www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
İNCELEME kuyusu
Telif Hakkı Sahibi: Yeşim ESEMEN
“ Astımlı Solucan ” dan, “ Bandoneón ” a…
|
Sesleri oluşturan notaların birer sözcük olduğunu düşünürsek, uygun sözcüklerle kurulu cümlelerden oluşmuş paragraflar şeklinde ifade edilen bir anlatının müzik dilindeki karşılığı da beste olsa gerek. Bir tango bestesinde sözcük öbekleri oluşturmak, Tango müziğinin yapısının önemli bir bölümünü oluşturmakta. Tango müziklerinin bir çoğu, müziğin 16 ya da 32’ lik vuruşlarından oluşan sözcük öbekleri ile gruplanmış. Bu anlamda Tango müziği; paragraflarla ( majör öbekler ), cümlelerle ( minör öbekler ) ifade edilen bir anlatı ve cümlenin sonundaki nokta da Tango kapanışı… Tango müziği bir öykü gibi… Tangonun kentsel bir müzik olduğu kesin; Buenos Aires’ in 1880 yılında Arjantin’ in başkenti olmasının ve asrın sonlarına doğru gerçekleşen göç dalgasının ardından, aynı kap içinde erimeye başlayan Avrupalı göçmenlerin, “ criollo ” ların ( 1 ), siyahların ve yerlilerin bir ürünü. Buradan yola çıkarak Tangonun; Endülüs Flamenko' su, güney İtalyanların melodileri, Küba Habenera' sı, Afrikalıların Candombe ritimleri ve vurguları, Avrupalıların Polka ve Mazurka' ları gibi bir dizi müzikal etkiyle yoğrulduğunu düşünebiliriz. Tango, göçmen tarihi ile aşılanmış bir müzik. Bugün, kulaklarımızın aşina olduğu anlamda Arjantin Tango olarak adlandırmakta güçlük çekecek olsak da, Buenos Aires' de tangoların duyulmaya başlandığına dair ilk kanıtların, 19.yy ortalarına dayandığı söyleniyor. O dönemlerin orijinal üçlüsü olarak; keman, gitar ve flüt birlikteliği görülüyor veya tango, solo piyano ile genelevlerde, kabarelerde çalınıyor. Bir asır kapanıp yerini yenisine devrederken, güçlü bir göç dalgasının çoğu Napolili olan İtalyanları Buenos Aires’ e savurmasıyla birlikte bu kent, keman çalmanın çok daha lirik bir stiliyle ve Napoliten şarkıların melodik etkisiyle tanışacaktır. Tangonun ‘ melodik güzellik ’ karakteristiğinde, bu etkinin önemli bir payı olduğu tartışılmasa gerek. Bu dalganın hemen ardından, tangonun simgesel enstrümanı Bandoneón' un, büyük olasılıkla Alman göçmenlerin koltuğunun altında, ya da gemicilerin beraberinde bu liman şehrine varmasıyla, ancak 19.yy sonlarına - 20.yy başlarına doğru, klâsik tango orkestrasının doğuşuna tanık olunacaktır. Notaların konumlanmasında görünür hiçbir sıralı ilişki olmayan ve körüğün açılıp kapanmasına göre farklı iki ses çıkaran, körüğün iki ucundaki iki klavye üzerine yerleşmiş butonlarıyla bu enstrüman, öğrenilme ve çalınma güçlüğü engeli bir kez aşıldıktan sonra ‘ Bandoneonista’ ların ( 2 ) dizlerinin üstünde, olağanüstü, aklın alamayacağı ve akıldan çıkması imkansız sesler yaratacak ve 1940’ larda Leopoldo FEDERICO’ nun ( 3 ): " Bandoneón olmaksızın da tango çalabilirsiniz ancak o olmadan, tangonun tarihine, köklerine ve yönüne dair bir kavrayışa sahip olamazsınız… ” cümlesinde ifade bulduğu gibi, neden tangonun vazgeçilmez sazı ve simgesi olduğunu tüm dünyaya duyuracaktır… Körüklü formu ve mekanik yapısı ile akordeonu andırsa da, sıralı tuşlar yerine, düzenli bir sıra izlemeyen butonları ile çok farklı ve çalınması son derece güç olduğu izlenimi uyandıran bir müzik aleti Bandoneón. Hele ki, bir butonun, körüğün açılıp kapanmasına göre farklı iki ses verdiği diatonik modeli ve 71 butonluk ses genişliğine sahip olduğu bilgisi ile birlikte düşünüldüğünde. Öte yandan Bandoneón; tangonun olmazsa olmaz enstrümanı ve sembolü. Arjantin Tango’ nun müziğinde, hüzün duygusunu insana en çok hissettiren, sesi ve dramatik tınısı ile tangoya ruhunu veren önemli bir unsur aynı zamanda. 19. yüzyılın sonlarına doğru, Buenos Aireslinin yaşamında var olduğu, yoksulluk ve düşkünlük halesiyle sarılı kasvetli yaşamların tanığı, sırdaşı arkadaşı olduğu söyleniyor… Buenos Aires' in bakımsız karanlık teneke mahallelerinde, çoğu göçmenlerden oluşan, liman işçileri, arabacılar, mezbaha ve inşaat işçileri, ve melezlerin oluşturduğu yalnız ve yoksul insanların duygularının da sesi… Ünlü tango şairi ve bestecisi Enrique Santos DISCEPOLO’nun ; " Hiçbir enstrüman, hatta keman bile bizim duygularımızı, sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi anlatmakta Bandoneón kadar başarılı olamaz. Bandoneón tangonun lirik ruhudur “ dediği gibi… “ Bandoneón ”, “ Tango ” ve “ Arjantin ” … Böylesine birbiriyle özdeşleşmiş ve bütünleşmiş bir triodan söz ederken, tangoya otantik ve Arjantinli olma özelliği katan bu tipik enstrümanın anayurdunun Arjantin olmadığını öğrendiğinde, tuhaf bir tezat duygusuna kapılıyor insan. Bandoneon da, diğer göçmenler gibi sonradan gelmiş Arjantin’ e, « iyi havalar » şehrine. Almanya’ da Ruhr kömür havzalarının yanında kurulmuş bir köyde, 1850 yılında, köyün müzik öğretmeni Henrich BAND’ ın elinden hayat bulmuş Bandoneón. Kilisenin fakirliği bir org almaya engel olduğu için, bu küçük icat, yoksulluğa bulunan çözüm olmuş, « kimi yetenekler onlara ihtiyaç duyduğun zamanlarda ortaya çıkar... » sözünü doğrularcasına. Henrich BAND’ ın, cenaze törenlerinde ve bölgesel neşeli danslarda kullanılan « Astımlı Solucan » lakaplı taşınabilir eski bir enstrümandan bozma yarattığı ve “ Band - Union ” adını verdiği bu enstrüman da, Avrupa’ dan Arjantin’ e göç eden insanların koltuğunun altında varmış yeni dünyaya, yeni geleceğine, yeni yaşamına. Büyük ümitlerle göç edilen bu yeni vatanda, aradığını bulamayan, düş kırıklığına uğramış, geçmişini özleyen, yaşam sıkıntıları arasında, bir dostluk bir kucaklaşmaya özlem duyan milyonlarca insanın duygularının, müziğinde, sözlerinde ve dansında ifade bulduğu Tango ile, onun buruk, hıçkıran, hüzünlü ve isyankâr sesi öylesine örtüşmüş ki; bu liman şehrinde, bu insanlar arasında, dünyanın belki de hiçbir yerinde olmayacak şekilde kendini ve ruh ikizini bulmuş, yeni yaşamındaki adıyla « Bandoneón ». Ve, günümüze kadar süregelmiş bu ortak ruhun ahbaplığı…
Kaynakça : http://www.totaltango.com ‘A Brief Introduction to the History of Tango Music’ by C. Denniston http://www.history-of-tango.com http://users.pandora.be/Tango-E-Vita/tango/index.htm
(1) Criollo : Güney Amerika kolonilerinde Avrupalı anne babadan doğma kişiler, toprak halkı (2) Bandoneonista : Bandoneón enstrümanını çalan kişi, Bandoneonist
(3) Leopoldo Federico : Tangonun altın çağı olarak
adlandırılan 1940-1950’lerde ayakta kalmaya çalışan |
:
Yeşim ESEMEN,
İstanbul, 01.10.2004