www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

edebiyat atölyesi yönetmeninden

BÜYÜK ZAFER

" Cumhuriyeti biz kurduk, onu idame ettirecek sizsiniz... "    Mustafa Kemal Atatürk

" ( ... ) Büyük zafere Mustafa Kemal Atatürk " Ateşli, kanlı, ölümlü bir kıyamet " deyimini getiriyor ve diyordu ki: " Efendiler, Afyonkarahisar - Dumlupınar Meydan Muharebesi ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos muharebesi Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını teşkil eder. Türk milletinin burada kazandığı zafer yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir cereyan vermiştir. Hiç şüphe edilmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti'nin temeli burada atıldı. Efendiler, son sözlerimi bilhassa memleketimizin gençliğine tevcih etmek istiyorum. Gençler, cesaretimizi takviye eden sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile, insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu idame ettirecek sizsiniz. Arkadaşlar, bu şahadet diyarını terk ederken ' şehit asker ' i beraber hürmetle selamlayalım ". Atatürk' ün yaverlerinden Muzaffer Kılıç' ın 30 Ağustos zaferine ilişkin hatıralarında başlangıç tarihi olan 25 Ağustos 1922' ye temas eder: ' Eldivenleri elindeydi, tıraş olmuştu. Çadırdan çıktık. Ortalık zifiri karanlıktı. Petrol ve mum fenerlerinin titrek ışığı altında Başkumandan Kocatepe'ye çıkmaya başladı. Öne doğru fazlaca eğilerek yürüyordu. Arazi arızalı olduğundan ağır ağır ilerliyorduk. Nihayet zirveye eriştik. Başkumandan karanlıklara nüfuz eden bakışları ile ileriye bakıyordu. Allah Türk milletini ve ordusunu sıyanet edecektir dedi. Bu hitap ilâhi bir ilhamın ruhlarındaki tecellisi idi. Sabah saat 4, 4.30 sıraları... Alaca karanlık... Başkumandan flaması Kocatepe' ye dikilmiştir. Etrafını ordu ve kolordu flamaları çeviriyor. Artık ne haritaya bakılıyor, ne bir emir veriliyor, ne de konuşuluyor... Burası büyük karargahtır ve konuşma sırası topçularımızındır. ' diyor sayın Ergun HİÇYILMAZ.

" ( ... ) Bir başka fotoğraf... Büyük önder Atatürk, Kocatepe' de... Bir ulusun kaderini değiştirecek son muharebenin stratejisini düşünüyor. Tek başına, yalnız bir adam olarak çıktığı bir yolda Türk milletinin desteğini arkasına alarak ilerleyen kırk bir yaşında bir asker. Çağdaş uygarlık düzeyinin çok gerisine düşmüş, kaynakları ve insanları büyük bir müsriflikle harcanmış, gücünün son kırıntılarını, yurdunda maruz kaldığı işgalden kurtulmak için harcayan milletine önderlik yapan Atatürk, belki de sadece biraz sonra başlayacak kanlı çarpışmayı düşünmüyor, yeni Türk devletini de kafasında şekillendiriyor. Tarihimizin en önemli anlarından birini belgeleyen bu fotoğrafı, o sıcak ve tozlu Kocatepe doruklarında hangi fotoğrafçının ne tür bir makine ile çektiği bilinmiyor. (... ) " demiş Marjinal' in bülteninde, sayın Levent GÖKTEM. Ve de ne güzel söylemiş, " Bir ulusun kaderini değiştirecek muharebenin stratejisini düşündüğü bu fotograf tarihimizin çok önemli anlarından birini belgelemektedir... "

Taşların üzerine ve pelerininin içinde dinlenmek!... Büyük olmak belki de yalnızca, inandığı uğruna gittiği yolda, lâyık olduğunu düşünememekte... Belki de Cumhuriyet, taşların üzerinde, pelerinin içinde kuruldu...

Büyük olmak kolay değil; dayanmak gerek; " ( ... ) Büyük Taarruz ( 26.08.1922 ) başlamış, Çiğiltepe' nin mutlaka alınması gerek; gecikiyor. Tepeyi alacak olan birliğin kumandanı Albay Reşat, Atatürk' e kesin zaman bildiriyor:  " Yarım saat sonra alınacaktır komutanım! " Albay, yarım saatin dolmasına birkaç dakika kala kumandayı bir başka subaya veriyor, bir kenara çekiliyor, elinde saat bekliyor, yarım saat doluyor, tepede hâlâ düşman var, tabancasını şakağına dayayıp intihar ediyor, birkaç dakika sonra Çiğiltepe alınıyor. Bu olayı Atatürk' ün duyduğu bir sahne var ki! İnsanın kanı donar, gözünden yaşlar boşanır... " 

Belki de Cumhuriyet Albay Reşat ÇİĞİLTEPE beyin, Albay Reşatların ve erlerinin ER kişi olması sayesinde kuruldu...

Hatta Cumhuriyet, belki de aç karnına kuruldu! 

Sayın İhsan ILGAR' ın yazmış olduğu, " Asım GÜNDÜZ, Hatıralarım " adlı kitabında, Büyük Taarruzdan bir yıl önceki Sakarya Meydan Muharebesinde göz yaşartan öykülerden bir tanesini Garp Cephesi Kurmay Başkanı rahmetli Orgeneral Asım GÜNDÜZ paşamız anlatmaktadır: " O gün Duatepe’ de düşmanın iniltisini sevinç gözyaşları ile kutluyorduk. Mürettep Kolordumuzun Kurmay Başkanı Hayrullah Bey, bir akşam yemeği hazırlamıştı. Ancak, ortada bir cılız tavukla dört beş dilim siyah ekmekten başka bir şey yoktu. Dünden beri ağzımıza en ufak bir lokma girmemişti. Gazi Paşa, İsmet Paşa, Ben, Kâzım Bey, sofraya bağdaş kurduk. Hayrullah FİŞEK, Tevfik BIYIKLIOĞLU  ve Salih BOZOK Beyler  biraz uzaktaydılar. Atatürk, Kolordu Komutanı Kazım Bey’ e dönerek:

- Erlere yiyecek ne verebildiniz? diye sordu. Kazım ÖZALP Bey şaşırdı, durakladı, Kurmay Başkanı’ na dönerek:

- Hayrullah Bey, erlere ne verebildik? diye sordu.

- Efendim, dün sabah tedarik ettiğimiz buğdayı kavurmaları için birliklere dağıtmıştık...

Mustafa Kemal Paşa, biraz durakladıktan sonra ayağa kalktı ve tavuğa el sürmeden çadırına doğru yürüdü... Biz de onu takip ettik. Ne tavuk, ne de bir dilim ekmeğe el sürebilmiştik. O akşam hepimiz yine aç yattık... "

" ... Fahrettin ALTAY Paşa komutasındaki süvarilerimiz düşmanın gerilerine sarkarak, çekilme yollarını kesmişti. 30 Ağustos günü, beş Yunan Tümeni DUMLUPINAR kuzeyinde çepeçevre kuşatılarak imha edildi. Bu çemberden kaçıp kurtulmayı başaran General Trikupis, 2 Eylül günü, UŞAK civarında yakalandı. Süvarilerimiz düşmanın haberleşme imkânlarını ve demiryolu bağlantısını kesmişti. Bu nedenle, Trikupis, HacıAnesti’ nin görevden alınarak kendisinin “ Küçük Asya ( Asia Minor ) Ordusu ” Başkomutanlığına atandığını esir düştüğü Türk birliğinin komutanından öğrendi...

... Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Mareşal rütbesine henüz terfi etmiş bulunan Genelkurmay Başkanı Fevzi ÇAKMAK Paşa ve Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa 3 Eylül günü UŞAK’ tayken, esir Yunan Generalleri Trikupis ve Diyenis 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa ile 4 ncü Kolordu Komutanı Kemalettin Sami GÖKÇE Paşa’ nın arasında, Gazi Mustafa Kemal Paşa’ nın huzuruna getirildi. Atatürk esirlere yer gösterip, kahve ısmarladı ve sonra; “ Nasıl oldu, anlatın? ” diyerek, düşman tarafında yaşananları sorguladı...

... General Trikupis, Büyük Taarruzun başladığı gece Afyon' da bir baloda eğlendiklerini; bir ucu Kütahya’ da, diğer ucu Afyon’ daki Türk Taarruzunun Yunan mevzilerini süratle ezip geçtiğini; sele kapılmış gibi Murat Dağı eteklerine sürüklendiklerini ve Kızıltaş Deresi yamaçlarında kapana kıstırıldıklarını bütün çıplaklığı ile anlattı.

... General Trikupis anlatmaya devam eder:

- Durumu anlamaya, telgraf hatlarımızı kullanmaya ve İzmir’ deki Başkomutanımızla bağlantı kurmaya dahi vakit bulamadık. Toplarımızı az çok kullanarak, geri çekiliyorduk. Fakat sırtımızı o yamaca ( Kızıltaş ) dayadıktan sonra, kıpırdamaya dahi mecalimiz kalmadı... Öğleden sonra, topçumuzu da kullanamaz duruma düştük. Ancak tüfeklerimizi kullanabiliyorduk. Bir an geldi ki, tüfeklerimizi dahi ateşleyemeyecek şekilde, bir darlığa sıkıştırıldık... İşte o zaman, süngüleriniz parıldamaya başladı. Arkamız, önümüz, her yanımız süngü. Artık, sonumuz gelmişti. Atımı bile bulamadım. Ormanların içinde, yaya olarak yollara düştüm.

Esir Yunan Generali, bozgunu böylece anlattıktan sonra, Gazi’ ye sorar:

- Peki, siz bu savaşı nereden yönetiyordunuz?

Türk orduları Başkomutanı yanıt verir:

- İşte, tam o süngülerin parladığı yerden... "

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk anlatıyor:

" ... şu haberi getirdiler: Yüksek rütbeli bazı Yunan subayları esir edilmiş. Bunlar, Yunan Yüksek Kumanda Heyeti'ne mensup olduklarını söylemekte imiş. Bu haberi zaten bekliyordum. Derhal Yunan Kumandanlarının getirilmesini emrettim. Az sonra, yorgun, bitkin bir halde, General Trikupis ve diğer generaller karşıma getirildi. Yunan ordusu Başkumandanına misafirim olduğunu söyledim ve bir arzusu olup olmadığını sordum. İlk sözü, karısına berhayat olduğunu bildirmek üzere Atina' ya bir telgraf çekmek müsaadesini istemek oldu. Arzusunu yerine getirdim ve sonra kendisiyle taarruzumuza ait harekât üzerinde görüştüm. Verdiği cevaplardan hazırlıklarımızın asla farkına varmadıkları, plânımızı kavramadıkları, tamamen gafil avlandıkları belliydi. Kendisini teselli ettim. Napoleon gibi en büyük kumandanların bile meydan muharebeleri kaybettiklerini söyleyerek müteessir olmamasını söyledim... '

General Trikupis yaşadığı sürece Atatürk' e samimi saygısını eksik etmemişti. Rivayet o dur ki, daraldığında Selânik' teki evini ziyaret edermiş... "

 

" ( ... ) Eşi olmayan zaferi, 1 eylül 1922 günü ulusa duyuran Başkomutan,  kaçan düşmanın takibi için ordulara da tarihi emrini verdi: '' İlk hedefiniz Akdeniz' dir; İleri... '' 

" ( ... ) Gizliliğin ve disiplinin, başarıya ulaşmada önemli katkıda bulunduğu bu muharebede, Türk ordusu, toplam 15 gün içinde 400 kilometreyi savaşarak kat etti ve 9 Eylül 1922 sabahı İzmir' e girdi....   "

15 Mayıs 1919 da İzmir Yunan işgaline uğramıştı....

 

16 Mayıs 1919 Cuma günü, Marmara Denizi Kız Kulesi açıkları, İstanbul' da direğinde " 3. Ordu Müfettişi Forsu " bulunan BANDIRMA vapuruyla başlayan yolculuğun birinci etabı, direğinde " Ordu Komutanlığı Forsu " bulunan BANDIRMA vapurunun 19.Mayıs.1919 Pazartesi günü Samsun limanına girmesiyle son buldu.

Sonuncu etap ise 26.Ağustos 1922 de başladı. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması' yla bütün etaplar sonlanmıştı. Böylece Sevr Antlaşması' yla paramparça edilen, Türklere 5 - 6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı. Kurtuluş Savaşı da sonlanmıştı...

Ama O' nun içindeki çağdaş uygarlık, yurtseverlik, ulusseverlik, özgürlük ateşi hiç sönmedi. Daima ileriye doğru adımlar atmasına hiç ara vermedi. Ateş hiç sönmedi; 10.Kasım.1938' e kadar...

O ateş hiç sönmeyecek...

Türkiye Büyük Millet Meclisi' nin  varlığını ve geçerliliğini bütün dünyaya kabul ettiren Türklerin bu bağımsızlık hareketi, 20. yüzyılda özgürlüğüne susamış bütün ülkelere örnek olmuştur.

Çok büyük bir zaferin başkomutanı, bütün dünyanın da kabul ettiği gibi çok büyük bir isim Gazi Mustafa Kemal Atatürk , daha sonra şöyle diyecekti: " Gerçek zafer savaş meydanlarında başarılı olmak değil, başarıların kaynağını güçlendirmek, milleti yükseltmektir "

 Kendi gözü hiçbir zaman yükseklerde olmadı; ama milletine adadığı gözü hep yükseklerdeydi...

Canıyla, malıyla, varıyla yokuyla, onuruyla bize bugünleri sağlayan bütün şehitlerimize, zaman içinde kaybettiklerimize, Allah' tan rahmet diliyorum. Nur içinde yatsınlar. Sağlar ise hiç dert görmesinler.

Diğer büyük bayramlarımızın hepsi gibi bu büyük bayramınızı da, içtenlikle kutluyorum.

Esen kalınız,

M. Olgun BAŞTÜRK

Edebiyat Atölyesi Geçici yönetmeni, 30.Ağustos.2007, Londra

                                                                                                                                    diğer bir EAY' den için

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt