www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

edebiyat atölyesi yönetmeninden

NÜANS

SiZedebiyat Edebiyat Topluluğunun duyguyoğuran veya şu anda henüz duyguyoğuran olmayan üyelerine, bütün üyelerine esenlik dileklerimle başlamak istiyorum.

Üyelerimizden sayın H.S.' nin ( ismini burada anmak için iznini istediğim elektronik iletime şu ana kadar yanıt gelmediğinden ismi açık olarak belirtmedim. Belirttiğim neden aynı zamanda bu yazının çok gecikerek yazılmasının da nedenidir ) bir kırgınlığı, bir hayal kırıklığı yaşamasını çok içten satırlarla belirtmesi üzerine başka bir yazıya ve birkaç noktaya değinmekte yarar görüyorum:

Bu yazı sayın Mustafa NAZİF' in   Kitap Basımı, Yayıncılık, e-dergi ve Yayıncılıkta Görsellik... isimli, inceleme bölümümüzde yer alan değerli bilgilerle donatılmış çok güzel bir yazısıdır;

" Kitap - şair - yazar - okuyucu ilişkisinde dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Bu bağlamda düşünüldüğü zaman, kitap yazımının ciddiye alınması gereken bir iş olduğu gözden uzak tutulmaması gerekmektedir. Bu yüzden, kitap yazdım, kitap çıkartacağım diyen bir kişinin dile hakim olması birincil şarttır. Eser hangi alanda yazılmışsa, kullanılan dilin, anlatımın da o amaca uygun olması gerekmektedir. Kitap yazım aşamasından sonra, taslak olmaktan çıkıp artık bir yayınevi tarafından basılması noktasına gelinceye kadar üzerinde titizlikle durulması, basıma uygun hali üzerinde gerekli redaksiyonların yapılması, hatta bunun ikinci - üçüncü ve dile hakim; eğer mümkünse alanında uzman kişilerce tekrar okutulması ve redakte edilmesi gerekmektedir eserin basıma uygunluğu açısından. Dile hakim olmak, yazar olmak demek değildir. Yazar veya yazar adayını edebiyat dünyasında bekleyen uzun ve yorucu bir yol vardır. Bu şekilde, yazar - yazar adayı sürekli okumak, okudukça kendini geliştirmek ve bilgi dağarcığını genişletmek, konu dahilinde bilgi sahibi olmak ve tekniğine uygun yazmak gibi bir zorunluluğu vardır. " Ben bir yazarım ", " Ben bir şairim " diktesinden ziyade, " O bir yazardır " veya " O bir şairdir " kriteri daha ön plana çıkacaktır zaman içinde.. ( ... ) "

Son iki tümcede bizi ilgilendiren son derece hassas, iyi terazilenmesi gereken bir konu var.

SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü' nün bahçesinde, koridorlarında, dal sınıflarında dolaştığınız sürece lütfen kendinize uygun gördüğünüz şekli kendiniz belirleyiniz. Yazar, şair, duyguyoğuran, yazar - ressam, müzisyen - şair. Eğer kendinizden eminseniz lütfen bunu böyle yapın. Buradaki hassas nokta sizin nasıl hissettiğiniz, nasıl olmasını istediğinizdir. Siz kendinize yazar dediğiniz zaman en başta siz olmak üzere hepimiz biliyoruz ki siz Victor HUGO değilsiniz. Olmayacak mısınız demektir bu? Bunu hiç kimse savunamaz. Olup olmayacağınızı, siz dahil hiç kimse bilemez. Ancak yaşam bilir. V. HUGO olmak gerekli midir? Bu da sizin tercihiniz ve tasarrufunuzdur. Bazılarına göre her ne kadar ise kendisi olmak, HUGO olmaktan daha önemlidir. Bu durumda siz yazıyorsanız, birisi de sizi okuyorsa  " siz yazarsınız " ve  en başından itibaren, en başta siz olmak üzere kendinize " yazar " denmesinde bırakın bir mahzur olmasını; lütfen deyin! Önce siz inanın, önce siz kabul edin ki diğerleri de etsin.

Bunu " ben kralım " la karıştırmayalım lütfen. Çok basit bir kaide vardır; " Ben kralım " derseniz alay ederler. Birileri sizin için " o kraldır  "  derse kral olma ihtimaliniz artar. A) Buradaki kral olma durumu ile yukarıdaki yazar olma durumunun en küçük bir ilgisi yoktur B) Tarih, " o kraldır " denildikten sonra tahtlanmış yanlış kişilerin krallıklarıyla doludur.

Siz hiç yazmadan sadece konuşarak ömür tüketen birinin şakadan da olsa, " Ben yazarım " dediğine tanık oldunuz mu? Ben olmadım.  Yazan ve hisseden kişi " ben yazarım  " der ancak. İyidir, az iyidir; bunlar tartışılır. Yazarlığı tartışılamaz!

Dikkatle izleyiniz lütfen;

Antalya ve Isparta arasında kalan yaşam bölgesinin bir köyünde eşini kaybetmiş köylü kadın yazmaya çok hevesli olduğunu söylemektedir. Alay konusu bile olduğunu söyler daha sonra. Yaşamının bir çok döneminde, aralarda, aklına estikçe yazar olduğunu şakayla karışık köy kadınlarının notasız, düzensiz, doğa stili acımasız gülüşleri arasında  tekrarlayan kadının hayatı otuz dört yıl sonra değişir. İlk kitabı 2001 yılında basılır; FAKİR' in Kıyısında... Ben televizyonda kendisini o yıl izlerken, eczacı oğullarının annelerine aldıkları bilgisayarı öğrenmeye çalışan anne Birnur ŞENER, köy sedirinin üstündeki bilgisayarda çalışırken torunu da hayretle ikinci kitabını yazmaya çalışan ninesini izliyordu.

Öyküyü bir de başkasından dinleyelim; " ( ... ) Burdurlu merhum eczacı kalfası Murat ŞENER, otuz dört yıl önce yolda yürürken on lira bulur. Bu para ile kısa bir süre önce tartıştığı on dokuz yaşındaki eşine hediye almak ister. Bir kitapçıya girerek, Burdur’ un yetiştirdiği ünlü yazar Fakir BAYKURT' un üç kitabını alır ve eşine götürür. Aslında bunu yaparken, eşinin eve kapanıp fazla gezmesini de engellemek istemektedir ya, bunu pek belli etmez. Genç kadın kitapları okur, yeniden okur, bir daha okur. Sonra oturup, çocukluğunda “ semaver ” gibi kafası olduğunu duyduğu yazar Fakir BAYKURT' a hiç göndermeyeceği mektuplar yazar; sıkıntılarını, dertlerini anlatır. Yıllar sonra, Burdur’ daki bir şenlikte ünlü yazarla tanıştırılır ve bunları anlatır. Fakir BAYKURT duygulanır, Birnur ŞENER’ in yazdıklarını bir de o okur. “ Bunları yayımlayalım ” der, ama ömrü yetmez. BAYKURT' un İstanbul’ daki cenaze törenine katılan Birnur ŞENER, yazarın yayıncı dostları ile tanışır ve şimdilerde Burdur’ un Çeltikçi ilçesinde ayağında şalvar, mütevazı bir köy yaşamı sürerken, yıllar önce yazdığı “ gönderilmemiş mektuplar ” ının yer aldığı kitabını elinde tutmaktadır: “ Fakir’ in Kıyısında ”... Papirüs Yayınları, 2001, İstanbul.  Birnur ŞENER anlatmaya  devam eder; “ Burdur’ un Delibaş mahallesinde 1947 yılında doğdum. Ailem geleneklerine çok bağlıydı ve kız çocuklarının okumasına taraftar değildi. Ben de ilkokuldan sonra okuyamadım. Genç yaşta evlendirildim ” ... " Bu kitapların yazarına, hiç göndermeyeceğim mektuplar yazmaya başladım. Yazdıklarımı, ilkokuldan ayrıldıktan sonra, ortaokula giden arkadaşlarıma pencereden bakarken yazdıklarımın yanına koydum ve kimseye okutmadım. ” der.

Birnur ŞENER’ in mektupları, yıllar sonra bir Burdur Şenliği’ nde, orta yaşlı bir kadın olarak Fakir BAYKURT’ la tanıştığında “ buz üstüne yazılmaktan ” kurtulmuş. BAYKURT, karşısındaki kadının yöre şivesiyle kendisine anlattıklarını dinlemiş ve yayımlanmasını istemiş. Ancak bu durum Fakir BAYKURT’ un sağlığında gerçekleşememiş. Şimdilerde ise, Papirüs Yayınları’ nın girişimleriyle bu mektuplar “ Fakir’in Kıyısında ” adıyla yayınladı. ( ... ) "

Şu anda ikinci kitabı " Düş Kurma Oyunu ", üçüncü kitabı " Konuk " dan sonra yazacağı dördüncü kitabını yazma hazırlığı içinde. 

Şakayla yazar olduğunu söyleyen kadının yazar olduğuna dair içindeki inanç beni hiç şaşırtmadı. Otuz dört yıl sonra onu bazılarının anladığı anlamda yazar yapan da o inançtı. Ekstrem veya sıra dışı diyecekseniz, bana yardım etmiş olursunuz. Bu şekilde umulmayan ama yazar olduğuna çok daha önceleri inanmış örneklerin çok sayıda olduğunu hatırlatırım ben de size. Hatırlatmanın kolay yolarından birisi ise Reader' s Digest eski nüshalarıdır. Bütün Dünya nüshalarıdır. Kendisinden gerekli izni alınca yurt dışındaki bir yazarımızın 1952 deki çabasını siz aktarırım. Kimse yazar doğmamıştır. Kimse şair de doğmamıştır. Hiç kimse de Sular İdaresindeki şairimizle Ptt deki yazarımıza " siz memursunuz " dememiş aksine onları desteklemiştir. Ülkeler bu tür yazar ve şairlerin memuriyetinden çok yazdıklarına gerek duymuştur. Onların da ünlü olmadan önce memuriyeti değil, günlük konuşmalarında şairliği veya yazarlığı tercih ettiği bilinen bir gerçektir. Hem sohbet masalarında özlenilen veya hedeflenen unvan daha kolay kabul edilir. Ben Kalamış' ta Todori' yi, Salaş' ı; Moda' da Rainbow' u, Golden' ı; Dalyan' da Goldfinger' i; Suadiye' de Suadiye otelini ve gece kulübünü yaşadım. Boğaz' ın her iki yakasındaki tarihi mekânları da bilirim. Ünden öncesini ve sonrasını da bilirim. Bazen, bazı şeyleri herkesten önce sizin görmeniz, sizin bilmeniz gerekir. Kendinizi bildiğiniz sürece çekineceğiniz bir şey yoktur.     

Ayrıca, yolda yürürken size hiç kimse yazar demeyecektir. Çünkü yazarlar dışardan bakınca tanınmaz. Sizin onlara yardımcı olup ne olduğunuzu, nasıl olduğunuzu, nerede olduğunuzu belirtmeniz gerekecektir. Kralların yazarlara kıyasla dışarıdan bakınca tanınma şansları daha çoktur.

Yaşamda, belirli konularda önce kendinizin inanması gerektir. Bu da onlardan biridir. SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü için konuşuyorsak; adınızı ve soyadınızı yazıp bir kenarına içten bir " iyi günler " deseniz bile, yazım kurallarına uygunsa " ben bir yazarım ", " ben bir duyguyoğuranım " " çünkü o iyi günleri hissederek, duyarak yazdım " diyebilirsiniz. Ondan sonra da tabelâ yazan birinden farkınızı vurgulamak için sayın NAZİF' in yazısında belirttiği bilinen kendini geliştirme yollarını izleyerek gelişmenin önünü açık tutarsınız. Bundan başka yazar olma yolu yoktur. Bundan başka, HUGO, BALZAC, DOSTOYEVSKİ ve hatta SHAKESPEARE olma yolu yoktur.

Aslında SHAKESPEARE, bunun sırrını Hamlet' te vermiştir;

" Serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin. Şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa bugün olmaz. Bütün mesele hazır olmakta. Madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış, erken bırakmış ne çıkar, ne olacaksa olsun! "

Eğer yalın anladığınız gibi sizin için geriye bir yapıt dahi bırakmanın önemi fazla değilse orada anlatıldığı gibi! İyimser bakar da yazılanı işinize geldiği gibi algılarsanız, daha iyi. Anlatılan zamanı ölüm için değil de kalan için alalım. Önemliyse; geriye bırakacağınız en az bir yapıt çok değerlidir. Belki içinden bir kelimesi birine yararlı olur. Bunu yapmanız için, o bir yapıt için bile " ben yazarım " demenizde sakınca yok. Şimdi veya yarın, siz başlayın kendinize yazar demeye; eğer kendinize inanıyorsanız! Bütün mesele yazarlığa hazır olmakta!         

Çok iyi kalpli içten bir gönüldaşımın inanarak ve biraz da hırsla bana dediği gibi, " İsteyen okur, ben yazarım !...  " demeyeceğim. Ben yazarım çünkü SiZler benim yazdıklarımı okuyorsunuz. Siz de yazarsınız çünkü SiZler sizin yazdıklarını okuyor.

Bir işi bilmenin en önemli ve vazgeçilmez şartıysa " o işe gönül vermektir ". İyi verilen bir gönül, bilmenin yüzde yetmiş beşini halleder. İlk yüzde yirmi beşi ovaları, ikinci yüzde yirmi beşi ovaların arkasından şaka gibi gelen dağları, üçüncü yüzde yirmi beşi artık deney kazanmış sürüşüyle virajları, gönül su gibi geçip bitirir.  Yüzde beşini de şansa bırakalım. Geriye yüzde yirmi kalır. Alın teri bu yüzde yirmiyi halleder. İşte o ilk yetmiş beş, size " ben yazarım " ı, işte o dedirtir!

Bu nüansı da vurgulayarak, değerli yazısı için Mustafa beye teşekkür ederiz.

Ben kuvvetle inanıyorum ki Tanrı sağlık verdikçe www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü, ulusal ve uluslar arası çok değerli yazarlar yetiştirecektir.

Yeter ki SiZler yazın.. Hiç belli olmaz, bir gün bir şeyi resmedersiniz, sizi de resmederler.

Çoktan yazar olmanıza rağmen...

          

          

 

           Esinle kalın,                                                                          

               

           Seçkin Kemal ERDEM, Edebiyat Atölyesi Geçici Yönetmeni

             ilgili link: ELMAS,  Kibele                                                                  diğer bir eay' den için          

                       

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt