www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi 

Telif Hakkı sahibi: Mehmet UHRİ

AÇIK KAPI   

 Hayatı anlamaya ve anlatmaya çabalayanlar için her zaman bir açık kapı vardır

GRAMERİ DE YİTİRİRSEK !

Yıllar önce, hayli yaşlı bayan hasta göz muayenesi için hastanemize gelmişti. Hastanenin kalabalığında hırpalanmadan muayene olabilmesi için bir tanıdığım rica etmişti; refakat ediyordum. Poliklinik koridorlarında beklerken biraz lâflamış ve Hanımefendinin emekli edebiyat öğretmeni olduğunu, Türk Dil Kurumu’ nun kurucu üyelerinden olup Türk dilinin yabancı sözcüklerden arınması için çaba gösteren ekiple birlikte çalıştığını öğrenmiştim. 

Göz muayenesi için başvurduğumuz hekim, muhafazakâr kimliğiyle tanınan, mesleğinde deneyimli bir hocamızdı. Muayene sırasında hastasının hayli yaşlı olmasına karşın gözlüklere neden gereksinim duyduğu sorusuyla başlayan sohbet sonucunda hocamız da hastasının Türk Dil kurumunda çalıştığını ve Türk dilinin arılaştırılma çalışmalarında aktif görev aldığını öğrendi. Öğrenmesiyle birlikte kaşları çatıldı:

   -    Öğretmen Hanım. Ben Osmanlıca sözcüklere Türkçe karşılıklar “ uydurma ” çabanıza karşıyım ve bunu yadırgıyorum. Nesiller arasındaki iletişimi kopardığınıza inanıyorum. Genç nesiller dillerini ve kültürlerini büyüklerinden öğrenmek yerine başka yerlerden öğrenmeye başlayacak, Osmanlıca’ nın yerini İngilizce alacak diye kaygılanıyorum. 

Bu sözler odada soğuk bir hava esmesine neden oldu. Muhafazakâr kimliğiyle tanınan hocamızdan muhafazakâr bir çıkış gelmişti. Öğretmen Hanım odadakilere gülümseyerek baktı:

-    Doktor bey, dilde arılaştırma çabalarımızı yadırgamanızı ve karşı olduğunuzu belirtmenizi inanın büyük mutlulukla karşıladım.

Hocamız biraz şaşkın biçimde sordu;

-    Yaptıklarınızı yadırgamam ve karşı çıkmam sizi neden mutlu etsin ki?

-    Sözleriniz her şeye rağmen amacımıza ulaşmış olduğumuzu gösteriyor doktor bey. Tedirgin olmak yerine “ yadırgamak ” muhalif olmak yerine “ karşı olmak ” sözcüklerini seçtiğinizi gördüğüm için mutluluk duyuyorum. Ne de olsa bu sözcükleri de bizler uydurmuştuk. 

Bir süre sessizlikten sonra hocamız derdini anlatamamış olmanın verdiği öfkeyle sesini biraz yükselterek.

-    Öğretmen Hanım, ben kullandığımız dilin bizim dilimiz olmasından ve öyle kalmasından söz ediyorum.

-    Dilde mülkiyet olmaz doktor bey. Onunla birlikte yaşar, onunla düşünür, onunla konuşuruz. Dil yaşayan varlıktır. Bizler dilin kendi kuralları içinde yeni kavramlara karşılık yeni sözcükler bularak yaşamasını sürdürme çabasındayız. Sözcük üretmek yerine sözcük ithal etmek dilin kendi iç dinamiklerini yok saymak, dili yaşayan varlık olarak görmemektir.

-    Yani bütün yeni kavramlara Türkçe karşılık bulmalıyız öyle mi?

-    Doktor bey dilimizle düşünür, onun kurallarıyla yeni kavramlar, fikirler geliştiririz. Dilin kendi dinamiklerini, yeni sözcükler üretme özelliklerini boş verip, sözcük ithal edersek düşünce yeteneğimizi sığlaştırırız. İthal sözcükler yeni düşünce yapısı barındırmaz sadece yeni sözcük üretme çabasından bizleri kurtarır. Ancak dilimizin bu konudaki iç dinamiklerini de işlevsiz kılar. Eski tabirle dumura uğratır.

Hastamız başladığı işi bitirmeye kararlı görünüyordu. Hepimiz susmuş dinliyorduk:

-    İthal sözcük kullanmak belki anlatımı kuvvetlendiriyor, zenginleştiriyor ancak düşünce dünyamızı sığlaştırıyor. Bilgi ithal eden ve kullanan ancak bilgi üretmeyen bir toplum haline geliyoruz.

-    Peki öğretmen Hanım, geleceği nasıl görüyorsunuz?

-    Kaygılıyım doktor bey. Dilimizi, gramer yapımızı giderek kaybetmekten, dilimizin iç dinamiklerini yitirmekten ve düşünce dünyamızın sığlaşmasından korkuyorum. Dil, sosyal ortamı bir arada tutan, yaşatan ve koruyan en önemli dolgu maddesidir. Yeni sözcük ve kavram üretmek yerine yabancı sözcükleri dilimize uydurma çabası yüzünden giderek gramere gereksinim duyulmayacağından kaygılıyım. Anlatımı zenginleştirmek için grameri feda ediyoruz sanki.

-   Grameri zayıf bir dil kullansak ne olur?

-   Çok kötü olur. Dille düşünürüz ve dilin gramer yapısını kullanarak anlamlı cümle kurmaya çalışırız. Doğru ve etkili bir iletişimi bu şekilde sağlarız. Grameri yitirirsek kurduğumuz cümleler saçma ya da yanlış olacaktır. Bunun sosyal ortamda nasıl bir iletişim kopukluğuna yol açacağını takdir edersiniz. Hani o kaygılandığınız nesiller arasındaki iletişim kopukluğu da cabası. Dil, sosyal varlık olan insanın toplum ile bağlantı noktasıdır doktor bey. Burada düzenleyici ve geliştirici olmayı sağlayan da gramerdir. Gramerin sosyal karşılığı nedir bilir misiniz?

-   Nedir?

-   Hukuktur! Gramer, dilin insanlar arasında iletişimin doğru ve anlaşılır biçimde olmasını sağlarken, hukuk insanlar arası ilişkileri, sosyal ortamı düzenler. Grameri yitirir, gramersiz düşünmeye çabalarsak farkında olmadan hukuk kavramını da yitiririz. Herkesin kendi grameri ve diliyle konuşmaya kalkmasında yaşanacak kargaşa ortamının giderek herkesin kendi hukukunu dayatacağı ortama dönüşmesinden söz ediyorum.

-    ...

-    O zaman bu toplumu nasıl bir arada tutacağız? Bu durum beni her şeyden çok kaygılandırıyor doktor bey.

Çantasından çıkardığı günlük gazeteyi açtı, üzerinde kırmızı kalemle işaretlenmiş sayısız gramer hatalarını göstererek;

-    Anlatım uğruna, bir şeyler söyleyebilmek uğruna bu kadar gramer hatasının hoş görülebilmesini yadırgamak yerine, “ sözcük uyduruyorlar ” diye bizleri yadırgıyor, yargılıyorlar ya, inanın çok üzülüyorum.

Öğretmen Hanımın muayenesi bitmişti. Reçetesini aldı. Bizlere teşekkür etti. Arkasında derin sessizlik bırakarak uzaklaştı…

 

      :  Mehmet UHRİ, İstanbul, 02.02.2006                                                               Diğer bir  köşe yazısı için "   için

                         

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt