|
" Duyguları bilgi haline getirebilirsek onların
bizi hırpalamalarını engelleriz! " dedi ve sustu biri! Üstelik
anahtarını da vermedi içerisinde ne olduğunu çılgın bir merakla öğrenmek
istediğim bu yeni han kapısının!
Tamam biliyorum; bilginin aydınlığı ile yeneriz acının karanlığını...
Açıklanabilen, tanımlanabilen ve tanınan her şey acı verme güçlerinden ve
yenilmezliklerinden de kaybediyor demektir!
Her türlü acının ilâcıdır bilgi; kanserin de aşkın da...
Tek kişilik bir duygu olursa daha rahat açıklayabileceğim sanki,
doğruluğundan pek de emin olmadığım bu savı! "Tüm duygular aslında tek
kişilik değil mi? " diye sorduğunuzu duyar gibiyim! Elbette, güven
gibi, aşk gibi, sevda gibi duygular tekil olarak ifade edemezler
kendilerini, hatta tek bacaklı bir güven olur mu? Olmaz sanki!
Sıradan bir taşa bakarak, onu sevip sevmediğine karar veriyorsan, bu
yalnızca senin taşa bakışından dolayı değildir. Taşın biçimi ve varlık
nedeni de önemlidir burada! Niye mermerler güzeldir ki? Mermerlerin güzel
görüntüsünün üzerinde milyonlarca yıl baskı altında kalmalarının sabırlı
emeği vardır da o yüzden! Tabi ki " biçim sevda karşısında önemini
kaybeder! " Bu başka bir şey! Taşa karşı duyduğun hoşlanma hissinde
bile taşın sana milyonlarca yılın baskısı altında kalarak kazanıp verdiği
görüntüsünün hoşluğu vardır...
Biçimden bağımsız sevdalar bile acı çektirebilir insana!
Aslına bakacak olursak, hemen hemen bütün duygular bencilcedir; yani biraz
tekildir! Birinin varlığına şahit yazılmasını istemen, kimliğinin ve
vardığın noktanın onaylanmasını istemen, iki kişilik bir dünyadan tek
kişilik evren çıkarma isteğin, dokunma senfonisi; ne dersen de, hemen
bütün duygular biraz bencilcedir! Çok da yanlış değildir bu! " Dünyaya
senin gözlerinle bakabilen... gözlük kullanmadan... bir diğeri olmak...
öyle zor ki! " Elbette zor. Bunun kolay olduğunu söyleyen zaten kendi
gözlüklerinden bakmayı çoktan seçmiştir!
Özgürlük gibi, yalnızlık gibi, acımak gibi duygular ise diğerlerine göre
daha da tekil görünmeyi daha kolay becerebilen duygulardır! Dolayısıyla
bunları bilgi haline getirmek ve bunların verdiği acıları dindirmek ya da
hafifletmek daha kolaydır!
Sivri bir çıkış mı bilmem ama; acımak fiili kendini diğerlerinden üstün
görme çabasıdır! " Aynı zamanda, egonu şişirdikten sonra onu susturmayı
seçmektir de acımak! " Yanisi ne bunun? " Yani o, iyileştirici
duygudur... "
Başkasının bize, bedenimize, ruhumuza yönlendirdiği acımak eylemi pek
kabul edilebilir gibi gelmiyor! Dışımızdaki insanlar arasındaki
ilişkilerde gördüğümüzde ise daha anlaşılabilir veya onaylanabilir gibi
geliyor bana acımak!
İnsan kendi ruhunu yüceltmek için hiç bir fırsatı kaçırmayan reflekslere
sahiptir diye düşünüyorum, böyle olmalıdır demiyorum! Acımanın özünde de
acınandan daha üstün bir halde olmak veya kendini öyle görmek de vardır.
Yani acımak biraz da " İyi ki ben öyle değilim " demektir. Başka
kelimelerle, acıyan acınandan daha üstündür veya üstün görür kendini...
Sadece acımak eyleminin bizi düşürdüğü durumdan kurtulmaksa istenen, acıma
eyleminden vazgeçerek kişiliğimizi üstün görme çabasından da uzaklaşabilir
miyiz?
Acımak duygusunun vereceği zarardan kurtulabilmek aslında bunun çok bencil
bir davranış olduğunu bulabilmemizde mi gizli?
Duyguların verdiği acıdan taşıyabildiğimiz kadarını sırtlanıyor,
taşıyamadığımız noktada kendimize acıyoruz...
İyi bir gün olsun yarın... |