www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi 

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

İnsan Olmanın Lezzeti... XIII

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

Yapamadıklarımızın Yılı Olmasın

2003 kere merhaba… 2003 kere iyi yıllar…

Her otuz bir Aralık gününde, bütün gün gökyüzüne bakar, gecenin tam yarısında ansızın gelecek olan yeni yıldan bir iz, bir işaret görmeye çalışırım…

Şu ana kadar göremedim. Betimleyemediğim bir koku alırım; anlatamayacağım bir şey hissederim. Tazelik gibi, iyilik gibi… Kış ortasında baharın o dayanılmaz, o istek uyandırıcı kokusu tüter burnuma. Sonra da karşıdaki büfeden bir şey satın alan şu hanım, şu sürücü, erken dağılmış okuldan neşeyle çıkan şu öğrenciler, bugün hâlâ temizlik yapmaya çalışan karşı apartmandaki şu komşu, otobüs bekleyen başı kasketli şu bey, devriye gezen şu polisler, kendisine hangi gün olduğu zorunlu olarak fark etmeyen şu amele, bizi idare eden şu yöneticiler, televizyonda neşeli görünmeye çalışan şu konuşucu, böyle bir günde dahi diğeri ile sürtüşmeye özen gösteren eşler, böyle bir günde bile birbirinin kurdu olmaya devam eden şu diğer insanlar da aynı duyguları taşıyor mu diye merak ederim! Eğer taşıyorlarsa bunu niçin birbirlerine tebessümle belli etmiyor oluşlarına ve gece yarısından sonra değişeceklerine, takip eden günden başlayarak iyinin, güzelin, gülümsemenin takipçisi olacaklarına, ümitli olduklarına, beklentilerin onları ayakta tuttuğuna ait işaretleri birbirlerine niçin vermiyorlar diye düşünürüm hep. Ertesi gün ise, şimdiye dek yapamadıklarını yapmaya başlamamaları ise beni hayrete düşürür. Kendimin de onlar gibi oluşuna ise hiç akıl erdiremem! Sonra da dalar giderim, iyi ve güzel olarak bildiğim her şeye… Bu yıl yapacağım ama! Yaptıklarımın yılı olacak 2003.

Her otuz bir Aralık gününde, ileri gitmiş ülkelerin birinde, herhangi bir yerde  olmak isterim…

Bin dokuz yüz yetmişlerin en başında bir yerde, Londra’ daydım. Bir İngiliz Lirası karşılığı Türk Lirasının, yirmi yedi lira ettiğini iyi hatırlıyorum. İngiltere’ ye ilk defa, Londra’ daki Victoria tren istasyonunda saat yirmide ayak bastıktan sonraki ilk üç saatimde çalışarak iki Sterlin kazanmıştım. Elli dört Türk Lirası! Bu neydi biliyor musunuz? Türkiye’ de, o tarihte, iyi bir amelenin tam beş onda dört günlük yevmiyesiydi. Nasıl unuturum? Aradan geçen yıllar boyunca biz de boş durmadık doğal olarak! Şu anda Türkiye’ de, bir amele yevmiyesinin tutarı olan Türk lirasının karşılığıysa, tam yedi buçuk Sterlin! O yıl, yılın en son gününü saat yirmi bire kadar çalışarak geçirdim. O gece, benim eğlenmem söz konusu bile olamazdı. Harcama özürlü miktardaki bütçem ile bir şey yapmam olanaksızdı. Ayrıca, eve gidip yatmam da gerekliydi. Gençtim; kanımın dışında ne varsa, onlar da kaynıyordu. Ben de sokaklarda dolaşmayı tercih ettim. Londra sokaklarında, artık alışmış olduğum soğuğa karşın inanılmaz bir sıcaklık vardı. Neredeyse yılın bütün günleri gün içinde  de karanlık olan Londra sokakları, aydınlıktı. Sokaklar, evler, dükkânlar, hastaneler, tapınma yerleri, otomobillerin bazıları ışıklarla donatılmış, rengârenkti. Her yer rengârenk yılbaşı süsleriyle donatılmıştı. Herkes sokaktaydı sanki. Her yerden, renk, ışık, müzik ve coşku  akıyordu. Her kesimden, her yaştan insanlar hep gülüyordu. Meydanlarda toplânan kızlı erkekli kalabalıktan sadece neşe yükseliyordu. Herkes birbiriyle konuşuyor, sevinç sesleri çıkarıyordu. Tanıdık olmanıza gerek yoktu. İnsan olmanız yeterliydi. Ellerde çerezler, kutlama içecekleri, anlamlı, zeki, güncel, ümit vadeden, yapıcı lâf atmalar… Hatta, bir tanesi bana bile lâf attı. Niye yalnızdım? Niye onlara katılmıyordum?  “ Buyur ” durumuna düşmemeğe aşırı gayret gösteriyordum. Şehre henüz gelmediğimi onlara göstermeliydim. Katıldım doğal olarak. Sadece onlara değil, bütün diğer topluluklara da... Dans edenler… Öyle her yerde rastladığınız, artık Aralık aylarının milli marşı olmuş “ Jingle Bells ” le değil. Bir tanesi, teybe “ Lime Light ” ın akustik gitar hızlı düzenlenmiş şeklini koymuş, sanatını döktürüyordu. Diğeri radyoda ne varsa onunla yetiniyordu. Bir diğeri Ally McBeal gibi içinden duyduğu müzikle kendinden geçmişti. Bir çift aynı anda hem “ I Left My Heart In San Francisco ” şarkısını söylüyor, hem de başlarını duydukları zevkten geriye atmış olarak şarkıya uyumlu danslarını ediyorlardı. ‘ Save The Last Dance For Me ’, gitarların, akordeonların armonikaların çalınmasıyla meydanın paylaşılan ortak müziği ve dansı idi. Çeşit çeşit konfeti atanlar vardı. Uzun, renkli şeridi boynuma sardıktan sonra, zorluk çıkartmadığım anlamındaki kısa teşekkürünü takip eden öpücüğü, masumiyet dolu bir saflıkla yanağıma konduran Anglosakson tipli kızı hiç unutmayacağım. Girdiği iddiayı kazandığına eminim. İşte bundan sonra, İstanbul kaynaklı “ Salla başını oynat gözünü kaşını, kek zannetmesinler! ” özdeyişi geldi aklıma birden. O akşam, oradaki dans figürlerimi bir görecektiniz! Jackson Maykıl’ ın mı, Alp Bakenbayıl’ ın mı daha iyi dans ediyor olduğuna zor karar verirdiniz. İnanılmaz coşku, havai fişeklerin renk tayfında yirmi dörtte başladı. Havai fişeği ben orada gördüm demem daha doğru olur. Daha önce gördüklerim, maytap sınırları dahilindeymiş. Herkes birbirine içtenlikle, insancasına sarılıyor, birbirinin yeni yılını tebrik ediyordu. Daha sonraları egemenliğini internet ile paylaşma durumuna sessiz seyirci kalacak cep telefonu henüz son imparatorluk olarak dünyaya el koymadığından, bense geleneklerine bağlı, televizyonsuz ve telefonsuz bir hayatı zorunlu olarak benimsediğimden, meydanın güney doğusuna bakarak telepati metoduna bağlı özel ulak marifetiyle, kesinlikle İstanbul’ da, kız arkadaşları ile yeni yılı kutladığına inandığım iki ağabeyimi düşünmedim bile! Bir iki vazgeçilemez dostun yanında, tek başına yaşayan çok yaşlı teyzemi de yanlarına alacağını iyi bildiğim, rahmetli anne ve babamın yeni yılını kutladım. O gece meydanlarda, coşkunluk,  estetik, üst düzey anlayış, ülke dolusu olgunluk ve alçakgönüllü iyi niyet hakimdi. O gece, sayamayacağım kadar çok kutladım ve kutlandım…

 O yılbaşı gecesi eğlenmem mümkün değildi; ama çok eğlendim… İnanın, o tebrikler beni hüzün dolu bir sevinçle ağlatacak kadar değerliydi. Hatta onlar şimdiye dek aldığım, yaşamımın en değerli kutlamasıydı. Onlar orada, o akşam, bir insanın yeni yılını içtenlikle kutladılar! Çünkü, hiçbiri beni tanımıyordu…

Otuz bir Aralık iki bin üç gecesi, 2004, “ Dikkat et, bu adam dediğini yapıyor ” diye 2003 tarafından ikaz edilecek: “ Ertelediği her şeyi bende yaptı. İlginç olan, hâlâ yeni yetme gibi heyecanlı! Bir süredir önüne geleni de tanıdık tanımadık demeden kutluyor!”

İnsan Olmanın Lezzeti… XIV’ de buluşana dek, en iyilerle kalın.

İlk not: En son ne zaman, kendinizi kuvvetli, yeterli, heyecanlı hissettiniz? Heyecanın kekremsi ama sağaltıcı tadına vardınız?

:  Alp ARPAD, Ankara, 31. 12. 2002, 09:37                                                                                   Diğer bir  İOL... "   için                       

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Bir Sonraki Yapıt