www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

İNSAN  HALİ kumsalı

Ben Dedesiyim

Gönderen: YunusBir, Şubat 2005.

1970 ler miadını doldurmak üzereydi. Görevi dolayısıyla Anadolu' nun bağrında, hâlâ eski kokan, kasaba büyüklüğündeki şehrinde yaşamaya başlamıştı. Bekâr ama yolun çok başında olduğundan yaşamını oldukça sınırlayan bütçesinin adını bile anmaya değmezdi. Eksi 19 santigrat derece soğukta, silik kahvaltısıyla, örtünebildiği kadar örtünerek işine gitmek üzere sokağa çıktı. Yolu eski çarşının içinden geçerdi. Yaşadığı şehrin sevmediği eski kokusuna karşın çok sevdiği ve korunmasına özen gösterdiği  insanların yararına bazı gelenekler bu çarşıda geçerliydi. Bir parça tarih bile koktuğuna şahit olmuştu. Ergenlik çağını tamamlamaya yüz tutmuş al yanaklı şişman oğlan tozları alıyor, kahvaltılıkları itinayla cama yerleştiriyordu. Pastırma hevenklerini yan yana koydu. Pastırmalar tahta zeminle kaplı ahşap dükkânın alâmetifarikasıydı sanki.

İki adım öne, bir adım geriye. Mehter takımı gibi aynı. Elini pantolonunun cebine soktu. hiç dışarı çıkartmadan bozuklulukları saydı. Saymaya gerek yoktu aslında; her zaman çok iyi bilirdi kalanını. Sonunda kararını verdi ve büyük bir cesaretle dükkândan içeri girdi. Öyle ya, ilk müşteri olduğu belliydi. Siftah etmemişlerdi besbelli. Siftah; ismi ve bereketi üstünde!

- Günaydın! Hayırlı işler olsun. Kolay gelsin kardeşim.

- Sağ ol ağabey. Ne istersin?

- Şey,  biraz pastırma alacaktım!

- Verelim ağabey; ne kadar olsun?

- Elli gram olsun!

- Ne kadar dediydin ağabey?

- Elli gram!

- Git işine ağabey sabah sabah! Elli gram olur mu ya! Bıçak kesmez o kadar dilimi be!

Yutkundu; kızardı; bir yerlerine bir şeyler tıkandı. Toparlanmaya çalıştı; çatallaşmış sesiyle;

- Oğlum,

dedi, o kadar da büyük olmamasına karşın;

- Parasıyla vereceksin! Yoksa hesap edemem diye mi korktun? Beraber hesaplarız...

 

- Höst! Noluyo be?

 

O zaman fark etti tezgâhın berisindeki yaşlı adamı. Doğruca çocuğun yanına geldi. Al yanaklıyı öteye iteledi. Saniyede dilimledi pastırmayı. Tartı; sonra kağıda sardı. Alı al moru mor bir şekilde paketi uzattı;

- Buyrun beyim! Üç yüz elli kuruş...

- Te... te... şekkür ederim!

- Afiyet olsun!

Sonra hırsla kendisine şaşkınlıktan aptal aptal bakan, yelkenleri suya indirmiş al yanaklının yanına seğirtti. Arkaya doğru;

- Ben dedesiyim!

dedikten sonra önündeki al yanaklının suratına sıkı bir tokat aşk etti;

- Biz sana böyle mi öğrettik lan oğlum? Kim ne isterse, onu vereceksin! Esnaflığın gramı, bir de kuruşu olmaz!

 

Pastırma paketi elinde dışarı çıktı. Az ilerideki tenha sokağa saptı. Sağına soluna baktı. Kimse yoktu. Dişlerini sıkıp fırlatabildiği kadar uzağa fırlattı elindeki paketi. Sonra tekrar işine gittiği eski yoluna çıktı.  Ayaz yüzünü donduruyordu ama içine akıttığı her neyse, sıcaktı...

                                                                                                                 Bir başka İnsan Hali Kumsalı öyküsü için

       

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt