www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

İNSAN  HALİ kumsalı

DTGM

Gönderen: Alp ARPAD, 2006

Sinemadan bozularak yapılmış amfiteatr şeklindeki tiyatro salonunun giriş kapıları iki yanda, sahnenin hemen yanı başında, en ön sıranın sağında ve solundaydı.

Beş dakika gongu çalmış oyun başlamak üzereydi ama ışıklar tam olarak sönmemişti. Benim gibi güç yetişmiş birkaç kişiyle birlikte çiftlerin bulunduğu girişe yöneldim. Sağa dönerek salona gireceğim sırada solda bekleşen oyuncuları gördüm. Kostümleriyle, yelpazeleriyle bekleşen bir sürü güzel hanım. Duraksadıysam da onların da içeriye gireceğini düşünerek yerime oturmaya karar verdim. Asli görevi yer göstermek olan ama genelde geç kalanları nazikçe azarlayan, artistçe perdeyi kapatan mini etekli genç kızlardan girişte bekleyenine yerimi sormak istedim ama bakmadı bile. Salonun girişinde duran lüks otel teşrifatçısı gibi giyinmiş görevliye bakışlarını dikmişti. İşte o zaman Devlet Tiyatrolarını takdir ettim. Her saniye bir gelişme, bir ilerleme kaydediyordu.

Sahneye konan oyunlar, tebrik edilmesi gereken yönetmenler, oyuncular, dekor - giysi - ışık tasarımcıları, müzisyenler, kompozitörler, bütün görevlileriyle birlikte Devlet Tiyatroları gerçekten, yıldan yıla gelişme kaydediyordu.

Yeni uygulamadan çok memnun kalmış olacağım ki geç kalmanın verdiği aceleciliği de üstüne ekleyerek, salonun gözünün üstünde olduğunu hisseden artist edasıyla, " K 2 "dedim. aslında gereksizdi. Oturma plânına bakmadan bilet almazdım ve her tiyatrodaki yerimi artık ezberlemiştim. Benimkisine, " Lükse sahip olmanın verdiği şımarıklık " denilebilirdi. Mini eteklim azarlamadı; metrdotel bakmadı bile! Daha ne istiyorsun? Geç yerine otur yerine! Teşrifatçının hemen yanı. Ne gerek var sormaya! Yok! Lükse sahibiz ya; soracağım! Adam oralı bile değil. Donmuş; salona çapraz bakıyor. Daha yüksek sesle yineledim; " K 2 " ... Adam taş, bedeni heykel, duruşu duvar! Tiyatro milletinin bana sinsi sinsi güldüğünü gördüm ama bunlara itimadım yok benim; Ciddi bir oyunun önemli bir yerindeki " yolunmuş kaz " veya " kanatsız saka kuşu " repliğine de gülebiliyorlar. Hayır, ne anladın da güldün? Kanatsız saka kuşunu mu yoksa yolunmuş kazı mı gördün hayatında! O yüzden ciddiye almadım gülüşlerini ve Keltepe örneği önümde pırıl pırıl parlayan  tek boş koltuğa oturdum. Metrdotel hemen solumda. Oyun başladı ama adam hâla orda! Yeni uygulama müthiş; içerde kalıp seyircilerle ilgilenecek. Olur mu öyl şey? Olmazmış! Metrdoteller de metrdotellik de  oyunun bir parçasıymış meğer!..

Münirelik

Gönderen: Münire GÜRBÜZER, Şubat 2008

Kadıköylüler, hatırlarsanız eskiden iskelenin önünde otobüs durakları vardı. 4 numaralı Kadıköy Bostancı otobüsüne biner eve giderdim. Okul yılları ya, cümbür cemaat otobüse doluşurduk. Kadıköy Maarif Koleji de aynı saatlerde dağıldığı için oranın öğrencileri de binerdi. O zamanlar herkes birbirlerine aşinâydı. Tanışmazdık ama sima olarak bilirdik...

Yıl 1973 , New York' tayım. Okuldan bir arkadaşımla ünlü bir cafe' de buluşmak için sözleşmişiz. Ben biraz erken gitmiştim. Kahve almak için sıraya girdim. Yan taraftaki sırada da bir çocuk var; sürekli benim olduğum tarafa doğru bakıyor. " Hayret dedim " Pek bildik bir sima. O meşhur Kadıköy otobüs durağını çağrıştırdım birden! Yok canım, olacak şey değil! Hani insanlar birbirine benzer ya, bu da öyle bir durum elbet. Koskoca şehirde bir benzer olması da olası elbet...

Kahvemi alıp boş bir masaya yerleştim. Bu arada etrafta bir sürü boş masa var. Gazetemi açtım; dünyada neler olmuş göz gezdiriyorken... Aaa, o da ne? Çocuk gelip tam karsıma oturmaz mı? " Allah Allah! " dedim içimden. Bu kadar boş masa varken ne alâka? Gel tam karşıma otur! Tabii bozuntuya vermeden gazetemi okumaya devam ettim. Birden bire Türkçe olarak şöyle bir soruyla karşılaştım: Affedersiniz, siz Marmara Kolejinden değil misiniz? Gazeteyi düşürmek bir yana, masadan da düşüyordum az daha! " Pardon " diye kekeledim, " Marmara Koleji, e... evet... Adınız neydi? Ben mi? Ben Münire... "

- Memnun oldum ben de Kadıköy Maarif Kolejinden Münir...

dedi!

- Sizi Bostancı otobüsünden tanıyorum. Hep ayni otobüse binerdik...

- A... evet... tabii ya... Ben de bir aşinâlık sezmiştim ama...

diye toparlamaya çalıştım.

Yani dünyanın bir ucunda, gel de bir cafe' de alâkasız bir şekilde karşılaş... Dünya ne kadar küçük değil mi arkadaşlar?

Sevgi ve dostlukla..  

                                                                                                                 Bir başka İnsan Hali Kumsalı öyküsü için

       

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt