www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
İNCELEME kuyusu
Telif hakkı sahibi: Hülya DUMAN
Kitabın Adı “ Anlatmak İçin Yaşamak "
|
Can Yayınlarından çıkan kitabın yazarı, hani şu okuyup da tadı damağımızda kalan yüreğimizde izler bırakabilmiş Yüzyıllık Yalnızlık, Kolera Günlerinde Aşk, Kırmızı Pazartesi nin yazarı… Müzikleri, dansları ressam ve şairleriyle değişik çeşnisi ve rengi olan coşkulu farklı bir kültüre Latin Amerika’ya bizi sürükleyen köklerine sevdalı, Karaip lehçeli Gabriel Garcia Marquez. Böylesi yaşamışlıktan sonra zor ama daha sonra ayrıntılarla tekrar buluşmak üzere önce yazar hakkında kısa bir bilgi, ile başlayalım mı? Marquez, 1928 yılında Kolombiya’ nın Aracata isimli küçük bir şehrinde doğmuş. Çok akrabalı, çok kardeşli, çok gürültülü utangaç olmasına rağmen çok hayâl kurup birde bunları hikâyeleştirip anlattığı için “ palavracı ” etiketini de adının önüne alan bir çocukluk geçirmiş. 12 yaşında kazandığı burs ile başkent Bogota’ da eğitime başlamış, ailenin isteği ve zorlaması ile 2 yıl hukuk eğitimi almış ancak sonradan tüm dayatmalara zorlamalara ve yoksulluğa rağmen yazar olma tutkusu ile büyük bir kararlılık göstererek okulu bırakmış. Zaten okul yıllarında da hep uğraştığı ( yeteneği ile öne çıkarıldığı sevildiği ) şiir dergi yazıları gibi edebiyat ve şiire yönelmiş. Önceleri Şair bir güvercinken, gazeteci ve sonrada roman yazarı… Sözcüklerin dokusunu bu kadar iyi duyumsayıp dokunabilen yazar, okuma öğrenirken zorlanmış. İlk okuduğu kitap Bin Bir Gece Masalları’ ndan sonra hayâllerini kurgulayan bir çocuk olmuş hep.Hemingway, Dostoyevski, Virginia Woolf, Faulkner,Yunan klâsikleri ve daha niceleri… Aynı zamanda Neruda, Lorca, Borges, Aragon, Edgar Allan Poe gibi pek çok şairi okumuş. Şiirlerini ezbere bildiği pek çok İspanyol şair… Marquez’ in en çok etkilendiği ve kendisini taklidini yaparken yakaladığı hatta bir süre okuduğu kitabın büyüsünün bozulmaması için üniversiteye gitmeyip haset terleri döktüğü, önce ümitsizlik sonraları da misilleme ye dönüşen duyguları ile köşeye attığı yazılara tekrar döndüğü yazar ve kitabı ise, Franz Kafka’ nın Değişim isimli kitabı olmuştur. 1960 larda Güney Amerika da doğan bir yazım türü olan Gerçekçilik ve Fantezinin bir karışımı şeklinde yazilân, ” Büyülü Gerçekçilik ” tarzı ile yazan ve de bunu ustaca kullanan gösterişsiz ama şaşırtıcı bir üslup, sade ama şiirsel bir anlatım, fazla dolandırmadan, entelektüel lâflara boğmadan ama yaratıcı ve samimi anlatımıyla kelimelerin efendisi olmuş yazar, 1982’ de Yüzyıllık Yalnızlık ile Nobel Edebiyat ödülüne değer bulunmuştur. Kitap, adından da anlaşılacağı gibi bir özyaşam öyküsü. Her ne kadar ustalardan Yaşar Kemal “ Ben hiçbir zaman otobiyografi yazmak istemedim çünkü yazar objektif olamaz ne yapar ne eder kalemini kendine doğru yontar ” dese de… Otobiyografi, günceler ve mektupları heyecanla okurum. Okuduğum kitaplar beni etkilemişse yazarın kişiliği, aile içi dinamikleri, ülkesi, kültürü, aşkları, zaafları, düsturları, hayata direttiği yanlarını bilmek, hissetmek ve tanımak isterim. Örtüşen taraflar keyif verir, farklılıklar yeni açılımlarım için zemin yaratır. Kitapta iki kültür arasındaki benzerlikler ve de farklılıklar sizi ister istemez bir kıyaslamaya davet ediyor. Misafirlerine olan sıcaklıkları,” her çocuk rızkıyla doğar ”gibi kaderci yaklaşımları, batıl inançları, feodal aile yapıları, dillerdeki esneklik ve değişmeceli anlamlarının çokluğu örtüşen yanlardan bazıları… Öte taraftan ilkel bir güzelliğe sahip, az gelişmiş, ekonomisi bozuk, sömürgeden kurtulmuş ama 1948 Bogota yangın ve kanlar içinde kaldığı iç savaşlarıyla acılar yaşamaya devam ederken şiire olan çılgınca tutkuları… Öyle ki şiiri “ her yere giren bir ateş topu ” gibi gören ,bir varoluş şekline dönüştürebilen bu insanların edebiyata, sanata ve gazeteye düşkünlükleri yoksulluğa rağmen gazetelerin kapış kapış tüketilebildiği bir toplum olması. Üstelik kahvelerde sabahlara kadar süren, hayatlarının vazgeçilmezi olan edebiyat söyleşileri de cabası… Öğretmenlerin öğrencileriyle edebiyat sohbetleri yapacak kadar engin, bilinçli ve farkındalığı yüksek kişiler olması hiç kuşkusuz ki Marquez’ i Marquez yapan en önemli unsurlardan birisi. Öyle ki her dönemde matematikteki başarısızlığının üstünde durmayarak sınavda boş verdiği kâğıda karşın okul birincisi olabilmiş ve hatta burs kazanabilmiştir. Orta öğretimdeki bu vizyon sahibi öğretmenlerin değeri ortada hiç kuşkusuz… Kültüre ait bölümü, yıllar geçtikçe önemini kaybeden ama bir dönem her ailenin karabasanı olan “ Pasquin ” lerden söz ederek bitireceğim. Ahlâki değerlerin kontrol altında tutulabilmesi için, bizim olay fotocular gibi gözleyen ve de kimin yazdığı belli olmayan kim nerede kiminle şeklinde yazıların ilgili ailelerin kapılarının önüne konması… Tekrar, Marquezi Marquez yapan ayrıntılarda buluşursak: Pek çok alanda ilgisi ve yetenekleri olan ve eğilimlerine bakarak herkesin ressam, müzisyen, kilise korosunda şarkıcı,şair,gazetecilik gibi mesleklerden birine veya birkaçına değer gördüğü, Gazete yazılarında, isimsiz yayınlanan yayınlarında bile okurun, tarzından hemen tanıyabildiği kadar başarı gösterebilmiş bir gazeteci olan Marquez’ in içinde semavi bir eğilim şeklinde olan yazma tutkusunun hiç sönmemesi, Kendisinin her zaman dilbilgisi kurallarında matematik kader berbat olduğunu yinelemesine rağmen yazdıklarını ölene kadar düzeltmek gibi takıntılı tutumu, Çocuk denecek yaşta ailesinden ayrılıp, tek başına parasız, yalnız pek çok alanda var olma çabalarına rağmen her zaman ne istediğini çok iyi bilen yapısı, Ailesinin baskılarına ve tüm çaresizliğe karşın hukuku bırakıp yazar olmada diretecek kadar güçlü kişiliği, En kötü durumlarda bile umutsuzluğa yenik düşmeyen coşkusu, Yazılarını imzasız yayınlayabilecek kadar mütevazi,hiç şişmesine ihtiyaç duyulmamış sağlam bir benlik, Dost edinme sanatının gelişmiş olması o kadar ki öğretmenlerden, edebiyatın ve sanatın yetişkinlerinden, gazete patronlarından Fidel Castro’ ya şair Alvaro Mutis’ e, Aragon’ a kadar geniş yelpazede sağlam temelli kendisini sürekli geliştiren, düşünce alışverişinin yoğun olduğu ortamlar ve arkadaşlıklar, Köklerinden kopmayıp tam tersi özünden beslenmeyi, biçimlenip zenginleşmeyi becerebildiği için yazdıklarının samimi ve gerçekçi olması ( Kolera Günlerinde Aşk’ı anne babasının aşkından yola çıkarak yazması gibi ), Okura karşı soyunabilme cesareti, Okuruyla yazdıklarının arasına hiçbir şeyi, hiç kimseyi bulaştırmaması, Okuruna romanlardaki yarattığı karakterlere sonuna kadar sahiplenici, sadık, dürüst kalışı Kendi gibi olabilmedeki pervasız tavizsizliği - ki bunu parasız olduğu ilk romanının yayınlanması için yanıp tutuştuğu günlerde editörün Madrid lehçesi ile yaptığı düzeltmelerin Kolombiyalı okurun romandaki karakteri yanlış yorumlayabileceği ve de dramın ana öğelerinden bir farklılaşmanın saf dışı kalacağı endişesi ile tüm yayılanmış eserleri toplatarak yakmıştır -, Müthiş bir gözlem yeteneği, Olağanüstü bir bellek, süssüz gösterişsiz ama çarpıcı, sade ama aşk fadoları gibi baş döndürücü kelime dizilimleri, Usta yorumu, engin bir birikim, dolu dolu geçmiş, hakkı verilerek yaşanmış yıllar… Ve işte Gabriel Garcia Marquez… Kitaba neredeyse başlık olan yazarın şu sözü ile bitirirken herkese keyifli okumalar diliyorum.“ İnsanın yaşadığı yıllar değildir hayat, aslolan hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır ” |
:
Hülya DUMAN