|
-Üff bee ne zor bir
oyunmuş bu yahu. Vur vur bitmiyor şu düşmanlar. Bunlar düşman değil tam bir
vahşet. Gel bakayım adi yaratık gel de seni de en beleşinden eşek cennetine
yollayayım. Direnme adi yaratık nasılsa gideceksin. HaHa işte en sonunda sen
de gittin. Heyt be bir bölüm daha atladım. 23. bölüme geçmişim hem de. Amma
da zorlandım hani . Sabahtan beri bitmedi şu meret oyun ama ben bittim. Ben
onu sanal alemde yenemeden o beni gerçek alemde yendi. Kendi kendine
konuşmayı bilgisayarda oyun oynarken huy edinen Ahmet, bu huyunu aralıksız
devam ettirmekteydi. On dört saat aralıksız oyun oynamış ( yemek yemeden su
içmeden ), en sonunda da iflas etmişti. Bilgisayarı kapatıp uyumalıydı.
Bazıları on dört saat aralıksız oyundan ne olur diyebilir ama Ahmet en fazla
iki saat bilgisayar başında kalan biri olduğundan umarım ne demek istediğimi
anlamışsınızdır. Neyse bilgisayarı kapayan Ahmet yatmak için önce ışığı
kapattı sonra da yatağına doğru giderken dağınık odasından dolayı eşyalardan
birisine takıldı. ” Lanet olasıca ” diyemeden yatağa düştü. Bir düşüş bu
kadar güzel olurdu yani. Tam istediği gibi. Bu yüzden bu düşüşe
sinirlenmedi.
- Ohh dünya varmış.
Tabi ki yatağının bu yumuşaklığı onu rahatlatmış ve tüm sinirlerini almıştı.
Uykuya dalacakken telefonun sesiyle irkildi. Önce telefona susar diye
bakmadı. Onuncu çalıştan sonra telefona bakmaya karar verdi. Arayan oldukça
inatçı olmalıydı. Gecenin iki sinde bu inatla telefonu çaldırdığına göre de
çok önemli bir şey olmalıydı.
- Hay Allah kim bu
yahu? Aloo kimsiniz?
- Aşkısı naber ben Sibel.
- Merhaba Sibel ne oldu da bu saatte aradın. Bir şey mi oldu yoksa?
Merdivenden mi düştün? Yoksa araba mı çarptı? Plakasını aldın mı? Hangi
hastanedesin? Yoksa abin gene seni dövdü mü?
- Dur Ahmet ne arabası ne merdiveni? Araba falan çarptığı yok abimde
dövmedi. Hele merdivenden hiç düşmedim. Teessüf ederim yani o kadar kötümü
yürüyorum ?
- Yok aşkım sen birden telefonla şey edince ben de böyle şey oldum yani
şaşırdım.
- Sakinsin di mi?
- Sakinim şimdi. Peki niye aradın a zaman? Buldum , sesimi özledin di mi?
- Evet sesini de özledim de esas konu başka.
- Ne başka mı yoksa benden ayrılamaya mı karar verdin?
- Ahmet saçmalama sesini özlediysem ve seni aradıysam senden niye ayrılmak
isteyeyim ki?
- O da doğru ya? Kusura bakma on dört saattir bilgisayar başındayım da. Çok
önemli bir proje üzerinde çalışıyordum.
- Ne projesi?
Burada yalan uyduramayan Ahmet ( Sevgilisinin kendisin bilgisayar oynadığını
bilmesini istemiyordu nedense) konuyu değiştirir.
- Anlatırım sonra.
Sen neden beni aradın?
- Heh işte bırakmıyorsun ki anlatayım aşkısı. Bugün ki gazetede okudum yarın
yeni bir alışveriş merkezi açılıyormuş ve pek çok ünlü orada dükkân
açacakmış. Ayrıca hepsi de yüzde elli indirim yapacaklarmış ilk gün
şerefine.
- İnanmıyorum ya beni gecenin köründe bunun için mi aradın?
- Ama aşkısı ne yapayım çok önemliydi benim için. Ne yani yoksa beni
sevmiyor musun?
- Yok be ne alakası var. Sabah niye aramadın , gazeteyi okuyunca yani?
- Gazete yeni elime geçti de ondan. Zaten bırak bunları da söyle, yarın
benimle gelecek misin?
- Tamam kaçta geleyim?
- Yihhu yaşa aşkısı. Sen bir tanesin. Muck muck muck.
- Kız bırak sululuğu kaçta alayım seni?
- Sabah 8’de alsan yeter.
- Yuh be sabahın köründe gidilir mi?
- Olur mu aşkısı orası 9’da açılıyor zaten. Açılmadan kuyruğa gireriz.
İndirim var ya mal falan kalmaz neme lazım. O yüzden erken gidelim. Böylece
fırsatları kaçırmayalım olur mu? Hem sana da bir şeyler alırız.
- Ben bir şey istemiyorum. Bilmiyor musun o giysi değiştirme kabinlerine
uyuz olduğumu. Daracık yer zaten Adama daral getirtiyor. Bu arada sabah saat
8 de alırım seni ama sen de bir daha gecenin kör bir vaktinde beni böyle
gereksiz şeylerle meşgul edipte arama.
-Gereksiz değil aşkısı hem böylece yeni giysilerimle daha da bir hoş
olacağım. Nasıl olur hoş olmaz mı?
-Olur başımın ağrısı olur. Hadi iyi geceler.
-İyi geceler aşkısı.
“ Ne kız be ” diye düşündü Ahmet.
- Ulan uyku muyku bırakmadı adamda. Saati de 7’ ye kurayım ancak yetişirim.
Hay Allah nasıl uyuyacağım ben be? Hava da deli gibi sıcak zaten. Şu
bilgisayarı açıp oyunuma kaldığım yerden devam edeyim belki uykum yerine
gelir.
Bilgisayar açıldıktan sonra oyunun simgesine çift tıklayarak oyunu açtı. "
Merhaba eski dost " Sonra ne mi oldu? Saat çalmasaydı eğer, tüm gün o oyunu
oynardı herhalde. Oyun uykusunu getirteceğine iyice uykusunu kaçırtmıştı.
Bölümlerde gittikçe zorlaştığından 7’ ye kadar beş saatte iki bölüm zor
bitirmişti. Çalar saatle kendine geldi. "Hay anasını saat 7 olmuş.
Uyuyamadım da lanet olsun. Neden ararsın ki Sibel o saatte. Ne yapacağım
şimdi ben. Birde araba kullanacağım. Uyumasam bari sürerken "
Hazırlığını yapıp dışarı çıktı. Arabasına binerken günlük rutin kontrolleri
yani lastik , yağ , su vs. gibi kontrolleri yaptı. Arabasına atlayıp doğru
Sibel’ in evine yollandı. Arabayı oluğunca dikkatli kullanmaya çalışıyordu
çünkü uyku bastırmaya başlamıştı. Bu da yetmezmiş gibi oyundaki
karakterlerde hayâl meyal gözüne gözükmeye başlamıştı. Ne olduysa 24.
Bölümdeki en güçlü canavarı görünce oldu. O dehşet canavarı gören Ahmet
korkunun verdiği cesaretle arabayı canavarın üzerine sürdü. Tabi canavar
niyetine vurduğu başka bir arabaydı. Arabadan kısa boylu sıska biri indi.
Direk Ahmet’in yanına geldi.
- Ulan manyak mıın be adam. Kırmızı ışıkta geçmeye utanmıyor musun?
Kısa boylu adam kabadayı çıkmıştı. Aslında tek yumrukluk bir işi vardı.
Hatta vurulan yumruğun yarısı boşa giderdi ya bu ayrı konuydu. Zaten Ahmet
arabasının ve adamın arabasının hasarını düşünmüyordu. Acele Sibel’ in
yanına yetişmesi gerekiyordu.
- Bakın beyefendi hasar neyse ödeyeceğim söz veriyorum.
- Bana söz vermeyeceksin. Şu arabamın haline bak. Daha dün aldım bu 2004
model arabayı.
-Tamam sakin olun. Cana gelen mala gelsin canavar bey aman pardon beyefendi.
- Bana canavar mı dedin sen? Şimdi sana canavarı göstereceğim. Al bakalım
şunu.
- Ahh gözüm. Ne vuruyorsunuz beyefendi durun bir yanlış anlama oldu. Durun
paranızı vereceğim.
- Nee verecek misin?
- Evet ne kadar masraf var sizce?
- Beş milyar kadar.
- Yuhh be beyefendi amma salladınız.
- Sallarım iyi sallarım hem de istersen bir de öbür gözüne sallayayım.
- Tamam tamam alın şu çeki tam beş milyar.
- Hah şöyle yola gel aslanım.
Yanıyordu Ahmet. Zaten neye yanmasındı ki giden beş milyara mı yoksa ufak
tefek biri tarafından gözünün şişirilmesine mi? Acele etmesi gerekmese adamı
haşat ederdi para da vermez hatta para da alırdı ama ah şu Sibel ahh. Tekrar
yola koyuldu. Vardığında Sibel kapıda sinirlice bekliyordu.
-Neredesin aşkısı?
Sinirliyken de aşkısı diyordu ne biçim yaratıktı bu. Esas bunu koymak
lazımdı oyunlara aşkısı canavarı diye. Başından sonuna aşkısı diyerek
millete gına getirten bir canavar.
-Görmüyor musun kaza
geçirdim.
- On dakika geciktin.
- Kaza geçirdim.
- Yetişemezsek sorumlusu sensin.
- Ölse miydim yani.
- Mazaret kabul etmiyorum. Hemen gidelim aşkısı yoksa hiç bir ürün
kalmayacak.
Doğruca mağazaya gittiler. Sibel’in dediği gibi erkenden gelen vardı ama beş
on kişi kadardı. Zaten alış veriş merkezi açıldığında da herhangi bir kuyruk
olmamıştı. Alışveriş merkezinin duvarlarında falanda resmi açılış olarak
saat 3 gösteriliyordu. Yani esas kalabalığın olacağı vakit. Ah şu kız yok mu
diye içinden geçirdi Ahmet. dükkân dükkân dolaştılar. Her mağazada en
azından yirmi dakika geçiriyorlardı. Mağazaların birinde Sibel’ in
yanlışlıkla bir giysiyi yırtması sonucu Ahmet erkekliğe lâf ettirmemek için
masrafı ödemişti. Sabah sabah iyi dellenmişti. Önce kaza sonra geç kalmak
şimdi de bu.
Daha neler olacaktı kim bilir.
- Ay aşkısı görüyor
musun şu çizmelerine güzeeeel.
- Hangisi?
- İşte şu bıyıklının yanındaki
- !?
- Şaka yaptım aşkısı şu kırmızı çizmenin yanındaki.
- Evet gerçekten de güzel.
- Onu almak istiyorum.
- Yaz günü mü?
- Kışa hazırlık aşkısı.
- Seni tebrik ederim yani. Ne yapacaksın çizmeyi kışa beş ay var daha.
- Kışa hazırlık dedim ya.
- Ben de duydum! Sonra alırsın mesela beş ay kadar sonra.
- Ama o zaman çok pahalı olur alamam. Ne olur aşkısı bırak şimdi alayım.
Şunlara bak albeni diyor resmen. Aaayy yerim sizi.
-Tamam alalım ama önce bir dene. Ayağına olmazsa bir daha geri gelmeyelim.
- Sen bir tanesin aşkısı. Dayanamayacağım öpeceğim.
- Kız dur milletin içinde öpme. Rezil olacağız.
- Sevgilim değil misin , niye rezil olacak mışız?
- Tamam öp başımın belası. Gel bakalım şu çizmelere.
- Hay Allah kimse yok mu burada aşkısı. Kapı açık olmasına rağmen kimse yok
burada. Nerede acaba sahibi.
- Tühh şanssızlığa bak hadi geri gidelim.
- Olur mu aşkısı. Ben o çizmeyi almadan şuradan şuraya gitmem. Deneyelim şu
çizmeyi belki biz deneyene kadar sahibi gelir.
- Tamam dene bakalım.
İkisi de içeri girdi. dükkân küçüktü ama hoştu. Genelde ayakkabı özellikle
de bayan ayakkabısı ağırlıklı olduğu belli olan dükkânda çok az sayıda çizme
vardı. Az tanınmış bir firma olmalı diye düşündü Ahmet.
- Aşkısı bak nasıl olmuş.
- Güzel olmuş. Yalnız fermuarları fazla iyi değil gibi göze hoş gözükmüyor.
- Olur mu aşkısı bunlar son moda. Bak nasıl da parlıyorlar?
-Tamam tamam çok güzelmiş aslında. Birden gözüme çok hoş gözüktüler. Alalım
onları.
- Yaşa be aşkısı. Sen bir tanesin. Şimdi şunu çıkarayım da sahibi gelince
paketletelim.
- Olur. Bu arada fermuarlarını iyi çek çizmelerinin.
- Meraklanma iyice çektim aşkısı. Baaak.
Gerçekten de çekmişti. Ahmet Sibel çizmelerini çıkartırken gene etrafa
baktı. Aslında ayakkabılar fena değildi.
- Aşkısı yardım eder misin?
- Hay senin aşkısına , diye sessizce söylendi Ahmet. Ne oldu hayatım.
- Çizmeler çıkmıyor.
- Çektin mi fermuarı?
- Evet kör müsün çektim ama çıkmıyor. Yardım et de çıkartayım.
- Dur hele otur şuraya. Çekiyorum hazır mısın?
- Evet.
Ahmet çekmişti ama bir işe yaramamıştı. Gene çekti olmadı. Biraz sert çekti
gene olmadı.
- Dur Sibel hareket etme gene çekiyorum.
Bu sefer öyle bir çekmişti ki yere önce Sibel düştü. O yere düşünce
dengesini kaybeden Ahmet geri geri gitmeye başladı. Dengesini bulmaya
çalışsa da bir işe yaramadı ve vitrindeki ürünlere takılarak denge yerine
camı buldu. Cam büyük bir gürültüyle kırılmıştı. Ahmet camdan iki metre
kadar öteye düşmüştü. Herkes toplânmıştı fakat Ahmet kendisinde herhangi bir
şey olmadığını onlara anlatmakta çok zorlanıyordu. Vitrin tam bir dehşetti.
Camlar her tarafa yayılmış ayakkabılar etrafa saçılmıştı. Bazı ayakkabılar
cam parçaları ile oldukça uyumlu bir görüntü çiziyorlardı kendileri de
çizilmiş biçimde. Tabi mağaza sahibi bu manzarayı görünce hafif bir
baygınlık geçirdi. Zor ayılttılar onu. Ahmet mağaza sahibine yüklü miktarda
bir çek vererek adamı rahatlattı. Sibel ise hala çizmeyle uğraşıyordu.
- Aşkısı çizmenin neden ayağımdan çıkmadığını buldum. Fermuarını bir santim
kadar çekmemişim ne komik dimi.
- Komik hem de çok komik bak gülüyorum. Ha Ha HA Ama sinirden
Son cümleyi gene içinden söylemişti.
- Aşkısı yanında para var mı cüzdanımı evde unutmuşum da!
- Aferin hayatım aferin bir de kendini unutsaydın süper olurdu ( Tabi ki
sessiz söylemişti ) Var var buyrun efendim üstük kalsın. Hadi yürü eve
gidelim.
-Ben evime gideceğim ama aşkısı.
- Zaten seni eve bırakmaya gidelim dedim.
- Haaa öyle desene aşkısı alemsin yani.
Arabaya bindiler. Ahmet sinirliydi ama bir şeyde diyemiyordu. Seviyordu
aslında bu kızı ama bazı huyları da deli ediyordu. Takmadı fazla kafasına ve
bastı gaza. Yolda giderken gene uyku bastırdı. Gene canavarları görmeye
başlamıştı. Hatta canavarların kralını görüyordu şimdi yani aşkısı
canavarını. “ Aşkısı Aşkısı Aşkısı ” diyerek en korkunç şekliyle üzerine
geliyordu Ahmet’in. Sinirleri artmaya başladı ve aşkısı canavarına doğru
arabayı sürdü. Aşkısı canavarını yenmişti ama kendisine geldiğinde yepyeni
bir kazayla yüz yüze buldu kendisini. Bir arabaya daha çarpmıştı. Sibel’ de
yan koltukta şok
haldeydi. Vurduğu arabanın içinden sabah kaza yaptığı arabanın sahibi yani
kısa boylu sıska adam çıkmıştı. Adamın bir başka arabasına vurmuş olmalıydı.
Sıska kısa boylu adam gene hışımla arabasından çıktı ve bağıra bağıra
gelmeye başladı. Bu arada yanındaki Sibel’ de kendine gelmişti.
-Ne oldu aşkısı?
İşte bardağı taşıran buydu işte. Bütün gün geçirdikleri gözünün önüne geldi
ve fıttırmış şekilde hışımla arabadan çıktı. Adama sabahki olayın etkisiyle
bir tane çaktı ve adam küt yere yapıştı
- Aşkısı ne yapıyorsun sen öyle?
- Ne aşkısı git başımdan. Bana aşkısı diye diye beni manyak yaptın.
İstemiyorum seni in arabamdan. Aşkısıymış? Peh git kendine başka bir aşkısı
bul. Ben Ahmet olmak istiyorum. Sensiz mutluydum gene mutlu olurum.
Arabasından Sibel’ i yaka paça atan Ahmet arabaya atlayıp gaza bastı..
Araba giderken herkes şu sözü duydu.
- Ben artık aşkısı değilim. Yaşasın ÖZGÜRLÜK.!!!
Bu sırada yere düşen Sibel’in yanına kısa boylu adam gelmişti.
- Nasılsınız bayan? Bir şeyiniz yok ya?
- Çok şükür iyiyim ama terk etti beni.
- Boş verin onu görmediniz mi hem bana arabasıyla vurdu hem de dövdü beni.
Sizi de nedensiz yere arabadan attı. Bir manyak olduğu belli. Nasıl
dayandınız hayret.
- Ayy gerçekten de çoğu zaman garip davranıyordu. Ben de şüphelenmiştim
manyaklığından.
- Oysa ki öyle güzelsiniz ki bırakın sizi arabadan atmak size yanlışlıkla
ters bir söz söylemek bile insanı mahveder.
- Ayy çok naziksiniz.
- Öyleyimdir söylemesi ayıp. Kadınlar çok hassastır. Onlara çok nazik
davranmak gerekir.
- Şeyy çıktığınız biri yok di mi?
- Şu an yok.
- Uygun görürseniz beraber çıkabiliriz.
- Sizin gibi birisiyle çıkmak benim için şereftir hanımefendi. Durun ayağa
kalkmanıza yardım edeyim.
- Artık sevgiliyiz di mi?
- Gibi...
- O halde ayağa kalkmamda yardımcı olduğun teşekkür ederim AŞKISI!!!
|