www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi 

Telif Hakkı sahibi: Mehmet UHRİ

AÇIK KAPI   

 Hayatı anlamaya ve anlatmaya çabalayanlar için her zaman bir açık kapı vardır

ACIMASIZ ÖĞRETMEN

 “ Hiç bir şey söyleme, senin gibi, yaşamaktan korkan biri değilim ve öyle olmak da istemiyorum baba. Beni koruyup kollamandan, hatalarımı göstermenden sıkıldım. Bırak hata yapayım. Bileyim yanlış yaptığımı, cezasına katlanayım ” diye söylendi. Delikanlı çevre aktivistlerinin eylemine katılmış çıkan kargaşa ve polisin müdahalesi ile hırpalanmıştı. Gözünün altı morarmış, açılan kaşına dikiş atmıştık. Kafa travması nedeniyle hastanemiz acil servisinde gözetim altında tutuluyordu. Polis, kapının dışında hastamızı gözaltına almak için bekliyordu. Haberi alıp hastaneye gelen babasının odaya girdiğini görünce konuşmasına fırsat vermeden bu sözler döküldü delikanlının ağzından. Babanın ise yüreği kalkmış oğlu için kaygılanmıştı. Pek tartışacak hali yoktu. Durumunun iyi olduğunu, gözetim altında tuttuğumuzu söyleyince sakinleşip oğlunun yanına yatağın kenarına ilişti. Saçlarını okşadı.

-       Tamam oğlum. Çevreci olmana bir şey demiyorum ama kavga ederek derdini anlatamazsın! Kendine yandaş bulamazsın. Haklı bile olsa kimse kavgacıları sevmez, bilirsin.

-         Yine ders veriyorsun, bunu yapma baba. Hem kavgayı biz başlatmadık. Çevreyi kirlettiği bilinen fabrikanın işçileri saldırdı; biz kendimizi koruduk.

-         Ah be oğlum! Ben de bir zamanlar senin gibiydim. Gençken gücün kuvvetin ile kendini var etmek kolay geliyor insana. Beyin gücü ile alt edemeyince fizik güce başvururduk bizler de, bir zamanlar.

-         Ama baba onlar başlattı. Oraya kavga etmek için gitmemiştik.

-         Öyle olur hep. Onlara da sorsan sizin başlattığınızı, tahrik ettiğinizi söylerler. Gençlikte gücüne güvenip şiddete başvurması kolaydır, insanın. Aklın başına gelip biraz olgunlaşınca şiddetin çözüm olmadığını anlarsın. O zaman çevrendekileri, seni koruyup kollayanları fark edersin. Şiddet seni yenip yok etmeden içindeki şiddeti evcilleştirmen gerekiyor. Bunu ben yapamam. Sadece sen yapabilirsin.

Delikanlı yatağında doğruldu, elini babasının omzuna koydu. Babası oğlunun saçlarını okşayıp şakağındaki kurumuş kan lekelerini tırnağı ile çıkaramayınca ıslak mendil ile temizlemeye çalıştı. Delikanlı bu ilgiden sıkılıp babasının elini tutup durdurdu.

-         Sen öyle diyorsun ama baba, hiç bir şey yapmadan nasıl duracağız. Dünya ne hale geliyor görmüyor musun? Siyasete bulaşmamı özellikle istemedin biliyorum ama dünyanın geleceği için çabalamama ses çıkarma lütfen.

Baba elindeki kirli ıslak mendilleri atacak çöp ararken bana baktı. Eliyle oğlunu gösterdi:

-         Ne garip değil mi? Zamanında ben de rahmetli babamla böyle tartışırdım. O zamanlar devrimciydim ve yine dünyanın değişmesi gerektiğine inanırdım. O ise bana hayatın hep yeniden başlayan bir denize benzediğini, yenileri içine alıp eskiyenleri kıyıya vuran okyanus olduğundan söz ederdi. Şimdi daha iyi anlıyorum. Deniz yine aynı deniz! Benim gibi işi bitenleri kıyıya vurup oğlumu alıyor içine.

-         Babanız güzel söylemiş, ne iş yapardı? Öğretmen miydi?

-         İmamdı babam. Zamanın en iyi öğretmen olduğunu, ama yetiştirdiği öğrencilerin hepsini öldüren acımasız bir öğretmen olduğunu söylerdi. Bizim mücadelemize de öyle bakardı. Hep tartışırdık. Sonuçta o haklı çıktı veya biz başaramadık.

Bu sırada odaya giren polis nöbetçi savcının istemi doğrultusunda gözaltı işlemi için hastayı ne zaman alabileceğini sordu. Tetkiklerin henüz tamamlanmadığını bir süre daha gözetim altında tutacağımızı söyleyince elindeki telsiz ile merkeze bilgi verdi. Telsizden “ Başından ayrılma! ” diyen sert ve kararlı emir duyuldu. Bizimki oğluna sıkıntılı bir bakış attı. “ Keşke hiç bulaşmasaydın okuyup okulunu bitirseydin! ” deyince oğul öfkeyle yatağından kalkmaya çalıştı. Sakinleştirmeye çalıştım.

-         Ben senin gibi olamam baba. Siz olaylarınızı kendiniz yaratmış her şeyi değiştirmeye çalışmıştınız. Boyunuzdan büyük işe kalkışmış olmalısınız ki beceremediniz. Askeri darbe ile hayat dondu. Hepiniz tüm yaşananlardan kendinizi suçladınız. Suçlu olmanın verdiği eziklikle kendinizden nefret ettiniz. Hayatınızda sevgiye yer bırakmadınız.

Babası araya girmek istedi ama bizimki elini kaldırıp konuşmasına fırsat vermedi:

-         Hayatınıza inen darbe ve bu sevgisizlik yüzünden yaşanacak onca şey yaşanmadan kaldı diye hayatı benim üstümden bir yere kadar yaşayabilirsin, baba. Aynı şeyleri yaşamamı bekleyemezsin. Şimdi çektiğin acıları yaşayacağımdan korkuyor, senin yaptığın gibi sinip bir kenara çekilmemi hiçbir şey yapmamamı istiyorsun.

-         Oğlum haksızlık ediyorsun. Her şey senin iyiliğin…

-        Yapma baba, yapma! Tüm bildiğin bu; ölen arkadaşlarınızı bile sakladığınızı bir zamanlar sen anlatmıştın bana. Onları karanlığa gömdük demiştin. Senin gibi karanlıkta sinik yaşamaktansa aydınlıkta olmak istiyorum.

-         Oğlum şu hâline, başına gelenlere bak. Ya daha ciddi bir durum olsaydı?

-         Bırak baba ya! Olsaydı, olsaydı… Olan oluyor zaten. Üstelik biz sizin gibi kendimiz olay çıkarmıyoruz. Olaylar hazır geliyor önümüze. Kendi başımıza olay yaratmamıza fırsat bile olmayan bir dünyada yaşıyoruz. Bunda sizin kuşağın başarısızlığının da katkısı var sanırım.

Bu atışmaları izleyen polis memuru gülümseyerek babanın yanına gelip eli ile sırtına dokundu. “ Sıkmayın canınızı! Benim oğlan da böyle. Bırakın ne yaşayacaklarsa yaşasınlar! İleride bizim gibi yapmadıklarından pişman olmalarından yine de iyidir ” dedi.

Birkaç saat sonra hastamızı taburcu edip polise teslim ettik. Babası da beraberinde gitmek istedi ama polis izin vermedi.   

Bir hafta sonra delikanlı dikişlerini almaya geldiğinde yanında kız arkadaşı da vardı. “ Yine senin için kaygılanacak birini getirmişsin yanında ” diye takıldım. Sevgi dolu gözlerle birbirlerine bakıp el ele tutuştular. Sessizce pansumanın bitmesini bekleyip teşekkür ederek neşe içinde ayrıldılar.

 

      :  Mehmet UHRİ, 27 Aralık 2008 14:33                                               Diğer bir  köşe yazısı için "   için

                         

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt