www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
KÖŞE YAZILARI caddesi
Telif Hakkı sahibi: Mehmet UHRİ
AÇIK KAPI
Hayatı anlamaya ve anlatmaya çabalayanlar için her zaman bir açık kapı vardır
ZAMAN NE GÜZEL AKIYOR
|
Binaların yalnızlığı Yaşlı kadın kalça kırığı nedeniyle çevre hastanelerden birinden nakledilmişti. Çektiği onca acıya rağmen “şimdi ne olacak? Kedilerime kuşlarıma kim bakacak?” diye söyleniyordu. Ameliyat gerekiyordu. Yaşlılığın yanı sıra şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi ek rahatsızlıkları nedeniyle ameliyatı ve ameliyat sonrası bakımı riskli görünüyordu. Geldiği hastaneden ayağa kalkmasının zaman alacağı söylenmişti. Yalnızdı. Ortalıkta yakını da görünmüyordu. Sakinleştirmeye çalıştıkça kedilerinin kuşlarının aç kaldığından çiçeklerinin onu beklediğinden söz ediyordu. Yakınlarına haber vermek istediğimizde önce yalnız yaşadığını söyledi. Evindeki kedilere kuşlara bakacak çiçeklerini sulayacak birilerine gerek olduğunu söyleyince üniversitede okuyan torununun cep telefonunu verdi. İlk girişimleri yapıp servise naklettiğimizde kendi acısından çok geride bıraktıkları için sıkılıyordu. “Beni huzurevine gönderecekler. Kedilerim kuşlarım aç kalacak” diye hayıflanıyor geçirdiği kaza yüzünden kendine kızıyordu. - Pazar yerinde kuşlarım için ayıklanıp atılmış marul yaprağı topluyordum. Yaprakların üzerine basınca kayıp düştüm. Önce bileğim burkuldu sandım ama ayağa kalkamayınca kalçamın kırıldığını anladım. Çok lazımdı sanki o yapraklar. Aç kalacak gariplerim. - Torununuza haber verdik. Sanırım aç bırakmaz onları. - Herkesin işi gücü var doktor bey. Kim bilir hangi işini bırakıp gelecek? Üstelik iyileşsem bile evimde yalnız yaşamama izin de vermezler. Herkes için sorun oldum. Yaşlılık çok zor. Biraz sakinleşince şehrin dışında müstakil bir evde yalnız yaşadığından, kedilerinin ve muhabbet kuşlarının ona arkadaşlık ettiğinden, sokağın köpeklerini de unutmadığından söz etti. Çocuklarından konuşmak istememişti. Ameliyat olup ayağa kalkacağını, bir süre rehabilitasyon görüp tekrar eski sağlığına kavuşabileceğini söyleyince yüzü biraz güldü. Sonra elimi tuttu. - Biliyorum. Beni umutlandırmak için söylüyorsunuz. Ne olursa olsun böyle bir olay yaşadıktan sonra çocuklarım o evde, şehirden uzak yaşamamı istemeyecekler. Ne yapıp edip şehre yanlarına almaya çalışacaklar. Şehrin yalnız binalarına kapanmak istemeyeceğim, direneceğim. Beni inatçı aksi huysuz olmakla suçlayacaklar, yine. Sonuçta sorunun büyümemesi için huzurevine gitmek zorunda kalacağım. O yüzden onlara haber vermek istemiyorum. - Ama haksızlık ediyorsunuz. Onlar çocuklarınız. Hastalığınızda yanınızda olmak onların en doğal hakkı. Bırakın ne olacaksa olsun. Ama burada yanınızda olsunlar. Kafasını hayır dercesine sallayıp “şimdi olmaz, sonra” dedi. O gün tedavisi düzenlenip ertesi gün için ameliyat hazırlığı yapıldı. Torununun bir ara gelip babaannesinden aldığı anahtar ile evine uğradığını hastamıza getirdiği temiz çamaşırlardan anladık. Ertesi gün başarılı bir ameliyatla kalçasına protez takılan hastamızda ciddi tıbbi sorun yaşamamıştık. Bir süre daha hastanede kalıp fizik tedavi görecek daha sonra taburcu edilecekti. Bu arada ortalıkta saçı sakalı karışmış kulağı küpeli torunundan başka kimseyi göremiyorduk. Hastamızın çocukları ameliyatın iki gün sonrasında geldiler. Bizimki yine her şeyi yönetme edasında çocuklarına direktifler veriyordu. Çocuklarına haber vermemek yüzünden işittiği sitemlerin onu pek etkilememesi dikkatimizden kaçmamıştı. Zor biri olduğunu düşünmüştük. Bir hafta sonra hastamız ayağa kalkmıştı. Onu yürüteci ile birlikte servisin bekleme salonundaki çiçekler ile uğraşır, kuruyan yapraklarını ayıklarken gördüm. İlgilendiğimi görünce yanına çağırıp eğilemediğini saksının toprağını kabartıp çöplerini ayıklamak gerektiğini söyledi. Dediğini yaptım. Saksının toprağından ayıkladıklarımı çöp kutusuna atıp elimi yıkayıp hastamızın yanına döndüm. Koluna girip odasına kadar eşlik ettim. Koridorda bir ara durup soluklandı. - Hastalarınızla ilgilenirken hepiniz eldiven takıyorsunuz. Tansiyon ölçenden kan alana, muayene edene kadar ellerinizde hep eldiven var. Biliyorum bunu biraz kendinizi hastalıklardan korumak biraz da diğer hastalardan hastalık taşımamak için yapıyorsunuz. - Evet. Genel uygulama böyle. - Ama iş az önceki gibi çiçek bakımına gelince eldiven takmak aklınıza bile gelmiyor. Toprağı eşeleyip ayıklıyor sonra gidip elinizi yıkıyorsunuz. Hastalarınıza ise vebalıymış gibi davranıyorsunuz. Üstelik bunu farkında bile olmadan yapıyorsunuz. Hastanızın bu yüzden kendini kötü hissedebileceğini düşünmüyorsunuz. - Ne yapmamızı istiyorsunuz? - Şu beyaz önlüklerin arkasına saklanmayın. Hasta hekimini görmek tanımak ister. Özünde hasta dediğin de insan değil mi? Hastane ortamında hekiminin de kendi gibi insan olduğunu bilmek, görmek, elini tutmak onu hissetmek ister. Çok görmeyin bu isteği. Odasına girdiğimizde oğlu ile torununu odadaydı. Torunu, hastamızın evinden geldiklerini kuşların ve kedilerinin beslendiğini, çiçeklerin sulandığını söyledi. Oğlu suskun görünüyordu. Yardım edilmesini istemeden yürüteci ile birlikte ilerleyip kendi gayreti ile yatağa uzandı. Yastığını düzelttim. Eliyle oğlu ve torununu gösterdi. - Bu büyük oğlum bu da torunum, doktor bey. Birbirlerine çok benzerler. Bir farkla. Oğlum yakasında hep rozet taşır. Torunum ise rozetlerden uzak durur. Gerçekten de hastamızın oğlunun yakasında küçük bir rozet parlıyordu. “Bu önemli bir fark mı?” diye sorunca gülümsedi. Oğlunun yakasındaki rozeti gösterdi. - Karşındakinin kılığına kıyafetine bakıp iyi kötü hakkında bir fikir edinirsin. Hatta bunun farkında olanlar üniformayı icat edip tanınmamayı saklı kalmayı seçerler. Az önce sözünü ettiğim gibi siz hekimler de kendinizi gizlemek için o beyaz önlüklerin ardına sığınıyorsunuz. Göstermiyorsunuz içinizdeki insanı. Ama rozet öyle değildir. Taktığın rozet seni bir gruba dahil ederken diğer gruplardan da uzak durduğun mesajını verir. Karşındakine ne olduğunu ve ne olmadığını anlatır. - Yani? - Yani birbirlerine çok benzeseler de oğlum hep rozet takar ne olduğu ve ne olmadığı bilinsin ister, torunum ise rozetlerden uzak durur, tanınsın bilinsin istemez. Özgürlüğü kovalar. Bu yüzden torunumu çok severim. Bu sözlere yanıt vermektense ses çıkarmamayı yeğleyen oğlu annesinin saçlarını okşayıp isteği olup olmadığını sordu. Hastamız tez zamanda evine dönmek istediğini söyleyince yüzünü ekşitti. Oğlu hastamızı yalnız başına evine gönderme niyetinde değildi. İzin isteyip yanlarından ayrıldım. İzleyen günlerde koltuk değneği ile de olsa hastamız eski sağlığına kavuşmuştu. Sanırım çocuklarını ikna etmiş ve komşularının de yardımıyla bakıcı tutup kedilerine kuşlarına geri dönmeyi başarmıştı. Taburcu işlemleri sırasında uğurlamak için kapıya çıktığımda önlüğümün üzerimde olmadığını hemen fark etti. Gülümsedi ve eliyle işaret edip bekleme salonundaki çiçeğe iyi bakmamı istedi. Torununun koluna girip ağır adımlarla uzaklaştı. Hastamızı bir daha görmedik. Bekleme salonundaki çiçekler mi? Ara sıra toprağını eşeleyip yaprağının tozunu alan olduğu sürece daha canlı açıyor yapraklarını.
|
:
Mehmet
UHRİ,
19.08.2004, İstanbul, Diğer bir
"
köşe yazısı için "
için