www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi 

Telif Hakkı sahibi: Mehmet UHRİ

AÇIK KAPI

          Hayatı anlamaya ve anlatmaya çabalayanlar için her zaman bir açık kapı vardır

KAYMAKAM DEDİĞİN

Hastamız kaymakamlıktan emekli yaşlı bürokrattı. Aslen Konya Karamanlı olmasına karşın emekliliğinde Tekirdağ Şarköy’ e yerleşmişti. Yaşlılığa bağlı kronik hastalıkları nedeniyle ara sıra kontrole gelir, genellikle kendi yaptığı şaraplardan hediye getirirdi. Bu kez hastaneye yatırma ihtiyacı duymuştuk. Gece nöbet odama gelip bir şişe şarap bıraktı. Sıkılmıştı hastanede olmaktan, yanında kimsesi de yoktu. Sohbet edecek birilerini arıyordu. Şarköy’ den bağlarından ve şaraptan söz etti.  “ Senin gibi Karamanlının ne işi var Şarköy’ de? diye sordum. 

-          Çok yer gezdim Anadolu’ da ama Trakya’ yı, Şarköy’ ü ve insanlarını unutamadım. Emekli olunca ev alıp yerleştim.

-          Ne vardı seni çeken Şarköy’ de?-           

Getirdiği şarap şişesini açmaya kalktı, engel oldum. Nöbette olduğumu, onun da alkolden uzak durması gerektiğini hatırlattım. Şişeyi dolaba kaldırıp çay ikram ettim. Daha sonra Erzincan’ ın Refahiye ilçesinden Şarköy’ e kaymakam olarak atandığı ilk günü anlattı. Eşini evini ve çocuklarını Refahiye’ de bırakıp yerleşmek için yalnız başına Şarköy’ e geldiğinden. Kalacak yer ayarlayıp kaymakamlık görevine başladığından söz etti.

-          Kimseyi tanımıyordum. Makamıma oturup bir tanışma toplantısı yaptım. Günlük evrakı incelerken sekreterim yakın bir köyün muhtarının görüşmek için beklediğini söyledi. Küçük yerlerde muhtarlar ile iyi geçinmenin sorunları çözmede işe yaradığını bildiğim için muhtarı bekletmeden odama aldım. Biraz hoşbeş ettikten sonra ne istediğini sordum. Muhtar “ o günün akşamı köyde düğünü olduğundan, oğlunu evlendirdiğinden söz ederek beni düğününe davet için geldiğini. onur konuğu olacağımı ” söyledi.

-          Sen ne yaptın?

-          Fırsatı kaçırmadım. Muhtarı kendime bağlamanın yolunu bulmuştum. Düğüne geleceğimi söyleyerek muhtarı uğurladım. Akşam olunca kaymakamlığın şoförünü ve jeepini alarak düğün alanına gittim. Köy meydanından masalar kurulmuş yeniliyor içiliyor eğleniliyordu. Günün yorgunluğunun üzerine içkiyi de fazla kaçırınca masada sızıp kalmışım.

-          E…?

-          Uyandığımda saat sabahın üçünü geçiyordu. Köy meydanında kimse kalmamış düğün dağılmıştı. Şoförüm beni bekliyordu. Sızdığımı görünce uyandırmaya kıyamamışlardı anlaşılan. Tam olarak ayıldığım da söylenemezdi doğrusu. Kaymakamlığın jeepine binerken bir kenarda düğünün çalgıcı takımının oturduğunu gördüm. Şehre gidecek arkaçları olmadığı için sabahı beklediklerini söyleyince acıdım, onları da aldım jeepe. 

Çayları tazeledim. Sigara yakmak için izin istedi. Dumanın rahatsız ettiğini söyleyerek engel oldum sigarasını yakmasına. Söylendi biraz. Sonra sürdürdü sözlerini. 

-          Yolda rüzgârı yedikçe açıldım, kendime geldim. Baktım kafa kıyak çalgıcılar da arabada. Önce biraz lâfladık. Yörenin çingenelerindendi çalgıcılar. Şefleri oğlunu yetenekli bulup konservatuara aldılar diye dertliydi! Ben “ oğlun için iyi olmuş ” dedim. Adam yüzüme dik dik baktı “ Beyim bizde bir lâf vardır: Bir yerde varsa nota, yoktur orada banknota ” dedi. Üstelemedim. “ Çalın bari biraz da neşelenelim ” dedim. 

Adamların kaymakamlık jeepinde gırnataya başladığını, yol boyunca çalıp söylediklerini anlattı. Dahası Şarköy’ e geldiklerinde çaldıkları şarkının bitmemesi üzerine şehir içinde de çalıp söyleyip bir tur attıklarını anlattı. 

-          Sabah uyanıp da yaptıklarımı düşününce aynada yüzüme bakmaya utanıyordum. Kaymakam bey göreve başladığı ilk gün makam aracıyla çingeneler eşliğinde sarhoş vaziyette şehir turu atmıştı. Daha önce görev yaptığım yerlerde kabul edilir şey değildi.

-          Peki sen ne yaptın?

Sigarasına izin vermediğim için kıvranıyordu. Bir süre elindeki yakmadığı sigarasıyla oynadı.

-          Kaymakamlıkta sabah çayımı içip biraz işler ile uğraştım. Öğlene doğru sokağa attım kendimi. Yolun karşısındaki beyaz eşya satan esnaf “ Kaymakam bey gel bir şey ikram edelim ” diye çağırdı. Biraz sonra dükkâna oturdum. Çevre dükkânların esnafı da geldi. Üzerindeki önlükten kasap olduğu anlaşılanı “ kaymakam bey gece seni gördük, jeepinle geziyordun şehirde ” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Bir süre susup “ ne gördünüz peki ” diye üsteledim. Adamlar ağız birliği etmişçesine “ Biz ne gördüğümüzü biliyoruz. Sen gönlünü ferah tut. Böyle olur kaymakam dediğin, be yau! ” dediler. 

Birlikte bir süre güldük. Şarköy insanının engin hoşgörüsünü, yaşamaya düşkünlüğünü orada tanıdığını, dahası hoşgörünün gerçek erdem olduğunu orada öğrendiğinden söz etti. O gün bu gündür “ Şarköy’ ü unutamadığını, emekli olunca bu, hoşgörüsü yüksek insanlar ile yaşamayı kafasına koyduğunu anlattı.  

Bir çay daha teklif ettim. Gülümsedi, “ Hanım iki kadehten fazlasına izin vermiyor, çay bile olsa ” diyerek ayağa kalktı. Yakamadığı sigarasını kulağının arkasına yerleştirdi, iyi geceler dileyip inceden ıslık çalarak odasına yöneldi.

 

      :  Mehmet UHRİ, İstanbul, 14.09.2005                                                              Diğer bir  köşe yazısı için "   için

                         

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt