www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

İNCELEME kuyusu

Telif Hakkı Sahibi: Bahattin ASLAN

MANDACILIK, BAYRAK ve İSTİKLÂL

Önsöz: Sayın Edebiyat Atölyesi Yönetmeni; Bu yazı, süren bir çalışmadan acil alıntılar olarak oluştu. Kaynakça notuyla yayınlamanızdan onur duyarım. Bu yazılardaki bilgilerin doğruluğundan emin olabilirsiniz. Gerek Halide Edip’ in mektubu, gerekse Atatürk’ ün kimi milletvekillerinin memleketlerine dönüşleri üzerine yaptığı konuşma, " Batırılan Bir Ülke Nasıl Kurtarılır? " adlı eserden aktarılmıştır. Bu eseriyle Ersal YAVİ, çok önemli bir eksikliği gidermede katkı koyuyor. Üç ya da dört bölümlük uzun bir yazıyla paylaşmaya devam edeceğim. İlginiz için teşekkür ederim. Saygılarımla.

Sivas Kongresi henüz toplanmamıştır ama İstiklâl Savaşına giden yola düşülmüştür bir kez. Anadolu yakılan bağımsızlık ateşlerinin birleşmesine gebedir.

 

İşte o günlerde, Halide Edip, Wilson Cemiyetinin kurucularındandır ve Mandacıların en ateşli bir savunucusudur. Atatürk’ ü  Mandacılığın kabulü için ikna etmeye çalışır. 10 Ağustos tarihli mektubunda, Türkiye’ nin bağımsızlığa gitmesinden duyduğu kaygıları dile getirir, şu görüşlere yer verir:

“ Türkiye’ de her durumda azınlıklar kalacaktır ve hem Osmanlı hukukuna hem Avrupa devletlerine dayanarak olaylar çıkaracaklardır. Bunlar, Avrupa devletleri kanalıyla Patrikhanelerinin sosyal ayrıcalıklarını kullanacaklar ve Türkiye’de kuvvetli bir yönetim kurulmasını engelleyeceklerdir. Ülkenin maddi durumunun bozukluğu her türlü çağdaşlaşma ve gelişmeye engeldir. Amerika, Filipinler gibi vahşi bir ülkeyi bile çağdaşlaştırdığına göre, 15 - 20 yıllık bir yardımla, Türkiye’ yi eğitilmiş ve çağdaş bir duruma getirebilir. Türkiye’ deki Avrupa rekabetini ancak Amerika yıkabilir. Yardımın zorunlu olduğu bu koşullar altında istilacı Avrupa’ ya dönmektense, gururumuzdan özveride bulunmak pahasına, Amerika’ dan yardım istemek zorundayız. Amerika’ da dinsel tarafsızlık egemendir ve Amerika uyum içinde pek çok cins ve mezhebi bir arada tutabilmektedir ”

 

Mandacılar, tam bağımsızlığa odaklanmış Kurtuluş Savaşını ‘ sergüzeşt ’ olarak nitelendiriyorlardı. Mandacılığı ellerinin tersiyle iten Mustafa Kemal, kuşkusuz ki gücünü, örmeye başladığı Türk ulusuna duyduğu güvenden alıyordu. Türk Ulusunu, Türkiye Cumhuriyetini kuran unsurlarından bir bölümüne bugün, 1919 Sivas Kongresi öncesinde Halide Edip’ in Mustafa Kemal’ e yazdığı mektuptaki teslimiyetçi, mandacı ruh aşılanmak isteniyor. Bu aşı tutmaz ama başımızın çok ağrıyacağı açık.

 

Elbette provokasyonları önlemek her zaman mümkün değildir. O zaman, gündemdeki sorunla ilgili tavırların nasıl bir tutum aldığı sürecin bütünü dikkate alınarak sorgulanır. Çelişkili, ikircikli, güvensizlik doğuran gayri ciddi ve gayrı samimi yaklaşımlar; provokasyon olsa bile ihaleyi sırtınıza yükler. O nedenle tutarlı ve yürekli olmak sorun olarak çıkar önünüze.

 

Bayrak istiklalin, bağımsızlığın simgesidir. Birliğin, bütünlüğün simgesidir. Saygıya, korunmaya bu nedenle değerdir. Temsil ettiği değerin koruması altında olmak hepimizi huzurlu kıldığı için, hepimiz için bir güven unsuru olduğu için sevgiye, saygıya ve korumaya muhataptır. Kendini ayrı görenin, kendini dışarıda görenin, kendini bayrağın kapsama alanı dışına taşırmak isteyenlerin bayrağa saygı duymaları beklenemez. Elbette bayrak bir anlamda bir kumaş parçası sayılabilir, başka maddelerden de bayrak yapılabilir. Burada önemli olan, bayrağın taşıdığı anlamdır, ruhtur. O nedenle her ulusun bayrağı kendisi için en saygıdeğer olandır. Kendi bağımsızlığına, istiklaline saygı duyanlar, başka ulusların bayrağına da bu nedenle saygı gösterirler. Atatürk’ ün İzmir’ de Yunan bayrağını çiğnememesinin nedeni budur. Bilemiyorum bu dünyada yurtsuzların bayrağı nasıldır? Devlet olmadan bayrak sahibi olunabiliyor mu? Önce bayrak sipariş eden, sonra bu sipariş edilmiş bayrağa uygun bir yurt ve devlet sipariş eden güç kimdir ve daha nelere muktedirdir? Yoksa Halide Edip’ e haksızlık mı ettik. Bu haksızlığı gidermek o kardeşlerimize mi düştü? Bizim için mi kendilerini feda ediyorlar?

 

Bakın, önemli bir şeyi birlikte hatırlayalım:

Bağımsızlık Savaşının en çetin günleri. Bir yanda Büyük Millet Meclisi çalışmaları, öte yanda Ankara’ ya doğru gelişen düşman işgali. Milletvekili seçilip gelmişlerden birkaç yüreksiz, o günlerin yokluk ve sıkıntılarla dolu atmosferinde bir yılgınlık dalgasında dehşete kapılıp memleketlerine geri dönmüşlerdir. Mustafa Kemal, bu birkaç yüreksiz milletvekilinin kötü örnek olmasını önlemek için hemen kürsüye fırlar:

Arkadaşlar, işittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyormuş. Ben kimseyi zorla Milli Meclise davet etmedim. Herkes kararında hürdür. Bunlara başkaları da katılabilir. Ben o takdirde, asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişekliklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağı alır, Elmadağı’ na çıkar, orada tek kurşunu kalıncaya kadar vatanı müdafaa eder, kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanımı kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Gelecekte ‘ Burada can verenler vatanlarını kurtarmaya çalışanlardır ’ diye yazılı bir taşa sahip olunabilirse mükafatlarını bulmuş olurlar! ”

Ve bu konuşmadan sonra yokluk cehenneminden kaçmak isteyenlerin akını durmuştur.

 

Daha sonraları Batı Cephesinde Düzenli ordu kurmaya çalışılırken, köylüden asker sağlanmaya çalışılırken Ege' nin kimi yörelerinde esnafın nasıl olsa savaşı kazanacaklar diye harıl harıl Yunan bayrağı dikmeye soyunduklarına tanık olunacaktır...

 

Bayrağımıza sahip çıkmalıyız; şimdi ve her zaman...

Kaynakça: Batırılan Bir Ülke Nasıl Kurtarılır? ( Ersal YAVİ )

: Bahattin ASLAN,  Ankara, 25.03.2005, 02:32                                                                                               Diğer Bir İnceleme için

                               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Bir Sonraki Yapıt