www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 FİLM senaryoları

 KARELERİNDE DÖNEN YAPIT

     

Telif Hakkı Sahibi: Ufuk KARAGÜL

Sayın KARAGÜL' e, örnek olması için gönderdiği bu senaryosundan dolayı teşekkürü bir borç bilir, kendisine ve örnek alacaklara başarılar dileriz.

ÇAYIN KADERİ

               KISA METRAJ - ( toplam süre = 23. 33 )

               SİNOPSİS

         Savaş... Yurt dışında üniversite, mastır, staj derken zaman gelir ve oda yuvasına gelir. Aklında bir an önce meslek hayatına başlamak vardır. Büyük şirketlerde çalışmak, çok katlı binalarda yaşamak, lüks arabalar kullanmak, patron olmak ve bir yerde de paraya personel olmak...  

Yurt dışında geçirdiği uzun yıllarda iyiden iyiye Avrupa kültürünü benimsemiştir Savaş. Ülkesine döndüğünde bu uyumsuzluk sorunu karşısında belirir. Sokakları, evleri, arabaları beğenmez. İnsanları ve süre giden sosyal hayatı beğenmez. Bir yerde de artık insanları hor görmeye başlamıştır. Kendini Türkiye’ ye döndükten sonra üst sınıfta görmeye başlar. Diğer insanları ve yaşantılarını kendinden altta görür...

Aklı iş hayatında atacağı adımlarda olan Savaş’ ın önünde geçmesi gereken bir engel daha vardır. Askerlik görevi... Kısa süre içinde bu işi de halledip yoluna devam etmek için memleketi Rize’ ye gitmeye ve askerlik görevi için gerekli belgeleri ve yapılması gereken işlemleri orada halletmeye karar verir... 

Bir sabah saatinde bir otobüsün bir koltuğuna bilet ayırtır... Ertesi sabah yola çıkacaktır, o akşamda evinde ailesi ile ağır aksak birazda zoraki devam eden bir sohbetten sonra Savaş ertesi sabaha varır. Sabah saatlerinde evden çıkar, terminale İngiltere’ den onunla beraber Türkiye’ ye gelen kız arkadaşı Jennifer ile gider... Savaş’ ın ailesi bu yabancıdan belli etmeseler de pek hoşnut değillerdir.  

Savaş onu terminale bırakan Jen’ in aracı uzaklaştıktan sonra vuran sabah güneşinin kavuruculuğundan kurtulmak ve üzerindeki mahmurluğu atmak için kafeteryaya yönelir... Sağa sola bakınır, insanları aşağılayıcı bir yüz ifadesi ile süzer... Çay içmek ister hem de yabancı İngiliz Earl Grey çayı... Bulamaz, yerli çayı beğenmez... Savaş aslında arada kalmışlığın simgesi olma yolunda kalıplaşmaya başlamıştır. 

Sonuca varamadığı bir fincan çay arayışından sonra Savaş otobüsüne biner, yerine geçer oturur. Otobüsün içerisindeki hengâmeden, çocuk seslerinden, yerlerine geçmeye uğraşan insanların hareketlerinden rahatsız olur. Kendini yaşadığı o anın hezeyanlarından soyutlamak için cama verir aklını. Gözlerini ve kulaklarını camın dışına çevirir, etrafı inceler. Yolları, insanları, geçenleri ve geçilenleri...  

Güneş tepeye yükselip Savaş’ ın yüzünde kaybolduğunda yolculuğa ve hayata mola verilir. İner, gerinir, tuvaleti kullanır, gölgede bir köşeye geçer, bir masaya oturur. Ve devam eder yabancı menşeli çay arayışına... Fakat büyük yerleşim merkezlerinden daha da uzak olduğu için aradığı tadı hala bulamamıştır... Ta ki o küçük gizemli kız yanına yaklaşana kadar. Ona bir bardak çay ikram edene kadar...  

Savaş’ ın damak tadına hitap eden çay kadar onun hayat anlayışına derinden hitap edecek olaylar yaşayacaktır. Küçük kız Savaş’ ı hem benliğinden hem de gerçek dünyadan uzaklaştıracaktır. Üzerine yapışan Avrupa ahvalinden, sevimsiz felsefesinden yavaş yavaş kopacaktır Savaş... Kendi hayatını, yaşadığı olayları sorgulayarak, onların peşinden giderek… Savaş gerçek hayatında yaşadığı gerçek bir rüyanın peşine düşecektir... 

Savaş, zihninin perde olduğu bir gölge oyunun tam ortasındadır. Küçük kız ve onunla gelişecek olan hayal dünyasının gizemli gerçekliği Savaş’ ı bir yaylaya ve oradan da küçük kızın evine götürecektir. Gerçek ile iç içe geçmiş rüyasında küçük kızı ve küçük kızın oyuncak bebeğini arayan Savaş tepedeki eve ulaşacaktır ve orada gerçekten de gerçek olan bir hayata gözlerini açacaktır... 

Savaş tepedeki evde gözlerini açtığında ilk gördüğü şey odasında olduğudur. Otobüse yetişmek üzere evden çıkar, otobüsle beraber yola çıkar ve muavinle beraber de mola yerinde kafeteryaya çıkar... Rize de işlerini halleder. Ama aklını kemirir durur gördüğü o rüya... Tepeye gider. O küçük kızı arar... Bulur... Yaşadıklarının hayal-gerçek arasındaki gelgitlerinde bir ormanın içinde saatlerce yürür ve önceki gece kapalı, uyuyan gözleri içinde belirmiş olan o evi bulur... Küçük kızın tepedeki evini...

Bu ya Savaş’ ın asıl rüyasıdır ya da Savaş’ ın kaderi önceki gece rüyasında ona emretmiştir...  

Kader Savaş’ a ona eşini bulmasını emretmiştir. Savaş rüyasında küçük kız olarak gördüğü Safiye’ yi ertesi gün uyandığında o tepede, o evin içinde âşık olacağı kadın olarak bulmuştur... Rüyasındaki küçük kızın oyuncak bebeği Asiye ise Savaş ve Safiye’ nin ileride doğacak olan çocuklarıdır...

 

ÇAYIN KADERİ

               KISA METRAJ - ( toplam süre = 23. 33 )

               SENARYO

Askerlik ile ilgili işlerini halletmek üzere memleketi Rize’ ye giden Savaş’ ın yolculuk hikâyesi... 

 

PLAN 01:  

İç, gece...  

Savaş’ ın evi. Salon. Anne, baba, kardeş ve Savaş. Televizyon izlerler... 

Baba : Otobüs kaçta Savaş? Sen yatsana, yol uzun sürer... 

Savaş: Yatarım birazdan. 

Anne : Hakikaten sen yat, yol 10 saat falan sürer. Perişan olursun uykusuzluktan. Zaten tutturdun kalmayacağım, döneceğim hemen diye. 

Baba : Kalsaydın orada bir iki gün. Köye çıkardın, büyük amcanlarda kalırdın işte. Ne güzel olurdu? 

Savaş : Baba ne işim var benim köy yerinde ya? Börtü böcek dolu her yer. Zaten gidiş sebebim yeterince can sıkıcı. Birde üstüne köye gidip avamlık mı yapayım? 

Baba : Sen bilirsin, ben doğduğun topraklar diye söyledim. 

. . . Bir müddet sessizlik.

 

Savaş : Ben yatar, size iyi geceler. 

Anne : İyi geceler oğlum, Allah rahatlık versin. 

Kardeş : İyi geceler abi; komutanına saygıda kusur etme ha. 

Savaş : Seni de göreceğiz oğlum, Sen de gideceksin aynı iş için onca yolu. 

Baba : İyi geceler aslan, sabah beni uyandır bırakayım terminale. 

Savaş : Gerek yok, Jennifer gelecek, o götürecek beni. 

Baba : Tamam, iyi yolculuklar ola. İyi uykular... 

. . . Savaş ayrılır odasına gider. 

Kardeş : Baba, abim neden burada yaptırmıyor işlemlerini, buradaki askeriyelerde olmuyor mu işi? 

Baba : Oradan daha kolay olur. Burada iş uzar; muayenesi var, sağlık kontrolü var, işlemleri var… 

Anne : Bir de bu Jennifer çıktı başımıza! 

Baba : Onu çocuğu yurt dışında okumaya gönderdiğinde düşünecektin. 

Kardeş : Abim iyice tiki olmuş ha. 

Baba : Şişşşş...

 

 

PLAN 02 :

 

İç, gece...

 

Savaş’ ın evi. Savaş’ ın odası. Savaş. Telefonla konuşmayı bitirir; yatağa girer...

 

Savaş : Ok honey, see on tomorrow. 

. . .  

Savaş : Me too, bye. 

. . .

 

Savaş : ( İç Ses ) Vay be, New York, Londra, Oxford Üniversitesi sonra Ankara... Şu semte bak, şu insanlara bak... Daha dur, yarın akşamüzeri gözlerini Rize’ de açınca ne yapacaksın bakalım... 

          Saatin alarmını 06.30’ a ayarlar... 

 

 

PLAN 03 :

 

İç, gündüz. 

          Savaş’ ın evi. Savaş’ ın odası. Savaş, anne. Savaş uyuyor. Saat 6.45. Korna sesi ve annesi onu uyandırır... 

-

 

Anne : Savaş kalk, geç kalacaksın, çeyrek var saat. 

Savaş : Eyvah, eyvah, geç kalacağım. Jen geldi mi ki? 

Anne : Geldi, aşağıda, hadi acele et yavrum, hadi güzelim. 

. . . 

          Savaş hızlı bir şekilde giyinir, çantasını alır ve çıkar odadan... 

 

 

PLAN 04 :

 

İç, gündüz.

 

Savaş’ ın evinin çıkış kapısı. Savaş, anne, kardeş. Vedalaşırlar, korna sesi gelir... 

Savaş : Hoşça kalın aile bireyleri. Yarın sabah görüşürüz. 

Kardeş : Güle güle abicim, iyi yolculuklar. 

Anne : Aman dikkatli gidin oğlum, hızlı gitmeyin geç kaldık diye. 

. . .  

          Baba arkadan gelir, gözlerini ovarak. 

Baba : Bu kim ya, yıktı ortalığı sabah sabah, dat dat diye. 

Anne : Müstakbel gelinimiz, Savaş’ ı almaya geldi.

. . .  

          Kapıyı kaparlar... 

 

 

PLAN 05 :

 

Dış, gündüz.  

Terminal önü. Savaş, Jennifer. Araba yanaşır, Savaş iner, koşarak terminal binasına girer... 

 

 

PLAN 06 :  

Dış, gündüz.  

Terminal önü. Savaş, Çaycı. Otobüs terminale yanaşır, çaycı Savaş’ a doğru gelir... 

Çaycı : Abi çay vereyim mi, otobüsün daha 15 dakikası var? 

Savaş : Yerli mi o, Earl Grey varsa alayım bir tane? 

Çaycı : Bildiğin çay abi, halis muhlis Doğu Karadeniz çayı. 

Savaş : Teşekkür ederim, kalsın, ben yolda içerim. 

          Savaş, otobüse doğru gider, biner ve yerine oturur, o giderken çaycı da arkasından söylenir... 

Çaycı : Hı, içersin yolda ön gey çayını... Dangoz... 

 

 

PLAN 07 :  

Dış, gündüz.  

Terminal önü. Otobüs hareket eder. Diğer otobüsten inmiş 2 turist çantaları yanlarında oturur ve çay yudumlarlar... 

 

 

PLAN 08 :  

İç ( Otobüs ), gündüz.  

Savaş, muavin. Otobüs seyir halindedir. Savaş kafasını cama dayar... 

Savaş : ( İç Ses ) . . . Ne kadar toz var bu memlekette? Ne kadar çöp var ortalıkta? Amerika’ da çöp kutuları büyüktü ama aralarındaki mesafe fazlaydı. İngiltere’ de küçük çöp kutuları sokaklara daha sık yerleştirilmişti. İngilizlerin çöpleri daha işlevseldi ama Amerikanların çöp kutuları da güzel tasarlanmıştı. Adamlar muhtemelen çöp kutusunu bir endüstriyel tasarımcıya çizdirmiştir... Çöp tenekesi ve endüstriyel tasarımcı bir insan... O kadar yol geçtik, hâlâ bir çöp tenekesi görmedim. Üniversitelerin endüstriyel tasarım bölümü mü yok yoksa?( hafif tebessüm eder ) Yoksa atacak çöpümüz mü az olduğu için? Yurt dışında duyduğum kadar var mıdır acaba? Çöpleri kullananlar, beslenenler var mıdır ki? Bir insan çöpten aldığı bir şeyi nasıl yiyebilir ki?

. . .  

Muavin : İyi yolculuklar efendim, biletinizi alabilir miyim? 

Savaş : Tabii ki, buyurun. 

Muavin : Nerede ineceksiniz? Bagajınız var mıydı? 

Savaş : Ben askerlik şubesine gideceğim Rize’ de. Nerede insem daha uygun olur? 

Muavin : Ben size haber veririm. Askerlik zamanı galiba? 

Savaş : Evet, işlemlerimi yaptırmaya gidiyorum. 

Muavin : Oo, Rizelisiniz o zaman. Memleket havası iyide gelir şimdi size.  

Savaş : Doğrudur, tabii, mutlaka. 

Muavin : İyi yolculuklar, ineceğiniz yerde haber vereceğim size. 

Savaş : Teşekkür ederim. Saat kaç acaba? 

 

 

PLAN 09 :  

İç, gündüz.  

Savaş’ ın evi. Anne, baba. Çay içerler. 

Baba : Saat 1 olmuş. Mola verir bu aralarda Savaş’ ın otobüsü.  

Anne : Ay bir şeyler yese molada bari. O beğenmez yemez hiçbir şey oralarda. 

Baba : Aç kaldı mı öyle bir yer ki. 

. . .  

Baba : Yahu Savaş Rize’ ye akşam üstüne doğru inecek. Mesai saatine yetişemez ki.  

Anne : Bir gece kalacak canım, internetten bulmuş bir otel. Temiz, yıldızlı bir otelmiş. Batar ya beyimize daha aşağıda olanları. 

Baba : O zaman o molada da bir şeyler yemez içmez. Otele kadar bekler. Bak görürsün.

 

 

PLAN 10 :  

Dış, gündüz.  

Mola yerinin önü. Otobüs mola yerine yanaşır. Savaş otobüsten iner, bahçedeki masalardan birine oturur. Bel çantasını masanın üzerine koyar.  

 

 

PLAN 11 :  

Dış, gündüz.  

Mola yerinin önü. Savaş, çaycı, küçük kız. 

Çaycı : Abim çay vereyim içer misin? 

Savaş : Hayır, teşekkür ederim. 

. . .  

          Bir süre oturur ve Savaş’ ın yanına küçük bir kız yanaşır. Elinde bir bardak çay bardır. 

Küçük kız : Çay içer misin Savaş abi? 

          Savaş kıza doğru döner, şaşkındır. Şaşkınlığını üzerinden çabuk atar. Bel çantası masanın dış tarafına doğru bakıyordur. Ne olup bittiğini anlamış bir ifadeyle küçük kıza; 

Savaş : İsimlikleri hep okur musun sen? 

Küçük kız : Bazen. 

Savaş : Ver bakalım bir çay içeyim. 

Küçük kız : Sana şeker de getireyim mi? 

Savaş : Hayır, ben şekersiz içiyorum. 

Küçük kız : Peki, afiyet olsun. 

Savaş : Senin adın ne bakayım? 

Küçük kız : Safiye. 

Savaş : Ne güzel bir ismin var. 

Küçük kız : Senin ismin neden savaş? 

Savaş : Beğenmedin mi? 

Küçük kız : Savaşmak için mi askere gidiyorsun? 

          Savaş yine şaşırır, anlamsız bir ifadeyle küçük kıza bakar.  

Savaş : Benim askere gittiğimi nereden biliyorsun? 

Küçük kız : Yani gidiyorsun? 

          Savaş kızın bu hallerine bir anlam veremez, kıza gülümser ve bu sırada; 

Küçük kız : Çikolata alacağım kendime. Hemen gelirim. 

          Kız çikolata almak için Savaş’ ın yanından uzaklaşır, Savaş bu arada çayını bitirir ve çaycıya; 

Savaş : Arkadaşım, bir çay verir misin? 

Çaycı : Hemen geliyor abi. 

. . .  

          Savaş bu arada bir sigara yakar, çaycı yaklaşır, elinde çay tepsisi vardır. Savaş’ a bir bardak çay bırakır. 

Savaş : Sağ ol, teşekkür ederim. 

Çaycı : Afiyet olsun. 

          Çaycı uzaklaşır, bu sırada küçük kız elinde çikolatası ile gelir. 

Küçük kız : Senin evin uzaklarda mı? 

Savaş : ( İç çekerek ) Evim mi? Orası uzak mı bilmiyorum.  

. . .  

Savaş : Sen boş ver benim evimi. Sen burada ne yapıyorsun? Senin evin nerede?

 

Küçük kız : Neden sigara içiyorsun? 

Savaş : Sen sakın içme büyüyünce. 

Küçük kız : Sen neden içiyorsun büyük olduğun halde? 

Savaş : Hımm, sen çok zeki bir kıza benziyorsun.  

Küçük kız : Ben gazoz alacağım.  

Savaş : Hadi git bakalım, bekliyorum seni burada. 

          Küçük kız Savaş’ ın yanından gazoz almak için uzaklaşır. Birkaç adım attıktan sonra küçük kız Savaş’ a doğru döner; 

Küçük kız : Bence sen kendinle savaştığın için adını Savaş koymuşlar. 

          Kız arkasını döner ve yürümeye devam eder. Savaş, afallamış bir halde kızın arkasından bakar. Bu sırada otobüsünün kalkış anonsu yapılır. Çaycı Savaş’ a doğru yaklaşır ve; 

Çaycı : Abi senin otobüs Rize mi?

Savaş : Efendim, ha? 

Çaycı : Otobüsün diyorum! Rize mi? Kalkıyor otobüs. 

Savaş : Ha, evet, nedir benim borcum. 

Çaycı : Ne verdik abi sana, 1 çay değil mi? 

Savaş : Bir tane de sizin ufaklık getirdi, iki çay var. 

Çaycı : Bizim ufaklık mı? Kimmiş o? 

Savaş : Şu küçük kız işte! Buradaydı biraz önce. 

Çaycı : Abi ne küçük kızı olacak burada, iyi misin sen? 

Savaş : ( Şaşkın ve anlamsız bir ifade takınır ) Ben karıştırdım galiba, yol yorgunluğundan olsa gerek. 

Çaycı : 1 lira ver yeter abi. Deniz havası çarpar bu memleketin yabancısını. Memleket neresi, yabancısın galiba? 

Savaş : Galiba... 

          Savaş parasını bırakır, 

Savaş : Hadi kolay gelsin, hayırlı işler. 

          Savaş otobüse doğru yürümeye başlar, bir yandan da etrafına bakınır, gözleri küçük kızı arar. Çaycı da şaşkın bir ifadeyle Savaş’ ı izler, 

Çaycı : Hasta mıdır nedir kardeşim, tövbe tövbe... Küçük kızmış! Gündüz vakti kafa mı kurdun anasını satayım?

 

 

PLAN 12 :  

İç ( Otobüs ), gündüz.  

Savaş, muavin, arkadaki yolcu, yaşlı kadın yolcu. Savaş oldukça şaşırmış bir haldedir, otobüse biner, yerine gelir oturur, gözleri dışarı bakınır. Yerine otururken bel çantasını açmak için kendine doğru çevirir, isimlik boştur. 

Savaş : ( İç Ses ) Kafayı oynatacağım ya, bu kız ismimi nasıl öğrendi ki? Kimdi o kız? 

. . .  

          Otobüs biraz ilerledikten sonra Savaş dışarı bakınırken küçük kızı yol kenarında kucağında oyuncak bebeğiyle ona el sallarken görür. Savaş kıza el sallar. Savaş’ ın arkasındaki yolcu Savaş’ ın el salladığını fark eder, döner dışarı bakar ve yol kenarında sadece oyuncak bebeği görür. Arkadaki yolcu şaşırmış, garipsemiş bir ifade takınır. 

. . .  

Savaş :  ( İç Ses ) Yat uyu biraz oğlum, uçtun iyice... Bu kız hayâl değildi. Hayâl olamaz! o çayı içtim ben; sıcaktı! bardağı tuttum; en arkada oturan yaşlı kadın küçük kızı gördü, ona gülümsedi. 

          Bu sırada yaşlı kadın yolcu yanındaki yakınına bir şeyler söyler, hareketlerinden yaşlı kadın yolcunun kör olduğu anlaşılır. 

. . .  

Muavin : İçecek bir şey ister misiniz? 

Savaş : Sade sert bir kahve verir misiniz? 

Muavin : Tabi, buyurun. Sizin ineceğiniz yere yaklaşıyoruz. Haber veririm. 

Savaş : Tamam, sağ olun. 

. . .  

 

PLAN 13 :  

Dış, gündüz.  

Küçük kız, anne, oyuncak bebek ve bebek. Küçük kız ve annesi sık ağaçlarla kaplı ormanlık bir arazi içindeki kulübe önünde konuşurlar. ( İkilinin her repliğinde yaşları ilerlemiş görünür ) 

Anne : Misafirlerimize çay ikram ettin mi kızım? 

Küçük Kız : Hı hı.  

Anne : Bebeğin nerede, kaybetmedin değil mi? 

Küçük kız : Hayır anne, içeride, yerine bıraktım. 

. . .  

Anne : Yemek hazır, siz yemeğinizi yiyin, beni beklemeyin. 

          Küçük kız içeri girer, bebeği yerinden alır, bebeğin üzerinde aynı elbiseler vardır. Fakat oyuncak bebek artık canlı bir bebektir. 

Küçük kız : Gel bakalım, karnımızı doyuralım, yemeğimizi yiyelim. Sonra uyuyacaksın ama... 

          Küçük kız yaşı ilerlemiş görüntüsünde beşikten bebeğini alır, masaya doğru yaklaşır, oturur ve bebeğine yemeği yedirmeye başlar. Bu sırada anne, kulübenin önünde bahçede oturmaktadır. Elindeki Hacı tespihini çeker. Yüzüne doğru anlık bir rüzgâr esintisi olur. Anne duraksar bir müddet ve eve doğru dönerek cama bakar. Kızı camın önünde oturup dışarıyı izliyordur. 

Anne : ( İç Ses ) Yakında buradan gideceksin güzel kızım. Bir kızın olacak, o kızın babası seni götürecek uzak bir şehre. Yıllardır beraberdik. Sen, baban, kardeşlerin... Sen ve ben kaldık geriye... Geçmişteki bir savaş benim babamı öldürdü, senin babanı kendi savaşı öldürdü... Yeni bir Savaş kızına baba olacak.

. . .  

          Küçük kız başlardaki küçük haliyle evin kapısında kucağında oyuncak bebeğiyle belirir, masumane bir tavırla; 

Küçük kız : Savaş ne demek? 

          Anne küçük kıza cevap verirken küçük kızın üzerinde oyuncak bebeğin kıyafetleri vardır. Küçük kız anneyi dinlerken arkadan annesi bebeğe yemek yedirdiği kıyafetiyle geçer... 

Anne : Savaş hayat demek kızım. Ölmek demek, doğmak demek. Öldürmek demek, doğurmak demek... Zamanla daha iyi anlarsın, tanıdıkça öğrenirsin.

 

 

PLAN 14 :  

Dış, gündüz.  

Savaş, muavin. Terminal önü. Otobüs yanaşır ve Savaş otobüsten iner.  

Savaş : Teşekkür ederim, ne tarafta kaldı şimdi askerlik şubesi? 

Muavin : Abicim bak şu sokak da sağda ilerde askeriye. Sizin otel de bir sonraki sokakta. 

Savaş : Sağ olasın, çok teşekkür ederim, iyi yolculuklar size... 

Muavin : Eyvallah abi, şimdiden hayırlı tezkereler diyelim, hayırlı olsun. 

Savaş : Eyvallah, sağ ol... 

          Muavin otobüse biner, otobüs hareket eder ve uzaklaşır. Savaş etrafına bakınır ve terminalden yürüyerek uzaklaşır... 

 

 

PLAN 15 :  

İç, akşamüzeri.  

Savaş, resepsiyonist. Otel’ in girişi. Savaş içeri girer, resepsiyondan odasının anahtarını alır, işlemlerini yapar ve asansöre biner ve yukarı doğru çıkar. 

- 

Savaş : İyi günler, Savaş Oflaz adına bir oda rezerve ettirmiştim. Anahtarı mı alabilir miyim? 

. . .

 

 

PLAN 16 :  

İç, akşamüzeri.  

Savaş. Otel katı. Savaş odasının kapısını açar, içeri girer. Çantayı yere bırakır, yatağa oturur ve ellerinin arasına başını alarak; 

Savaş : Yol gerçekten de zorluyormuş insanı. 

. . .  

Savaş : Duş, duş, duş... 

          Savaş duşa girer.  

 

 

PLAN 17 :  

İç, gündüz.  

Savaş. Otel odası. Savaş banyodan çıkar, ellerini havlu ile kurular. Odandan ayrılır. 

Savaş : ( İç Ses ) Askerlik şubesi bir alt sokakta. Bu saatte boş olur umarım... 

          Asansöre biner, aşağı inmeye başlar. 

 

 

PLAN 18 :  

Dış, gündüz.  

Savaş. Askerlik şubesi önü. Savaş şubeden çıkar, o sırada telefonu çalar. 

Savaş : Alo, efendim anne. 

. . .  

Savaş : Evet, bitti işim hallettim. 

.  . . 

Savaş : Evet, şimdi çıktım şubeden. Yol sonu asker oluyorum yani senin anlayacağın. 

. . .  

Savaş : Otobüs yok ya! Şubeye gelirken bilet almaya gittim. Gece otobüsünden başka otobüste yer bulamadım. Mecburen gece bineceğim. Yarın öğlene doğru inerim. 

. . .  

Savaş : Aman neresini gezeyim anne ya... 

. . .  

Savaş : Tamam, hoşça kal, selâm edersin evdekilere. 

. . .  

          Savaş telefonu kapar ve yürümeye devam eder. Otobüs hareket saatine kadar ne yapacağım diye düşünür... 

 

PLAN 19 :  

Dış, gündüz.  

Şehir meydanı. Savaş. Otobüse gece binecek olan Savaş zaman geçirmek için oyalanacak bir şeyler arar ve yaylaya çıkmaya karar verir. Bir araba kiralar ve yola çıkar... 

          Savaş arabaya biner ve oradan uzaklaşır, trafiğe karışır.

 

 

PLAN 20 :  

İç ( Araba ), gündüz.  

Savaş. Savaş, şehirden uzaklaşmış ormanlık dağ yoluna girmiştir. Yolu ve etrafın doğal güzelliğine hayran bir şekilde sürüşüne devam eder. 

Savaş : Cennet ya, resmen cennet. Ağaçlar, hava, her şey muhteşem. 

. . .  

          Savaş yolda araba ile ilerlerken yol kenarında ağaçların içinde gözüne bir şey çarpar. Bakar fakat tam göremez, geçtikten sonra ayandan bakar ve mola yerindeki küçük kızı çalıların arasında ona el sallarken görür. Birden durur...

 

 

PLAN 21 :  

Dış, gündüz.  

Orman yolu. Savaş, küçük kız. Savaş, arabayı durdurur, iner ve arkasına bakar. Yüzünde şaşkın ve korkulu bir ifade vardır. Etrafta hiç ses yoktur. Sadece çalıların rüzgâr yardımıyla çıkardıkları ses duyulur... 

Savaş : Ne oluyor lan, ne oluyor lan? Bir şey de içmedim; bu kafa niye? 

. . . 

Savaş : Kimsin sen küçük kız, ne istiyorsun? 

. . . 

          Savaş küçük kızı gördüğü çalılara doğru yaklaşır. Çalıların arasında ormanın içine doğru giden dar, patika bir yol görür. Çalıların arasına girer ve yolu takip eder. Bir müddet ilerledikten sonra çalı çıtırtısı sesleri duyar. Önünde bir tepe vardır, oraya doğru gider ve tepenin ardına bakar. Tepenin ardında çay tarlalarını görür. Tarlanın yanındaki yolda köylüler sırtlarına sepetleri yüklemiş yürürler. Savaş bir müddet bu muhteşem manzarayı izler ve eline küçük kız arkadan yaklaşarak dokunur. Savaş korku ile irkilir. 

Savaş : ( korkarak ve şaşırarak küçük kıza doğru elini uzatır, dokunmak ister ) Sen gerçek misin? 

Küçük kız : Eve gidelim. 

Savaş : Buraya nasıl geldin? Seni mola yerinde gömüştüm en son. 

Küçük kız : Sen buraya neden geldin?  

Savaş : ( Şaşkın bir halde ) Sen, ama bu nasıl olabiliyor? Onca yolu nasıl geldin, seni nasıl görmedi oradakiler?

Küçük kız : Balık sever misin? 

Savaş : Hayır, hayır. Sen bir hayâlsin. Zihnim yorgunluk ve bu stresli halim nedeniyle bana oyun oynuyor. Sen gerçek değilsin, bu yaşananlar gerçek olamaz. 

Küçük kız : Sen gerçek misin? 

Savaş : Hayır, yeter artık. Ben gidiyorum, sende yok oluyorsun. Gidip otelimde biraz uyuyacağım, dinleneceğim ve bu yaşananları unutacağım. Evet, en doğrusu bu, ben gidiyorum sende kayboluyorsun aklımdan. Aslında sen diye bir şeyde yok, senide ben kendi aklımda yaratıyorum. 

Küçük kız : Çay içmek ister misin? Tazedir çayımız.

Savaş : Tabii ya, çay. Sen orada bana çay vermemiştin. O boş bardak benden önce orada oturan birisinin bardağıydı, ben hayâl görmüş olmalıyım. 

Küçük kız : Eve gidelim, yemek ye, çay iç ve biraz uyu. Sana iyi gelir.  

Savaş : Ben hiçbir yere gitmiyorum. Sen gidiyorsun, uzaklaş benden, kimsin, nesin bilmiyorum ama fazla uzadı bu durum artık. 

Küçük kız : İçtiğin ilk çayı beğenmiştin. Daha da beğeneceksin. 

          Savaş arkasını döner ve hızlı adımlarla oradan uzaklaşmaya başlar. 

 

 

PLAN 22 :  

Dış, gündüz.  

Savaş, küçük kız. Ormanlık arazi içinde ikisi beraber eve doğru yürürler. Bir yandan da konuşurlar. 

Savaş : Onca ders, mastır, doktora derken kafam sağlam kalmıştı. Şimdi gerçekliğinden bile şüphe ettiğim bir kızın elinden tutmuş evine gidiyorum. 

Küçük kız : Elim terledi. 

Savaş : Korkmuyor musun ormanda tek başına gezmeye? 

Küçük kız : Bizden başka kimse yok ki  buralarda. 

Savaş : Ayı, kurt yada ne bileyim başka hayvanlar yok mu? 

Küçük kız : Onlar hayvan neden korkayım ki? 

Savaş : Doğru ya... 

Küçük kız : Bebeğimin adını sana söylemiş miydim? Adı Asiye. 

Savaş : Safiye, Asiye. Güzel bir uyum var aranızda galiba. 

Küçük kız : işte geldik! 

          Savaş eve doğru döner, güzel ağaçlar arasında bir evdir. Savaş eve bakınmaya başlar.

 

 

PLAN 23 :  

Dış, gündüz.  

Küçük kızın evinin önü. Savaş, Anne, küçük kız, oyuncak bebek. Savaş eve bakınırken evden Anne Savaş’ ı görür ve dışarı çıkar. Anne dışarı çıktığında yaşlı halindedir. Küçük kız Savaş’ ın arkasında durduğu yerde yoktur.  

Anne : Buyur oğlum, nereye bakmıştın? 

Savaş : ( Arkasına döner, küçük kız yok olmuştur. Şaşkınlık yaşar, garipser ve kem küm ifadesiyle ) Ee, ben, araba. Evet, arabam bozuldu. Bir telefon bulabilir miyim acaba diye bakınıyordum? 

Küçük kız : ( Yaşı ilerlemiş yetişkin haliyle evin yanında görünür ) Kimmiş anne, ne olmuş hayır ola? 

Anne : Gel kızım gel, arabası bozulmuş bu gencin. 

Küçük kız : Arabayı burada nereye getirebildin ki bozasın? Zor çıkar buraya araba. 

Savaş : Şu tarafta, ormanın altındaki yolda kaldı arabam. 

Anne : Ula oğlum, oradan buraya nasıl yürüdün, yarım günlük yol var neredeyse arada? 

Savaş : O kadar olmamıştır, 1 saat belki yürüdüm. 

Küçük kız : 1 saat mi? 1 saatte ormanın yarısına bile gelemezsin. 

          Savaş afallamış bir vaziyette arkasını döner ve ormana bakınır, etrafına bakınır. Onu içeri buyur ederler. Savaş’ ın dikkatini küçük kız çeker. Çok güzel bir kızdır. Savaş bu kıza âşık olacaktır. 

Anne : Buyur gir oğlum içeri, ayakta kalma. Yorulmuşsundur sen. Asiye kızım bir soğuk ayran getir hadi. 

          Savaş kızın adını duyunca bir an duraksar. Şaşkın bir ifadeyle anneye bakar. 

Anne : Bir şey mi oldu oğlum, hayırdır şaşırdın kaldın? 

Savaş : Hayır, yok, bir şey olmadı. 

Anne : Senin ismin nedir oğlum? 

Savaş : Savaş, teyzecim.  

Anne : Savaş demek... Benim adım da Safiye... 

          Savaş, ayağa kalkar, etrafına bakınır. Panik ve şaşkınlık yaşamaktadır. Olanlara bir anlam verememektedir. Biraz fenalaşır, başı döner. Garip ifadelerle etrafına bakar. Kalktığı koltuğa oturur. Bu sırada Asiye elinde bir bardak ayranla gelir... 

Küçük kız : Ayran için, iyi gelir yorgunluğa. 

Savaş : Bir şey içmek istemiyorum. Bana ne yapıyorsunuz? Kimsiniz siz? Bütün bu olanların o küçük kızla bir ilgisi var değil mi? Allahım, delirmek üzereyim. 

Anne : Buraya sen geldin evlât, biz sana bir şey yapmıyoruz. Sen kendine yapıyorsun aslında. Ya da senin hayatın sana karşı bir şeyler yapıyor. Bizler senin hayatının figüranlarıyız. Senin hayatını yazıp, yöneten sensin. O hayatı yaşayan sensin. Sen ne yaşamak istiyorsan onu yaşıyorsun.  

Küçük kız : ( Küçük yaştaki haliyle, kolunun altında oyuncak bebeği ve elinde bir bardak ayran ile... ) Tıpkı beni görmek istemen gibi. Tıpkı bizi bulmak istemen gibi. 

          Savaş tamamen kontrolden çıkan bu olaylar karşısında artık kontrol dışı ve panik halinde bir psikolojiye girer. Elleri titremeye başlar, terlemiştir, korkulu ve öfkeli bir halde ayağa fırlar ve bağırmaya başlar.

Savaş : Çıkın hayatımdan artık, aklımdan çıkın, bırakın gideyim, ben ne yaptım size ki benimle oynuyorsunuz? Yeter, defolun buradan... 

Anne : ( Genç yaştaki haliyle ) Sakin olmalısın. Yoksa kendi hayatının da kontrolünü kaybedeceksin. 

          Savaş, anneyi genç yaşında görünce geri geri adım atar ve uzaklaşmaya çalışır. Bu sırada takılır, düşer, başını vurur ve bayılır...  

Savaş : Yok, hayır, bunlar gerçek olamaz. Rahat bırakın beni, rahat bırakın beni. 

          Savaş düşer... 

 

 

PLAN 24 :  

İç, gündüz.  

Savaş, anne, küçük kız. Küçük kızın evi. Savaş düşünce anne ve küçük kız onu içeri taşıyıp yatırmıştır. Başını sargılarlar.  

Anne : Biraz uyku ona iyi gelecektir. Bırakalım uyusun. 

Küçük kız : Uyanınca her şey daha güzel olacak. 

          Küçük kız Savaş’ ın telefonunu yattığı yerin yanındaki sehpaya bırakır... Savaş uyur... 

 

 

 

PLAN 25 :

 

İç, gündüz.  

Savaş, anne. Savaş uyumaktadır. Telefonun çalma sesi ile uyanır, bir yandan da saat ve korna sesi duyulur. Savaş rüya görmektedir, korku içinde uyanır, tam bu sırada annesi de içeri girer.  

          Savaş’ ın rüyasındaki evden ayrılış sahnesi tekrar oynar... 

Anne : Savaş kalk, geç kalacaksın, çeyrek var saat. 

Savaş : Eyvah, eyvah, geç kalacağım. Jen geldi mi ki? 

Anne : Geldi, aşağıda, hadi acele et yavrum, hadi güzelim. 

Savaş : Berbat bir rüya gördüm ya, şuna bak ter içinde kalmışım. 

Anne : Aman oğlum hayır ola inşallah. 

. . . 

          Savaş hızlı bir şekilde giyinir, çantasını alır ve çıkar odadan...

 

 

 

 

PLAN 26 :

 

Dış, gündüz.

 

Terminal önü. Savaş, Jennifer. Araba yanaşır, Savaş iner, koşarak terminal binasına girer...

 

-

 

 

 

 

PLAN 27 :

 

Dış, gündüz.

 

Terminal önü. Savaş, Çaycı. Otobüs terminale yanaşır, çaycı Savaş’ a doğru gelir...

 

-

 

Çaycı : Abi çay vereyim mi, otobüsün daha 15 dakikası var?

 

Savaş : Ver kardeş ver, halis muhlis bir Rize çayı ver. Anca ayılırım herhalde.

 

Çaycı : Buyur abi, halis muhlis Doğu Karadeniz ve meşhur Rize çayı.

 

Savaş :  Sağ ol, teşekkür ederim.

 

          Savaş bir yandan çayını yudumlar ve bardağı hafif yukarı kaldırarak çaya bakar. İçinden geçirir...

 

Savaş : ( İç ses ) Ulan çok içince uyutmuyorsun, kafa yapıyorsun, kâbusa fırlatıyorsun insanı. Sabahına yine insanı sen çıkarıyorsun o kâbuslardan...

 

          Savaş gece gördüğü rüyayı düşünürken kulağına rüyasından diyalog sesleri çalınır. Tebessüm eder ve...

 

Savaş : Güzel de kızdı ya...

 

. . .

 

Çaycı : Abi sizin otobüs geldi, geç istersen otobüse...

 

Savaş : Ne kadar benim çaylar?

 

Çaycı : 1 ver yeter abi.

 

Savaş : Buyur, hadi kolay gelsin, hayırlı işler.

 

Çaycı : Sağ ol, iyi yolculuklar...

 

 

Savaş, otobüse doğru gider, biner ve yerine oturur... Otobüs hareket eder, uzaklaşır...

 

 

 

 

PLAN 28 :

 

Dış, gündüz.

 

Savaş, çaycı, Kör kadın yolcu  ve torunu küçük kız.. Terminal binası önü. Otobüs mola vermek için terminal binası önüne yaklaşır. Savaş otobüsten iner ve bina önündeki masalara doğru yürür. Oturur ve gelen çaycıdan bir bardak çay ister.

 

-

 

Savaş : Üstat bir çay verir misin?

 

Çaycı : Buyur abicim.

 

          Çaycı Savaş’ ın çayını masaya bırakır ve arkasını döner, gider. Savaş bir sigara yakar. Bir yandan çayını ve sigarasını içerken bir yandan etrafına bakınır. Rüyasında gördüğü yerlere dair bir benzerlik silsilesi gözlerinde canlanır...

 

Savaş : ( İç ses ) Hadi canım, yok artık...

 

          Savaş’ ın rüyasındaki arka tarafta oturan yaşlı ve kör kadın yanından geçer. Kadının elinden tutan küçük kız Savaş’ ın yanından geçerken ona gülümser.

 

Küçük kız : ( İç ses ) Bu hayat senin kaderin. Kaderine yolculuk yapıyorsun...

 

          Savaş ayağa kalkar, yola doğru hızlı adımlarla ilerler. Yol kenarına gelir ve ters yöne giden araçlara otostop çeker...

 

Savaş : ( İç ses ) Kaderden kaçılır...

 

 

 

 

PLAN 29 :

 

İç ( otobüs ), gündüz.

 

Muavin, Savaş. Muavin otobüse binerken başıyla garipsemiş ve şaşırmış ifadesini verir.  Arkaya doğru yürür...

 

-

 

Muavin : İyi misiniz biraz daha?

 

Savaş : İyiyim, iyiyim. Siz bana bir çay verir misiniz?

 

Muavin : Tabii, hemen.

 

          Savaş başını cama yaslar. Düşünceli bir ifadededir. Düşünür...

 

Savaş : (İç ses ) Sen benim kaderim misin? Ne kadar takip edeceksin beni? Hayat kaderden mi ibaret? Ya da kaderin tek ibaresi yaşadığımız hayatlar mı?

 

. . .

 

          Otobüs duracağı terminale yaklaşmıştır. Muavin Savaş’ ın yanına gelerek, ona gideceği yerleri tarif etmek üzere konuşmaya başlar...

 

Muavin : Abi yarım saate kadar terminalde olacağız. İndiğimizde Askerlik Şubesini tarif ederim. Yakınında da istediğiniz gibi bir otel var.

 

Savaş : Boş ver şimdi Askerlik Şubesini, oteli. Ben yaylaya nasıl gidebilirim. Araba kiralamak istiyorum, nereden kiralaya bilirim?

 

Muavin : Araba mı, yaylaya mı gideceksin? Tamam, hallederiz inince...

 

 

 

 

PLAN 30 :

 

Dış, akşamüzeri.

 

Terminal önü. Savaş, muavin. Otobüs terminale yanaşır, Savaş iner, ardından muavin yanına gelir. El ve kol hareketlerinden muavinin Savaş’ a nereye gideceğini anlattığı anlaşılır.

 

-

 

. . .

 

          Savaş terminalden uzaklaşır, muavinin tarif ettiği yöne doğru yürür.

 

 

 

PLAN 31 :

 

İç ( Araba ), akşamüzeri,

 

Savaş. Savaş kiraladığı araba ile ilerler. Bir yandan da içinden geçirir.

 

-

 

 

Savaş : ( İç ses ) Kiralık bir arabayla kaderime gidiyorum. Manevi ve maddi dünyalar birbirine girmiş durumda.

 

. . .

 

Savaş : ( İç ses ) Orda mısın gerçekten? Beni bekliyor musun?

 

. . .

 

Savaş Arabayı durdurur, öfkeli bir şekilde aşağıya iner ve bağırır...

 

Savaş : Ne yapıyorum ben ya? Saçma sapan bir hayalin peşinde ormana gidiyorum. Delireceğim artık, neler oluyor bu b..tan sakin hayatımda?

 

          Savaş aynadan arkasına bakar, direksiyonu çevirir ve gazlar...

 

 

 

PLAN 32 :

 

Dış, akşam.

 

Savaş. Savaş arabayı durdurur. Orman yolunda küçük kızı gördüğü çalıların yanındadır. Camdan çalılara doğru bakınır ve arabadan iner...

 

-

 

Savaş : Görmeden rahat etmeyeceğim.

 

          Savaş çalıların arasına girer, hava kararmaya başlamıştır. Ormanın içerisinde ilerler. Etraftan kuş sesleri ve rüzgâr uğultuları duyar. Biraz korku ve biraz da panik içinde yürümektedir...

 

Savaş : Oğlum Savaş bu ormanda bu gece ölürsen b.. yoluna gitmiş sayılacaksın. Tam anlamıyla b… yoluna gitmiş olacaksın. Kaderinde “ kendi dangalaklığından ölmek ” diye yazılacak sonradan. Asıl kaderin her neyse onun yerine böyle yazacaklar. Evet, dangalakça ölmek...

 

 

 

PLAN 33 :

 

Dış, akşam.

 

Anne, Küçük kız, Savaş. Anne yaşlanmış halinde, küçük kız ise yetişkin yaşlarında... Onlar bahçelerinde yemek yemek üzere hazırlık yaparken bahçe kenarında Savaş belirir. Üzeri toz ve toprak içindedir. Orman içindeki yolda bulunan çalılardan eli ve yüzü de çizik içindedir.

 

-

Savaş : İyi akşamlar, rahatsız ediyorum, acaba yardım edebilir misiniz?

 

Anne : Estağfurullah yavrum, tabii ki, gel içeri.

 

          Savaş içeri girerken küçük kız ondan hoşlandığını, onu çekici bulduğunu yüz ifadesi ve mimikleriyle belli eder.

 

Anne : Safiye, kızım koş bir bardak ayran getir.

 

          Savaş, bu sözün üzerine duraksar. Rahatlamış ifadesi gelir yüzüne ve tebessüm eder... Savaş derdini anlatırken iletişim detayları Savaş’ ın el ve kol hareketlerinden anlaşılır...

 

 

 

PLAN 34 :

 

İç, gece.

 

Araba kiralama ofisi. Görevli personel ve sorumlu müdür... Ofiste telefon çalar. Telefon çalınca personel elini telefona atar. Müdür ise personele döner ve...

 

-

 

Müdür : Ben bakarım.

 

. . .

 

Müdür : Alo,

 

. . .

 

Müdür : Buyurun evet burası.

 

. . .

 

Müdür : Geçmiş olsun Savaş bey, siz iyi misiniz?

 

. . .

 

Müdür : Size bir şey olmasın da araba sorun değil.

 

. . .

 

Müdür : Anlıyorum Savaş bey, siz dert etmeyin biz sorunu hallederiz.

 

. . .

 

Müdür : Yarın çekici gönderebileceğimizi sanmıyorum. Eğer sizin için sorun olmazsa bir sonraki gün gönderebiliriz.

 

. . .

 

Müdür : Bizim açımızdan sorun yok efendim. Siz rahatınıza bakın, biz sonraki gün arabanın sorununu çözeriz.

 

. . .

 

Müdür : Rica ederim, size de iyi akşamlar...

 

          Müdür telefonu kapatır, ayağa kalkar cama doğru yürür, hafif bir tebessüm ile gökyüzüne bakınır... Bu sırada arkasında kalan personel ayağa kalkar ve...

 

 

Personel : Müdürüm ne olmuş ya?

 

Müdür : Akşamüzeri araba kiralayan biri vardı ya, ormanda araba arıza yapmış, oda bir ev bulup yardım istemiş ama çalıştıramamışlar. O da telefon edip haber verdi.

 

Personel : Ormanda bu karanlıkta iyi bir şey olmamış adama.

 

Müdür : Şans!

 

Personel : E, bu adam o evi nasıl bulmuş.

 

Müdür : ( Gülümseyerek ) Kader, kısmet işte...

 

 

 

- - - - - 3 YIL SONRA - - - - -

 

PLAN 35 :

 

İç, gece.

 

Savaş, küçük kız. Savaş’ ın evi. Savaş ve küçük kız evlenmiştir. Albümden resimlere bakınırlar. Tüm aile mutlu bir tablo çizmektedir. Albümde düğün fotoğrafları görünür...

 

-

 

- - - - - - 10 YIL SONRA - - - - -

 

 

PLAN 36 :

 

İç, gece.

 

Savaş, küçük kız ve kızları... Savaş ve küçük kızın evi... Savaş ve karısının ilk çocuklarının doğum günü partisi vardır. Savaşın karısı hayâlindeki küçük kızın yetişkin yaşındaki halidir. Doğum günü kutlanan çocukları ise Savaş ile konuşan terminaldeki gizemli küçük kızdır. Savaş ona hediye olarak oyuncak bir bebek almıştır... 

 

-

          Küçük çocuklarının adı Asiye’ dir. Pastada onun adı vardır...

 

 

Savaş : ( Karısına ve kızına sarılarak ) Siz benim hayatımsınız...

 

Küçük kız : ( Savaş’ ın karısı, Safiye )  Hayatımız bizim. Bu hayatı bulduğun için çok mutluyum...

 

Savaş : Evet, Şimdi bana bir çay doldurursan daha da mutlu olacağım...

 

          Mutlu ve birlik içinde bir aile tablosu resmi ile görüntülenirler...

SON

 

 

:  Ufuk KARAGÜL, Ankara, 2005,                                                               Diğer Bir  Film senaryosu  için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt