www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
KÖŞE YAZILARI caddesi
Telif Hakkı sahibi: Mehmet UHRİ
AÇIK KAPI
Hayatı anlamaya ve anlatmaya çabalayanlar için her zaman bir açık kapı vardır
ÇERÇEVESİZ
|
Yaşlı bayan hastamız ve ona refakat
eden kocası uzun süre hastanemizde tedavi görmüştü. İyi anlaşmıştık. Karı
kocanın hastane ortamındaki dayanışması, sevgisi hepimizi olumlu
etkilemişti. Emekli resim öğretmeni olduklarını, Üsküdar’ da resim atölyesi
ve çerçeveci dükkânı işlettiklerinden söz edip adres bırakmışlardı. Sağlıkları yerindeydi birbirlerine olan sevgileri yine fark ediliyordu. Beyefendi “ çayları koyuyorum ” diyerek kalktı. Köşede duran semavere uzandı. Semaverin yanında yerde eski bir gramofon ve taş plâklar gözüme çarptı. Hazırladığı çay bardaklarına porselen demlikten süzdüğü çayları koyup ikram etti. Semaverin tüten buharı, ortamın resimlere bürünmüş karmaşası, köşede şövalyesinde duran üstü örtülü muhtemelen bitmemiş resim, öbür yanda gramofonun varlığı bu sevgi dolu insanların kendi tarihleri ile birlikte yaşadığını düşündürüyordu. Hanımefendi getirdiğim resimlerden birini inceleyip çerçevesinin tamir olamayacak kadar eskidiğini, yenilemek gerektiğini anlatarak uygun çerçeve aramaya yöneldi. Beyefendi getirdiğim diğer resmi inceleyip beğendiğini belirten jest yaptı. — Resim güzel olmasına güzel ama çerçeve uymamış doğrusu. — Değiştirmek gerekecek o zaman çerçeveyi? — Bence hiç çerçeve olmasa daha iyi ama bir şeyler yapacağız artık. Şaşkınlıkla “ çerçevesiz resim olur mu? O zaman aç kalırsınız ” diye mırıldandım. Gülümsedi. Elindeki resmi göstererek; — Ressam zaten anlatmak istediklerini çerçeve ile sınırlamış, gayet de güzel olmuş. Çerçeveye gereksinim kalmamış ki. O sizin sorununuz! — O zaman resimleri neden çerçeveletiyor insanlar? — Güzel soru sordunuz. Şimdi bir de yanıtını vermeyi deneyin bakalım. Ne de olsa emekli öğretmendi ve kendimi sınava tutulmuş gibi hissediyordum. Güzel görünsün, çıplak durmasın, resmi satın alan kendinden bir şeyler katsın gibi nedenler sıraladım. Başını olumlama anlamında salladı. - Çerçeve Farsça’ dan dilimize girmiştir. “ Dört çubuk ” anlamına gelir. Çerçevelemek ise dört tarafını çevirip kontrole almak, sahiplenmektir özünde. — Yani? — Yani, insanların o gizli muhafazakârlığını yansıtır. Hani o en ilerici geçinenlerde bile yeri geldiğinde ortaya çıkan tutuculuk var ya işte, ondan söz ediyorum. Kimi sahiplenmek için çerçeveler resimlerini, kimiyse ressamın hayal gücünün duvarlara taşıp odaya yayılmasını önlemek için kullanır çerçeveyi. Özünde hep korku, korunma ve sahiplenme vardır. Bir tür muhafazakârlık, işte! — Nedir bu gizli muhafazakârlık dediğiniz? — Farkında olmadan yaptığımız bir davranıştan söz ediyorum. Nedeni belirsiz korku, kendini güvende hissetme arayışı, belirsizliklerden kaçınma, değişime direnç ve bazen hoşgörüsüzlük. Her insanda az veya çok görmüyor muyuz bu davranışları? Onaylama anlamında başımı sallayıp sustum. Çayımı yudumladım. “ Hep böyle muhafazakâr mıydı insanoğlu? ” diye üsteledim. Yerdeki taş plâklardan birini aldı ve üstünde yazanları okumamı rica etti. Plâğın üstünde “ Mazi Kalbimde Bir Yaradır Okuyan Seyyan Hanım ” yazıyordu. Anlamadığımı görünce taş plâğı gramofona koyup kurdu ve çalmaya başladı. Sonra dönüp; — Yapıtın ne bestecisi, ne söz yazarı ne müzisyenleri tanıtılmamış. Sadece adı ve okuyanı önemliymiş o zamanlar. Kimse sahiplenme, çerçeveyi belirleme telâşında değilmiş. Bırakırlarmış müziğin nameleri gidebildiği yere kadar gitsin. Kimseyi ürkütmez, rahatsız da etmezmiş bu durum. — Sonra ne oldu da bugünlere geldik? — Zenginleştik. Zenginleştikçe korkularımız arttı. Sahiplenmenin sınırını koyamadık. Dışımız zenginleştikçe içimiz mi boşaldı ne? Bu yüzden herkes birbirinden korkar oldu. Çerçevesiz yaşayamıyoruz artık! Herkesin bir çerçevesi var. Kiminin ki gönlünce geniş, kiminin ki dar ama hep var… Çayları doldurmak için tekrar semavere uzandı. İkinci çayları taş plâğın arka yüzündeki yine Seyyan Hanım’ dan “ Karşıyakalı ” şarkısı eşliğinde içtik. Bu arada çerçevenin biri hazırlanmıştı. “ Beklerseniz diğerini de onarırız ” dediler. Acelem olduğunu söyleyip çıktım. Bir kez daha o dükkâna gelebilmek için küçük bir yalanı kendime çok görmedim doğrusu. Sahile indiğimde Güneş, tarihi yarımada üzerinde batmaya başlamıştı. Gün batımının o çerçevesiz güzelliğine dalıp gitmek geldi içimden. Sonra, esen poyrazın serinliğini, işlerimi bahane ettim, kalamadım orada. Kendi çerçevelerime takıldım sanki… |
:
Mehmet
UHRİ,
İstanbul, 20.04.2006 Diğer bir
"
köşe yazısı için "
için