www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

GÜLMECE çavlanı

Telif hakkı sahibi: YAKUP Dede

 

Yakup Dede ile Her Telden

Not: Dinamik bir köşedir! Doğru kullanılmış Türkçe için garanti veremeyiz. Yakup Dede bu! Tüm yerel ağızları konuşur.

8- Yine Sibel, yine Gaziantep' ten soruyor: Yakup dede ya, sormadan duramıyorum! Niye öğrenciler ilköğretimin beşinci sınıfına kadar öğretmene " öğretmenim " derler de altıncı sınıfta bir anda " hocam " diye seslenmeye başlarlar?

YD- Sibel kızım sor. Sen sordukça ben çok mutlu oluyorum valla. Öğretmen kadar güzel bir kelime yoktur. Hayatta bile en ileri yaşlarımızda dahi ögrenicilik ve öğreticilik devam etmekte güzel Sibel . Şimdi bu hoca meselesine gelince,  " hoca " nın diğer anlamı akıl öğretendir. Aslında camiide olurlar da.. Altıncı sınıfa bişiler öğrenip de kıllanan sübyanlar, hoca bize akıl ver, öğret, bu dünyada ne güzel şeyler var, öğrenelim güzelleşelim anlamına hoca demektedirler herhalde. Bir grup da, " ben senin hocanım, gel bak ne gösterecem canım " ayaklarında karanlık köşelerde hocalıklarını kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Gönül ister ki birinci sınıftan hayatın sonuna kadar hep " öğretmenim " diyelim. Ben size burda can alıcı sorunlarınıza ilâç oluyorsam, hepimiz bunu öğretmenlerimize borçluyuz. Ağlattın beni kızım güzel Sibel ya..  Tüm öğretmenlerimin ellerinden öperim...   

9- Tarlalıyokuşaşağı mahallesinden YALNIZ KUŞ soruyor; Yakup Dedem yolgösterenim! Doğum yılımı, yani yaşımı beş yaş küçülttüm, değiştirdim. Altmış ikiydim, şu anda elli yaşında oldum. Çok memnunum. Sonra aksilikler başladı; doğum ayımı değiştirmeye gittiğimde aynı hakim " anlaşılamadı " gerekçesiyle beni mahkemeden dışarı nazikçe kovdu. Dedem dedem, öl de ölem! Ben şimdi burcumu da değiştiremeyecek miyim? Bu nasıl bir ah, vah tır? Ölümü gör bunu hallet dedem. Bana ne önerirsin kirli sakalı yakışıklı dedem? Atletini yıkacağım söz bak! 

YD- Hadi bakalım yine başladı! Seçmece sorular, bir kerede bil yüz puanı kap istediğin bölüme gir. Ya bu ne kızım yaaa? Bi kerem o ne biçim mahalle ismi öyle ya? Tarladaki ürün aşağı doğru kaymıyor mu? Yalnız Bebek, şey Yalnız Kuş kızım, kızım diyorum zira bak yaşını yazmışsın yukarıda.. aslında ben senden gencim ya olsun. Deden kurban olsun sana. Şimdi kızım, hakim bey amca haklı. Herkes doğum yılını değiştirir. Aslında bu bile yanlış. Kaç yaşında olduğun değil, kaç yaşında öldüğün önemli.. Ööff çok şık bir deyiş oldu ya.. Yönetmen bunu sıkı deyişler bölümüne alır artıkın. Yeri geldi de söylüyorum izleyenlerim, oğlum, şey yani pardon yazı işleri müdürüm başarım karşısında kahroluyormuş. Kendi tasarrufu tabii. Ben karışmam. Kahrolabilir! Nihayet on sekizini geçmiş koca adam. Neyse konumuz bu değil şimdi. Evet Kuşum, yani kızım, burcunu niye değiştirecen ki yavru kuşum? Öbürlerini de yazan aynı adam. Hatta iyice bak bir yılda on on beş kere aynısını kazayla yayınlarlar. Her sene bugün kısmetin olabilir yani. Amacını anladım ve sana hakimi daha fazla rahatsız etmek yerine, Allah' a dua etmeni öneriyorum. Maksat birinin sana sahip çıkması. Manili sakızlar al. Bir yerlere bi şiler bağlamana gerek yok. Burcuna sahip çık. Dua et. Dua dua dua... Pencereden ayrılma, esmeri görünce bayılma, akşama babana rakı hazırla, dostu olacak sana kaynana... Hahhahaa Hıhıhıooha.. Ne güzel, ne öğretici di mi? Maninin kuvveti işte bu kızım. Bir de şu mahalleni değiştirirsen kısmetin açılacak, inan bak. Sağlıcakla kal yaş fakiri kızım benim. Ya bu espriyi de tuttum be arkadaşlar. Hani Hint fakiri derler ya. Ben de kinaye yaptım yani. Nefis, daha başka ne diyim? Yazı işleri müdürü duy bak... 

10- Deniz kenarından Nalan AÇMAZLARDA soruyor; Şşşt kız Yakup dede, inan bak kendi kendime imtihar edcem. Niyesi çok derin Yakup Dedem benim. Hadi ben yine söliim. Adıma hiç şarkı yok inan bak! Nalan seni seviyorum, ya da Nalan' ı alıp götürdüler filllan diye yok. Ayşe' ye var, Fatma' ya var, Halime' ye var... hepsine var. Bana yok! Ben de mahkemeye mürcat edittirip de adımı değiştirsem diyom be Yakup Dede. Ne dersin, Gül yaptıttırıpsam, bi sürüsüne bereket anam şarkı var .. He, ne dersin?

YD- Çok akıllısın derim. Siz hepiniz komşu musunuz be? Sorulara bak yahu? Öff, çok rüküş! Yok ama öteki yokuşlu fillan bir yerdendi. Beni de şaşırttın NALAN.. Sen böyle kendine NALAN demeye devam edersen tabii şarkı olmaz sana. Türkçe' yi öğrenirsen zati çok rahatlar hatta böyle şeylerle uğraşmazsın bile folklorik kızım benim. İsmine hâlâ NALAN diyeceksen üzülmen gerekmez ama tersten de aynı okunduğu için sevinçli bir keklik olabilirsin. Yok, NALÂN ise doğrusu, o zaman sevinebilirsin bile be folk çocuğu. İNLEYEN NAMELER RUHUMU SARDI. Yani diyor ki; NALÂN NAĞMELER RUHUMU SARDI. Hadi gene iyisin! Dedene sor yavrum. O bilir her şeyi. Ha, bir de dikkat et ama, NALÂN' ın bir anlamı daha var. O da İNLEYİCİ demek. Offf, off, of. Yani boşuna üzülmüşsün be folklorik bebek. Hâlâ düzeltemediysen, bir ara gel, beraber düzeltmenin yollarını ararız özgün kız. Hayırlı başarılarrr. Sorun Yakup Dedenize, serinlik essin yüreğinize. Çılgınım ben, çılgın.. Ya şu tekerlemenin güzelliğine bir bak!  

11- Tamer DİNGİLEĞRİ, Aşağısorgunbastıpınarbaşıderesi köyü; Yakup dedesiniz herhalde? Neyse mühim değil! Şimdi bak sayın dede ben aşağı yukarı 38 senedir tırnak kesiyorum ( 40 yaşımdayım ) , tamam mı? Şimdi bak, daima 10 tırnak keserim. Eğer kafa bir şeylere takık değilse, oturur bir on tırnak daha keserim. Şimdi bak, bunca sene dikkat etmeme rağmen, asla ve asla kestiğim on tırnağı bir araya toplayamıyorum. Nereye gidiyor bunlar? Arar bulamazsın ama bir müddet sonra bir yerden çıkar gelirler. Şimdi bak, bunun bir çaresi var mı, yoksa yetkililerin dikkatini çekiyor, bu konuya parmak atmasını diliyorum. Genel olarak konuyu uzmanlarına havale ediyorum. Şimdi bak, ellerinden öperek buraya beklerim yolun düşerse. Hadi eyvallah dede hocam.

YD- ( Allahhh! Ciddi bir vakayla muhatapız haberniz olsun evlatlarım) .. Şimdi bak, ay pardon! ( beni de sardı ya ), Hoca camide , bu birrr.. Derdini çok iyi anlıyorum. yetkili arkadaşlara da ileteceğim. Allah sabır versin. bana soruyorsan inan bilmiyorum evladım, Ben kesmiyorum, uzatıyorum.. Allah' a emanet ol. ( Evlatlarım umarım size örnek olabilmişimdir öldürücü keskin zekamla. Hahhahhıhoo.. cevaba bak be. Tam anlamıyla sıyırtkan bir deha. Uğraşmak istemedim .Cevabını biliyorum aslında ama aramızda çocuklar. sonra.ok. hışşt.suss.. bayy ) 

12- Remzi SOFRAİÇECEĞİ Antalya Şarompol' den soruyor: Muhterem Yakup dedeciğim, dedikodu gibi olmasın ama Tamer' in size hitap şeklini beğenmedim. Sizin ne kadar muhterem bir dede olduğunuz bizce biliniyor. Oğlunuz yazı işleri müdürü bu kelâmımı duymuştur umarım dedeciğim. Affınıza sığınarak bir problemimi paylaşacağım sizinle. Hatta bu problem yüzünden geceleri uyuyamıyorum. Sıcak basıyor. Börtü böcek beni teselliye yanıma kadar geliyorlar. Sabaha kadar beraber oturuyoruz. Uykusuzluktan her tarafım şiş. Saygıya ve sevgiye çok layık Yakup dedeciğim, ben de bu tuvalet kâğıtlarına takık durumdayım. Haliyle tuvalet kağıdı tutacağını duvara monte ediyorlar. Bu milletin bazı üyeleri de kağıdı ters takarak, kağıdın duvarla yakın temasına neden oluyorlar. Duvar her zaman temiz olmuyor ki; hem olsa ne yazar? Halbuki kağıdın düz takılarak, kendi halinde ve kimseyle samimi olmadan havada tek başına ama hava akımıyla dans etmesi gerekmektedir. Bu nasıl bir kafadır ki, o kağıdı illâ ters takar ve iyi bir iş yapmış edasıyla OO' ı terkeder?

YD- Oğlum Remzi, böyle bir soru sorduğunuz için teşekkür ederim. Duyarlı bir vatandaş olduğun her halinden belli. Hatta nerelerde rast geldiğini yazmamışsın ama bu yurt çapında bir hastalıksa, düşünsel yanılgı ve düşünemezlik biçemiyle ulusal bir konu dahi sayılabilir ( döktürdüm yine dedekolikler ) . Önce bir durumu iyice saptamamız gerek Remzi bey oğlum: Geceleri uyuyamayıp sıcak basmasının nedeni bu problem değil de, Antalya' nın gölgedeki artı 65 santigırad derece civarında seyreden hava sıcaklığının, akşamları artı 63 santigırad dereceye düşmüş olması olabilir. Börtü böcek de teselliye gelmiyor olabilirler. Her tarafının şişliği de uykusuzluktan olmayabilir. Dikkat et güzel oğlum! Bu arada Tamer için söylediklerini duydum. Yorum yapıp da Tamer' imi üzmeyelim şimdi. ama sizi tuttum Remzi bey oğlum. Tahsiliniz ve yetenekleriniz müsait ise, sizi Antalya ve bölgesi temsilcim yapmayı düşünebilirim. Zira,  değerden anlayan bir tipiniz var. Probleme gelince ki; bu hakikaten bir problemdir. Ne düşünür onu ters takan insanlar o anda? "Lan, ben bunu şimdi düz takarsam bana adam gözüyle bakarlar. Onun için ben bunu ters takayım! ", ya da, " Doğru takarsam, temizlik amacıyla tuvalete konmuş olacak olan tuvalet kağıdı da temiz kalmış olur. Çadırda yaşarken tuvalet kağıdınız mı vardı, adamı kızdırmayın! Silip de napacanız? Tuvalet kağıdı, gereksiz yere masraf yapmak için sermaye kesimi tarafından icat edilmiş bir tuzaktır. Kirlenin! Ama bu sefer de sabuncular kazanacak? Hay Allah! Bana ne ulan, doğru takmıyacam işte! Takarsam noliyim! ", ya da  " Allah kahretsin! Ben şimdi bunu düz takarsam doğrusunu yapmış olurum. Bu paraya doğrusu yapılmaz. Doğru olan tuvalet temizliğine bakan adama genel müdür maaşı vermektir. Zaten genel müdür bir çok şeyi benden öğreniyor. Kendisine de gıcığım. Onun için şimdi ben bunu ters takayım da bana küfretsinler! ", ya da " Bak ben şimdi bunu ters takacağım. Birazdan dünyanın en önemli ferahlığına bir an önce kavuşmak için gelen on binlerce kişi bunu hiç önemsemeyecek. Bir kısmı, ' aman ben bulaşmayayım da kim bulaşırsa bulaşsın. Bana mı kaldı işin doğrusu ', diğer kısmı, ' Şahıslarla değil, sistemle uğraşmalıyım. Çünkü ben küçük adam değilim'  diyecek, diğer kısmı hiç farkında bile olmayacak. Onun için ben hiç adam olamayacağım ve bu kâğıtlar hep ters takılacak. Al işte ispatı, ters takıyorum ulan! " şeklinde düşünüyor olabilirler mi sizce? Veya düşünmüyor olabilirler mi? Burda Latince bir lâf edeyim de, hem dekora uygun olsun hem de havamız olsun. Dedenizin gözleri dolsun. " In vino veritas ", yani hakikat şaraptadır. Şarabın kıymeti günümüzde arttı. Hepsi ateş pahası. Konudan ayrılanı cahil kapar derler ya, ayrılmayalım o zaman; en iyisi ben siz bir link vereceğim. Oradaki bir anekdotumu okuyun. Trink, işte bizim link: İbrikçibaşı. En iyi o izah ediyor bu durumu. Bazıları için " İbrikçi başı " sanılmaları bile, " İbrikçi başı " olmalarından daha önemlidir aziz dedekoliklerim ve oğlum Remzi. İbrikçibaşılar oldukça, bazı zavallılar dünyanın her yerinde tuvalet kâğıtlarını ters takacaklarrrr.. Sihirli güçler aşkına, sinirsel bir durum var ortada oğlum Aferin Remzi. Sağlıcakla kalın, geleceğe umutla bakın. Kesin benim oğlan, yani yazı işleri müdürüm şimdi kederdedir. Filozof gibiydim be... Alkışlamayın, şımarabilirim. Canlarım benim. Varoluşlarımın temel direkleri sizi...                           

YD- Çocuklar, yok yok. soru soran yok bu sefer. Öldürücü bir haberim var size.  Ama önce şunu diyeyim. Ben meşhur olmaya hazır değilmişim. Geçen gün röportaja geldiler. Aşağıda vereceğim.  Musa bey kıskancından hastalanabilir. Sorular ve cevaplar bir harika. Yok valla, kendimim diye demiyorum. Yüz yetmiş kıtaya dağılmış  yedi milyon pardon, yedi kıtaya dağılmış yaklaşık yüz yetmiş milyon okurumun fikri bu. Türkçe bilmeyenler tercüme ettirip okuyorlarmış. Hehehe... Biraz yoruluyorum tabii. Ama her şey sizin için, dünyalarım benim. 

MY RÖPARTAJ

MB- ( Musret bey ) Sibel KEKİLLİ ödül aldı. düşünceleriniz?

YD- Kekilli..., valla çok şekilli... Gördükçe oh oh, iftihar oluyorum yani. Yani, bizim insanımızın ödül alması çok şeyli oluyor bana. Allahh, gurur duyuyorum kız Sibel senle. Sanat ödüllendirilmelidir zaten. Bir ödül de ben vermeyi düşünüyorum hatta.

MB- Sayın YD, bir takım yarışmalar hakkındaki fikirleriniz?

YD-  Şimdi yarışma faydalıdır, yarıştırır. Bazen de şaşırtır.Bazıları çok genç, yarışmagörmemiş oğlanlar kızlar! Ayıp be, bari belli etmeyin. Dalıyorlar birbirlerine.. Yani kavga ediyorlar. Kavgayı bırak yarışmaya bak demiş atalarımız. Bazıları da, yarışmagörmemiş koca adamlar ve kadınlar. Ama tabiatıynan, bazı durumları yaşamış, bazı şeyleri görmüş olabilirler, yani vaktiyle.. hehehe. Ama yan gel Osman beş dönüm bostan yapıyorlar. Ye iç ev bahçeli, bizim adamla madam deli. Yahu çocuklar, kızlar.. Bu yaştan sonra artizliği boş verin. Zamanınız dar.  Hele bi tanesi var, bastonlu adamlara dayilânıyo. Gel lan buraya, geç bakiim benim önümden! Tamam tamam Musret bey, sakinleştim. Kardeşim herkesin kendini kebaba, göbeğe dayadığı bir devirde ne beklersin ki bunlardan. Yarışma programını veriyorum; sabah sekiz otuz kalkış ve ötekilere bakış, avanta kahvaltı, kahvaltı sonrası zengin geğirişi, etrafa bakmak bitirmek için işi, bitiremeyince işi dedikodu üstü az kavgayla öğlene vasıl olma denemeleri. Öğlen yemeği ve geğirme sonrası sabah durumlarının aynısı.. akşam yemeği ve geğirme, gece uzun hafif neşe, hafif kaşınma, sonrası dikkat et fazla aşınma. Yarışmanın konusunu siz daa iyi bilirsiniz Musrettin bey.

MB- Mavi desem?

YD- De valla. Bana bi şi olmaz. Paşa gönlün bilir.

MB- Yok öyle değil. Yani mavi deyince aklınıza ilk gelen?

YD- Ya, sen de mi dalga geçiyon lan? Tıfıllara uydun? Senin cinsin ne yavrum? Maviymiş... Ne alaka şimdi? Pembe oğlum Musret bey.. Mavi demek! İspirto..Haha, şok  oldun bak!

MB- Neyse, bu tutmadı. Sayın YD, Sizin Aydede ile aranızda tatlı bir çekişme olduğu söyleniyor. Bunun aslı astarı nedir?

YD- Ya, valla önemli değil. Bak şimdi macup oldum. Aydede çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir kıskananımdır. Aşağıdaki örneklerde göreceğiniz gibi maksat şenlik olsun kabilinden birbirimize sıçratma yapmaktayız. Yoksa aslında denilenler aslında değildir. Bakınız Musret bey iyiniyet ve olgunlukla ve net olarak ne sormuşum; " Yavrularım, ben gelmeyi düşünüyorum. Bahçenin büyüklüğü ne kadar? Yakup Dede " gördüğünüz gibi altında şahsım imzası var. Bakınız Aydede  üstadımızın değerli mukabil cevaplarına; " Üstadım bizim gibiler için bahçeden öte bir de teneşir tesisleri mevcut, zatıâlinizi yazılardan tanımışlığımız var; mubarek bastonlarımızı yanımıza almazsak sanırım gençlere uyum sağlayabiliriz efendim bekleriz çayıra... " Yazı yanlışlarını görmemezlikten gelerek verdiğim iyiniyetli saygılı ve alçakgönüllü cevabı okuyalım lütfen; " Değerli Aydede Üstad, Sizi öteden beri tâkdire lâyık bulurum. Güzel yazılarınızın,  benimkiler kadar kozmik bir yapıya ve kozmik muhatablara sahip olmasa bile, okunduğunu biliyorum. Lâkin, bastonla olan yakın ilişkinizi bana da sıçratmak isteyişinizi anlamak kısmet olmuyor. Çok değerli ve kısmetli biri olduğunuzu biliyorum; değerinizi ( korumaya alınmış Antik değerlere duhul edilmek herkese yaşarken nasip olmaz ) kıskanmamak mümkün değil. Size saygım ilânihayedir. Benim şahsıma ilişkin bahçenin büyüklüğünü soruşum, güvenlik açısındandır. Bu da gösteriyor ki, kovalayacaklarımın kaçacakları kadar bir alana sahip olmalarını düşünüşüm, bastonla aramdaki uzak mesafeyi de yakından belirtmektedir. İspat - ı deliler: Bknz: (bakınız ) şahsi ( kişisel ) fotografım: ( Sayfanın en başındaki fotograftaki benim ) Gelmeyi ihtiras derecesinde arzulasam da, aynı şehreminine sahip olmayışımız veçhile katılamayacağımı derin bir üzüntüyle bildiririm. Ama bir gün, buluşacağımıza eminim. Hele şu yoğun bakımdan çıkmak bir kısmet olsun! Gerisine karışmayınız siz. Arz-ı endam eder, akide şekeri tadındaki kelâmlarınızı hep beklerim. ( Anahtar Yakup ) ( Eskide kalmış diğer bir lâkapla; Çayır Çimen Canavarı Yakup, Hızlı Yakup ) kısaca:  Yakup Dede.. ..."

Bakınız bilgelerarası saygınlık sembolü olan bir kırmızı gül bile göndermişizdir, Musret bey.  Bilâhare, davetten sonra, bakınız sevgili rakip dedemiz benden ne kadar sitayişle, sevgiyle bahsetmektedir; " ( ... ) Yakup Dede: Elf’lerden aldığım bastonumun renk değiştirmesinden onun geldiğini anladım ve hemen torunlarımı o eski ‘ şeker verme bahanesi ’ yle kandırmasın diye çimenlerin arkasına sakladım. Bu yaştaki bu dünya hırsına ve azmine hayranlığımızdan dolayı ona da 10 puan veriyoruz ( yeter ki torunlarımdan beri dursun )... " Torunlarım dediğinin en küçüğü otuzluk, varın Aydedenin yaşını siz hesaplayın. Canım, canım, sevgili Aydedem kıyamam sana ben! Bana tam puanı layık görmüş, niye? Adamdan anlıyor da ondan. Aydedeyi severim ben ve etrafın diline aksesuar olmamak için olgun davranıyor ve aramızdaki hiçbir şeyi dışarı yansıtmıyorum. Kusura bakmayın Musret bey, konuşamam.. Oldu gözlerim doldu.

MB- Sayın YD, hani kısa kısa dedik ya? Bu kadar anlatmanıza gerek yoktu. Neyse! En sevdiğiniz içecek?

YD- Karışık.

MB- Anlamadım?

YD- Sade suya tirit! Hem kısa diyosunuz Musret bey, hem de anlamadım? Ne var anlamayacak? Karışık meyve suyuna karışık alkol. Diğer adı " Salla beybi ", eskiler bilir. Hüplettikten iki dakika sonra bir sallamaya başlarsın ki Karadeniz dalgası yanında havuz kıpırtısı kalır. Ohhh, yarasın!

MB- Sarıııııııııııuuuu!...

YD- Laciverttttttttinnn.. .

MB- Yediremedik sayın YD ya! Hemen uyandınız ama demek Fenerbahçelisiniz sayın YD. Yakaladım sizi! Muhabirden kaçmaz!

YD- Bu mesleğe başladığımda karşılaştığım ilk soruydu. Açın okuyun, soru nanbır van olcek. Benim Fenerbahçe' yi bilmem ondan diil. Her Türk çocuğu biraz Fenerbahçeli olarak doğar da ondan. En büyük Feenerrrrr, başka büyük yok! Lay lay lay lom lom lom lom... diye de şarkıları vardır hani. Şey diye devam eder; Yaşşaaaa Fenerbahçeee.. Şarkı diye söylüyom yani muhabir genç. İşte böyle sayın Musret Bey. Sarııııııuuu!..

MB- Lacivertttttttiu!... Fena geçirdiniz ya sayın YD !.

YD- Hehehe. Bize derler Yakup Dede. Carım feda Fener' e, şey yani hepsine.. Laciverttttttttinnn.. .

MB- Günümüz edebiyatı?

YD- Günümüzde edebiyat biraz kılık değiştirmiş olabilir. Bakınız, oturup bir sigara yakınız ve arkanıza yaslanınız Musret bey; biraz döktürü döktürü versem, buna biraz uzun cevap versem?

MB- Bi düşiniyim...

YD- Tamam Sarı Yaprak, sen düşün! Edebiyat kılık değiştirerek günümüzde, kitap sayfaları yerine başkaca zeminler seçmeye başladı. Varoşların varoluşları maddi olanaksızlıktan kıvranan bilim aşkıyla kavrulmuş gençleri bir yerlere yazmaya itti. Böylece bilim olmasa bile yeni bir edebiyat dalı ortaya çıktı: " Duvar Yazıları Edebiyatı ". Aslında bu dalın öncüsü olan ve Osmanlılardan beri süregelen " Memişhane " veya diğer adıyla " Tosun " edebiyatının garibanlıktan daha ziyade hergelelik sen-atıyla ilgisi vardır. Tabii ve doğal olarak, yani tabiatıylan ikisi birleşince ortaya derin, engin ve de zengin bir dal çıkmıştır. ( Öf bee, iyi toparladım valla! Devam, devam.. ) bir de bunların paralı ve pahalı tipleri vardır. Caddelerin her iki tarafında bulunan, daha ziyade zenginler yaptığı edebiyat türü . Yani, " Billboard " edebiyatı. Buradaki esas, Billboard zeminlerinde çekici unsurlar kullanmakta yatar. Çekici şeyler pahalıdır biliyorsunuz.  Diğer bir edebiyat şekli ise,      

Devam etçek canlarım...  Az sonra...

 

 Doyamadım Yakup dedeme,  bırakın beni bir kez daha okuyacağım diyorsanız buraya tıklayın canlarım benim.

 Defalarca dönüp dönüp okuyacağım  Yakup dedemi,  ama şimdi biraz daha Yakup Dede diyorsanız buraya tıklayın canlarım benim.

 

 

Yakup Dede

 Pul Masrafını Yakup Dedeniz Üstlenmiştir 

Not: Katiyen sıkılmayın, sorularınızı gönderin. Sorularınız burada cevaplânacaktır.

:   YAKUP Dede, Açılış, İstanbul, 27.11.2003,                                                                                     Diğer Bir Gülmece için

              

Bir Önceki Yapıt Teknik aksaklıgı bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Turkce veya diger bir dil yanılgısını bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt