www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi 

Telif Hakkı sahibi: Mehmet UHRİ

AÇIK KAPI

          Hayatı anlamaya ve anlatmaya çabalayanlar için her zaman bir açık kapı vardır

İYİ Kİ SEN VARSIN...

Bir durup düşünün bakalım. Hayatınızda kaç kişiye “ iyi ki sen varsın “ dediniz? Anne babanız yakın akrabalarınız gibi sizin isteminizin dışında hayatı paylaştığınız insanlardan söz etmiyorum. Bir şekilde tanıştığınız ve yaşamınızda bir şeyleri paylaştığınız insanlardan söz ediyorum. Bunların kaçına “ iyi ki sen varsın ” dediniz? 

Pek çok arkadaşınız, dostunuz için övgüde bulunduğunuz, iltifatlar gönderdiğiniz olmuştur. Bunlar o kişinin özelliklerini ön plana çıkaran, güzel yanlarını öven sözlerdir. Ama “ iyi ki sen varsın ” çok daha farklıdır. Bu sözlerde o kişinin özellikleri sıfatları yoktur. Sadece insan olarak varlığı, gerçekliği vurgulanmaktadır. Bizim için o kişinin tüm özellikleriyle var olması, yaşamımızda yer tutmasından söz ederiz. 

Bu sözlerle bütün sanal özellikler bir kenara bırakılır ve iki insanın tümüyle gerçek bir aradalığından söz edilir. Ardında, insan ilişkilerinin yapmacık, sanal ve sığ olmasından yakınma, her şeyi ile doğal ve gerçek insan insana ilişki arama kaygısı hissedilir.

“ Sen var olmasaydın ben bu sanal dünyada kendimi boşlukta ve hatta tümüyle sanal hissedecektim ” gibi özel bir iltifattan söz ediyoruz. Nedir insanı böyle özel bir tanımlamaya iten?  

Eskiden gerçek ile hayal arasındaki ayırım keskindi. Yaşadıklarımız gerçek, hayallerimiz düşüncelerimiz, kurgularımız sanaldı. Romanların ortaya çıkması, sinemanın yaygınlaşması ve televizyonun tüm kurgusal yapıtları hayatımıza sokması ile hayal ile gerçek arasındaki ayırım giderek daha zor olmaya başladı. 

Filmlerde yaşanan olayların günlük yaşamda karşılığı olmasa da gerçek olabileceği fikri giderek yaşamımızı etkiler oldu. Çocukların kaçırılıp dilenci yapıldığına dair bir iki film izleyen insanlar bu sanal olaydan etkilenerek çocuklarını oynamaları için sokağa bırakmamaya ya da yanlarından ayrılmamaya başladı. Hayallerin gerçekmiş gibi algılandığı ve giderek yaşamımızda gerçeklerden daha çok yer tutar hale gelmesi gibi bir süreci yaşar olduk.  

Hayaller saf hayal olmaktan çıkarak gerçek ile bulaşık bir hâle gelirken gerçek kavramı da biçim değiştirdi. Sıradan bir trafik kazasının ne kadar gerçek olursa olsun bazılarının ya da benzerlerinin elinde gerçeküstü hâline getirildiğini görmeye başladık. Onların anlattığı gerçek saf gerçekten uzaklaştı ve bu nedenle aslında tekrar yaşanması mümkün olmayan bir olay haline getirilerek sanallaştırıldı. Körfez savaşının ya da Amerika ve İngiltere’ nin Yugoslavya ile yaptığı savaşın medya yoluyla aktarılması savaş gerçeğini görmemize engel oldu. Bu ortamda savaşın bir tür bilgisayar oyunu ve insan içermeyen bir süreçmiş gibi algılanmakta olduğunu kimse inkâr edemez.

Gerçeğin olduğundan daha farklı bir gerçek olarak aktarılmaya başlanması süreci, gerçek kavramının da saf halini yitirmesine, sanal kavramlara bulanmasına neden oldu.  

Gerçek ve sanal kavramları biri birinin zıttı olmaktan çıkarak biri birini tamamlar hale geldi. İşte insanlar burada bocalamaya başladı. İletişim teknolojisinin hızla ilerlemesi ile sanal gerçeklerin yaşamımızın büyük kısmını kaplaması fiziksel ve ruhsal varlığımızı yeniden sorgulamamıza neden oldu. 

Korkmaya başladık. Tüm yaşadıklarımızın, çabalarımızın, beklentilerimizin de sanal olmasından, tümüyle gerçek olmayan bir hayatı yaşadığımızdan korkmaya başladık. Elimizde gerçek anlamda varlığımızı kanıtlayacak yaşadığımız geçmiş ve yaşamı paylaştığımız insanlardan başka bir şey olmadığını görüyorduk. Geçmiş yılların yaşam biçimlerini anlatan kitapların ya da geçmişe özlem konulu sohbetlerin son yıllarda popüler olması rastlantı olmasa gerek.  

İşte sanalla gerçeğin duruma, yere, zamana göre yer değiştirebildiği bu zamanlara sosyologlar postmodern zamanlar diyorlar. Günümüzün gerçeği, neyin gerçek, neyin sanal olduğunun kesin olarak ayrılamamasında yatıyor. 

Her neyse; sanal ile gerçeğin karışmış gibi göründüğü ve neyin ne kadar gerçek olduğunu algılamanın giderek daha zorlaştığı bir dünyada birilerine “ iyi ki sen varsın ” diyebiliyorsanız hâlâ gerçek insanı oynamaya çabalıyorsunuz demektir. 

O kişinin sizin açınızdan sadece var olmasının, gerçek olmasının önemini hissediyor, artı ve eksi bütün özellikleri ile onun gerçek yaşamınızın bir parçası olmasını istiyorsunuz demektir. 

Şimdi tekrar bir düşünün;

Yaşadıklarınız gerçek mi? Yaşamınızda “ iyi ki sen varsın ” diyebildiğiniz insanlar var mı?

 

      :  Mehmet UHRİ, İstanbul, 21.11.2005                                                               Diğer bir  köşe yazısı için "   için

                         

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt