www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

DENEME sokağı

Telif Hakkı Sahibi: Hüseyin Murat AÇIŞ

DUYMAK

Bir kediyle karşılaştığımda ondan en nefret ettiğim an; bana ilk kez armağan edilen güvercinimi yemiş, tüyleri üzerinde yalanan kediyi gördüğüm anı hatırlattığı andır.  

Her kuş önemlidir. O kuş da önemliydi. O güvercin, benim o yaşımda, o duygulara yol veren eylemsel davranışım sonucu o kuşla yaşamaya çalışmak ve onu anlamaya uğraşmaktan dolayı, belki de çok anlamlıydı...  

“ Ne! Neden onu yedin? Başka yiyecek bir şey bulamadın mı? Belki de bulamadın ama mutlaka o kuşu mu yemeliydin, seni zavallı, aşağılık mahlûk! ” 

Bunun gibi bir sürü şey çok kısa bir zamanda aklımdan. Bir an içinde öfkem – ki elimden ekmeğimi alsalar bile uysalımdır - doruğa yükseldi. Bekledim. Durdum. Çok az bir zaman baktım. Öfkem hâlâ tavanda asılıydı. Zehir gibiydim. Çok çabuk karar verdim. Kedinin ziyafet sonrası sakinliğinden yararlanmam gerekiyordu. Güzel güvercinimi nasılsa kendi cennetine yollamıştı. Ben de onu, ‘ Kediler Cehennemi ’ ne mi yollamalıydım? 

Hayır, katil olamazdım tabii; istemedim de bunu belki. Tabiatındandır kedinin anlayışsızlığı. Bir canı yemiş, karnını doyurmuş. “ Böyle de bakılır ” diye geçti inanın aklımdan. 

 “ Niye güvercin? Hadi güvercin, niye benimki? Hadi benimkini yedin diyelim, niçin tüylerini yoldun? Bir de üstüne neden yalanıyorsun? Kaçıp gitsene! Acımla yalnız bıraksana beni!.. E, ben seni orda görürsem, ne yapmak gelir aklıma? Ne yapmak? Sevgili kedi, lütfen bana kızma!  Keyifle yalanırken, hatta beni gözünün kenarıyla fark edip yalanmanı sakince sürdürürken eğildiğimi de gördün! Hâlâ niye kaçmıyorsun be yaratık! Görmüyor musun ne hâle gelmişim? Ne yapayım şimdi? Bulabildiğim en iri taşı bir an evvel yumuşakça yerden almaktan başka? Belinin ortasında taşın verdiği acıyı sağlamca hissettiğini biliyorum. Kendi etrafında takla attığını gördüm. Sonra hızla kaçmaya çalıştığını, biraz sonra durduğunu. Etrafa şöylece bakıp bir yerlerini yalayarak iyileştirebilir misin bakmak istedin belki? Senden daha hızlı değilsem de daha acılıydım. Sabırlı ve hesabını bilen. Bahçeden, mahalledeki arsaya kaçmıştın; bitti sandın. Oysa bitmedi! İkinci taşı tam sırtına indirmiştim. Bana çok mu kızdın? Üzgünüm…  

Bana inan, gerçekten hâlâ çok üzgünüm! 

Hata mı yapmıştım? Onun yüzünden bile olsa yanlış mıydı? Hani nasılsa ölmüş olan bir hayvan yüzünden bir başka hayvana, zarar vermek, onu da incitmek? Hesaplaştım kendimle. Beynimde bu konuya dair yüzlerce kapı açılmadı. Birkaç tane yalnızca; o da bana hak verir türden. Her nasıl oluyorsa madem o aç kedi haklıydı diyelim; güvercinimi yedi, ben ondan daha üstünmüş gibi görünsem de benzer kökteniz; ben de kızgındım. Hem de çok...

O anı düşlediğimde basit bir eylem gibiydi o taşı atmam fakat yaşamı, algıları, kararları, nedensel eylemi sorgulamak gibi bende farklı uyanmaları doğurdu. O kedi - ki güvercin artık kedi olmuştu - ikisi birlikte beni, yaşam anlayışıma açılan kapılardan birilerine yöneltti. Artık bir canlıya eskisi kadar sıcaklık hissediyorsam da, kendi canlılığımın da farkına varmıştım. Kendi hatamın, hata denen şeyin, ‘ göreli ’ oluşunun... 

Sonra affettim elbette kendimi. O kedi kendiliğinden veya başka nedenle öleli çok olmuştur ama büyürken hata payını azaltabilmek için ‘ olmak gerekir ’ . Belki de insan yaşadıkça bunu bir kez daha kavrıyor… 

" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 179. haftanın 25.02.2008 / 02.03.2008  konusu: DUYMAK

 

: Hüseyin Murat AÇIŞ,  Ankara, 26 Şubat 2008, 05:43                                                      diğer bir deneme için

                            

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt