www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 KÖŞE YAZILARI caddesi 

Telif Hakkı sahibi: Mehmet UHRİ

AÇIK KAPI   

 Hayatı anlamaya ve anlatmaya çabalayanlar için her zaman bir açık kapı vardır

İPEK BÖCEĞİ ÖĞRETİSİ

 O yaz plajda bir eksiklik hissediliyordu. Yazın ortası olmasına karşın ortalıkta görünmüyorlardı. Dikili sahilinde güneşlenip torunları ile deniz kıyısında oynayan o yaşlı karıkocayı arıyordu gözlerimiz. Anneanne ve dede her gün afacan iki erkek torun ile birlikte öğlene doğru plaja geliyor, dedenin torunları ile birlikte kumda oynadığı oyunlar herkesin ilgisini çekiyordu. Anneanne geride duruyor denetimi elden bırakmıyordu. Arada çocukların güneş koruyucu kremlerini tazeliyor, şapkalarının başlarında olmasına özen gösteriyordu.

Birkaç gün sonra çocukları anneleri ile birlikte plajda görünce dayanamayıp anneanne ve dedelerini sorduk. Rahatsızlığı nedeniyle dedenin evden çıkamadığını, çocukların yazlıkta olmalarına karşın dedeyi yalnız bırakmamak için anneannenin torunları plaja götüremediğini öğrendik. Afacanlar büyümüş boylanmış görünüyordu. Sahilde kumdan kale yapmaya giriştiler. Önce yardım istediler. Anneleri ilgilenmeyince kendileri yapmaya çabaladı. Kaleyi denize yakın yaptıkları için gelen dalgalar kısa sürede yıkıyor neşe içinde yeniden yapmaya uğraşıyorlardı. Dikili’ nin serin denizi ise girenleri kısa sürede dışarıya attığı için sahil denize göre daha kalabalık görünüyordu.

Çocuklar kendileri ile oynayan olmayınca kısa sürede sıkılıp annelerini denize girmek için ikna etmeye çalıştılar. Anneleri ise onlardan önce sıkılmıştı. Deniz işini bitirip dönme niyetindeydi. Bir süre sonra toparlandılar. Çocuklar durumdan hiç memnun olmamıştı. Akşam üzeri gün batımını seyretmek için sahile indiğimizde dedenin torunlarını da alıp anneanneyle birlikte sahilde olduğunu görünce içimiz ısındı. Afacanlar o eski mutlu halleriyle dedeyle oynuyor dede onlara bir şeyler anlatıyordu. Yanlarına gidip geçmiş olsun dileğinde bulundum. Anneanneleri eşinin kalçasından ameliyat olduğunu yürümesinin zorlaştığını yazlığa bile çekinerek biraz eşinin ısrarı ve biraz da torunların hatırına geldiklerini anlattı.

Dede ise Midilli adası üzerinde kaybolmakta olan güneşi gösterip güneşin nereye gittiğini soran büyük torununu “ Akşam oldu güneş evine annesinin yanına gitti, sabah yine hepimizden önce gelip bizi uyandıracak merak etme ” diye yanıtladı. Güneşin batmasıyla birlikte gökyüzünde sarıdan turuncuya eflatun ve mora kadar renkler belirmeye başladı. Küçük torun sahilde bulduğu deniz kabuğunu dedesine uzattı. O da ilgiyle inceleyip torununa geri verdi, saklamasını söyledi. Gidip yanlarına oturdum.

-         Bu kadar ilgili dedeleri olduğu için torunlarınız çok şanslı.

-         Sormayın. Annesi de babası da çok çalışıyor kimse ilgilenmiyor gariplerle. Onlar oyun arkadaşı arıyorlar anneleri ise her anne gibi biran önce büyüsünler de dertlerinden kurtulayım diye düşünüyor. Çocuklar büyüdükçe değişen, büyüyen dertlerin farkına gün gelip varacak elbet ama bu arada torunlar sahipsiz kalmasın diye en azından yaz aylarında yanlarında olmaya çabalıyorum.

-         Biliyorum. Her yaz sahilde onlarla saatlerce kumda oynadığınızı görüyorum. Hatta plajda bu yıl eksikliğiniz hayli hissedildi.

Sevgi dolu gözlerle sahilde koşuşturan torunlarına baktı. Anneanneleri üstlerini kirletmemeleri için seslendi ama çocuklar kendi havalarındaydı.

-         Torunlarım büyüyor ama anne babaları farkında bile değil. Onların sorularına cevap verecek vakitleri de yok. Dinleyen olmayınca çocuklar soru sormaktan da vazgeçerler diye endişe ediyorum. Gücüm yettiğince yanlarında olmaya çabalıyorum.

-         Neyi öğrensinler ve unutmasınlar istiyorsunuz?

Bir süre denize ve giderek eflatundan mora dönen gökyüzüne baktı. Kumda oynayan torunlarını işaret edip “ Çocuklar. Hepsi başka bir dünya ” dedi. Sonra bana döndü.

-         Bence her çocuk mutlaka ipekböceği yetiştirmeli ve sahilde kumda oynamalı. Önemsiz gibi görünebilir ama çok önemli. Anneler ise çocukları koruyup kollama uğruna kuma oturmayı yasaklayıp ipek böceği yetiştirmeyi bile çok görüyor.

-         Hatırlıyorum ben de ipek böceği yetiştirmiştim. Konuşurdum onlarla isimleri bile vardı. Ama neden bu kadar önem verdiğinizi doğrusu anlamadım.

-         Çocuklara hayatı öğretmek istersen onlara ipek böceği ver, yetiştirsinler. Bilirsin bu çocuklar gibi minicik kurt olarak başlarlar hayata. Yediği dut yaprakları ile semirir büyür üç dört kere gömlek değiştirirler. Her gömlek okuyup öğrenip alınan diplomalar gibidir. Sonra gün gelir büyümesini tamamlar, okullar bitmiş adam olmuştur. Kozasını kurup kendini o kozaya hapseder, ipek böceği. Evini barkını yerini yurdunu seçip yerleşen çoluk çocuğa karışan pek çoğumuz gibi kendi arzusu ile kozasına çekilir. O güne kadar biriktirdiklerini kozasını yapmak için harcar. Günü geldiğinde ise birkaç günlüğüne hayata kelebek olarak döner yumurtalarını bırakır ve yiter gider. Hayatın özü de buna benzer. Günü geldiğinde koza kurmaktan korkmamalarını başka nasıl anlatırsın çocuklara?

Bu arada hava kararmış akşamın serinliği hissedilir olmuştu. Anneanne eve dönmek gerektiğini söyledi. Ayağa kalktık. Bizimki bastonuyla da olsa zor yürüyordu. Bir kere ameliyat geçirince insanın içine korku girip rahat yürüyemediğinden düşüp bir yerini kırma endişesi ile yaşadığından söz etti. Koluna girip yardım ettim. Torunlar sahilde kumda oynamayı bırakmaya niyetli görünmüyordu ama anneanneleri daha sert bir sesle eve dönüleceğini söyleyince koşup yanımıza geldiler. Dede küçük torununun saçını okşadı. “ Bir de kumda oynamaktan söz etmiştiniz. Onun önemi nedir? ” diye sordum. Eğilip yerden bir avuç kum aldı parmaklarının arasından akıp gitmesini izledi.  

-         Kum çok şey öğretir çocuklara. Eline aldın mı akar gider tutamazsın. Hayat gibidir. Tutup biraz şekil vermek için bir şeyler katmalı gayret göstermelisin. Sen gayret göstermezsen hayat bu kum gibi akar gider ellerinden. O yüzden torunlarımla saatlerce kumda oynarım. Hiç sıkılmam, benim işim bu. Onlar benim ipek böceklerim. Beslensinler büyüyüp kendi kozalarında mutlu olsunlar isterim.

-         Ama her gün aynı oyun sıkıcı olmuyor mu?

-         Sen pek kumda oynamamışsın anlaşılan. Sahildeysen ertesi sabah her şeye yeniden başlarsın. Deniz yıkıp geçer sen yıkılacağını bilerek yeniden inşa edersin o kaleyi. Sen yazarsın deniz bozar. Zamanla kaleyi denize hangi mesafede ve hangi ıslaklıkta kumda yaparsan daha dayanıklı olduğunu da bulursun. Gerçi bunun da çok önemi yoktur. Öleceğini bilerek yaşamak, çabalamak gibidir. Sabaha her şeye yeniden başlarsın. Çocukluğunda kumda oynayıp yıkılacağını bilerek neşeyle o kaleleri yapmışsan hayatta sırtın yere gelmez.

-         Yoksa?

-         Yoksa hayat plajın o kuru kumları gibi akar gider ellerinden. Bir şeylerin eksik olduğunu bilir görür de ne olduğunu anlamlandıramadan öyle yaşar gidersin. Her seferinde denizin yıktığı kalelerine bakıp hep bir şeylere öfkelenir, aslında kendine kızdığını ise çoğu zaman fark edemezsin. 

Bu sırada büyük torun yanımıza gelip “ Dedecim anne kediye süt verelim mi? Belki bu sefer yavrularını sevmemize izin verir ” diye sordu. Dedenin yüzü aydınlandı. “ Gidelim de görün anne olmanın ne zor olduğunu belki o zaman boğazınız ağrımasın diye size dondurma almayan annenizi biraz olsun affedersiniz ” dedi. Ağır adımlarla neşe içinde evlerinin yolunu tuttular.

Biraz daha kalıp rüzgârın da etkisiyle kabaran dalgaların dövdüğü sahilde oturdum. Akşamın ilerleyen karanlığında Midilli’nin ışıkları giderek daha iyi seçiliyor, dalgalar ise sahili ertesi sabaha hazırlıyordu.

Emekli öğretmen merhum İsmail Çulhacı’ nın anısı için.

:  Mehmet UHRİ, Temmuz 2008, Dikili, İzmir                                               Diğer bir  köşe yazısı için "   için

                         

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt