim, rahmetli Doktor Sezai KUTAY anlatıyor; - " Eski bir tarihte askerliğimi ve ilk doktorluğumu, hükümet tabipliğimi yaptığım yörede, anıları çokça olan ama daha sonra hiç göremediğim bir köyümü arayan ben, arkadaşımla birlikte eski teknolojiye sahip bir otomobille Ermenek civarlarına doğru gidiyoruz. Daha doğrusu, köyümü arayıp, bulamıyoruz. Ne köy, ne kasaba!.. Hiçbir şey yok. Uzun bir müddet sonra bir yöreliye rastladık; - " Haaaa, ... köyü, golayyy! Şuracıhta, tam bi cuvara içimlih yolda... " Saatte otuz kırk kilometreden fazla bir hız yapmanız olası değil. Ya iniş, ya çıkış ama bol viraj ve hız yapılmayıp seyredilmesi zorunlu olacak kadar güzel manzaralar. İki saat kadar gittik, köy yok! Değil köy, bir ev bile yok! Nasılsa bir yöreliye daha rastladık; - " (...) çoh goleyy çoh! Nah boyleee, dumdüzleyin, bi cuvara içimlih mesifede.." Birinci sigarayı takip eden ikinci ve üçüncüyü de bitirmemize karşın köy hâlâ yoktu. İkinci yöreliyle birlikte biz bir paket sigara daha bitirdik ama sigara içmekle bulunabilecek bir köy değildi herhâlde... Sonunda akşamüstü köyü bulduk. Kaynaşınca, görünce hatırladık, anladık. Yörenin genel âdeti olduğu üzere insanlar sigarayı yakıyor ve dudağının tam kenarından aşağı sallandırıyor. İçmiyor, ağzıyla oynatıyor. Bir müddet sonra, sigara bitmesine yakın paketten bir tane daha çıkartıyor, sigaradan sigarayı tutuşturuyor. Sonra ağzındaki ile yenisini yer değiştiriyor ama yürüyerek ama merkep veya at sırtında yola devam ediyor. Bu böyle sürüp gittiğinden o sigara da bir türlü bitmiyor. Böyle bir sigaranın içilişi veya bir sigara içimliği yol, biraz da içene bağlı olarak sekiz saat veya bir iki gün dahi olabilir. (...) " Unutmadan, bir de benim köylülerim var; - " Filâncaya nasıl giderim? " - " Geçtüünnn!... " - " Yani, neyse, peki onu unutalım. Madem ki geçtik! Falancaya nasıl giderim? " - " Gelüceksüünn!... " - " Allah Allah!.. Peki şurası nerde? " - " Vazgeeççç!... " Bazen kaybolasıca tarifçilerin yardımcıları, destekleyicisi adresçiler vardır; - " Of! Çok yoruldum. Çevrenin en iyi tarifçisi burayı tarif etti. Nizamettin beyi aradım. " - " Hehehe! İyi tarif edememiş! Nizamettin bey kalmadı; yerine Şahap bey versek? " - " Sağ olun Şahap bey, sağ olun. Ben hemen kaçıyım yoksa insan sizle vaktin nasıl geçtiğini anlayamayacak! " Bazen tarifçimiz çok iyi niyetli ama çaresiz; - " Olduğunyerdedur sokağı! Hımm?.. Bir saniye, şu Yeşil sokak, dün Pembe sokaktı! Belediye meclisi gece iki otuzda yaptığı olağanüstü toplantıyla adını değiştirmiş. Öteki Raks sokağı, ondan önce 53063 üncü sokak idi. O olmaz. 7.caddeyi 32. caddeyle yer değiştirdiler. Hem onlar cadde! Hiç işte, aptal kafam! Olasılık sokağı, Nihavent sokağa taşıdılar..Iıı Ih! O da olmaz! Sabaha karşı iki evin arasını buldozerle açmışlar.. Hayır hayır, orası Kıbrısi sokak oldu. Tamam ya, buldum! O sokağa yan yana dükkânlar yaparak Keyif Grant and Tırlat Center çarşısını kurdular. Şimdi yok ya abi senin o sokak!.. Hay Allah! Yardımcı olamadım. Tüh! Ağbi, sor başka bir sokak şıp diye söyleyeyim... " Arif ne demek? Anlayışlı demek! İyi de ben anlayamıyorum ki! Ne gittiğim adresleri, ne adreslerde aradıklarımı ne de umduğum o eski şuraya gidersem belki iki çift özlü söze monte bir çift değer gözle karşılaşırım adreslerini de bulamıyorum artık... Bana yeniden tarif gerek! Yeni yeni tarifçiler gerek! O da olmazsa, eski günleri geri getiremeyeceğime göre eski tarifçilerin değerini bilmem gerek! Hâlâ değişmedilerse...
İnsan Olmanın Lezzeti... XXV' te buluşana dek, en iyilerle kalın. İlk not: En son ne zaman, yaşlı veya genç, kimsesizler yurdundaki birisinin sizin ziyaretinize ihtiyacı olduğunu düşündünüz? |
:
Alp
ARPAD,
Ankara, 04.01.2003,
15:30
Diğer bir
"
İOL... "
için