DENEME sokağı
Telif Hakkı Sahibi: Tuna BAŞAR
Şiir Üzerine Kısa Bir Yazı
|
Şiire her zaman edebiyatın “ kutsal ” bir alt dalı olarak baktım. Şiirin yeniyi bulma çabası olduğunu bildiğim için şiir yazmanın öykü ve deneme yazmaktan çok daha zor olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de şiir yazmayı pek deneyememişimdir. Yazdığım bir iki şiirsel karalamayı da şiir olarak görmediğimden hiç kimsenin okuyamayacağı bir şekilde kendime saklarım. Aslında şiir yazmak bana göre, doğuştan gelen bir yetenektir. Ama, sadece yetenek gerçek anlamda şiir yazmak için yeterli değildir. Şiir, yeniyi bulma çabası olduğundan gerçek şiiri elde edebilmek için şiire emeği geçmiş büyük şairleri çok iyi tanımak, günümüzün genç ve özgün şairlerini yakından takip etmek ve şiir üzerine olabildiğince araştırma yapmak gerekir. Şiir konusunda bu birikimi yetenekle birleştiren insanlar gerçek anlamda şiir yazmayı başarıyorlar. Şiir yazdığını söyleyen insanlarda en çok bu birikimi merak ediyorum ve karşıma çıkan insanlara bir iki şair ismi sayıyorum. Bu şairler hakkındaki görüşlerini öğrenmek istiyorum ama genelde aldığım yanıtlar beni çok şaşırtıyor. Bu ülkede Özdemir Asaf’ tan, Edip Cansever’ den, Oktay Rifat’ tan, İlhan Berk’ ten, Ece Ayhan’ dan, Hilmi Yavuz’ dan, Enis Batur’ dan, Gülten Akın’ dan, küçük İskender’ den habersiz olup şiir yazdığını iddia eden insanlar yaşıyor. Hatta Nâzım Hikmet’ in, Orhan Veli’ nin, Necip Fazıl’ ın, Attila İlhan’ ın, Can Yücel’ in, Cemal Süreya’ nın bütün şiirlerini okumamış ve şiir yazdığını söyleyen insanlar karşısında şaşkınlığımı gizleyemiyorum ve “ Bu şairleri tanımadan, bırakın tanımayı ezbere bilmeden, yeniyi nasıl yaratabilirsiniz ki! ” diye söylenmeden edemiyorum. Aslında Türkçe şiir yazmak için en ideal dil. Şiirin en önemli özelliği olan soyutlama ve imgesel anlatım için çok uygun. Bu nedenle Türkçe, şiirde yeniyi yaratma açısından büyük bir şans ama buna rağmen Türkçe’ nin dünya şiirine yön vermeyi başarmış tek şairi var: Nâzım Hikmet. Nâzım dışında dünya şiirini yönlendirecek bir şair daha çıkaramamışız. Bunun nedeni, birikimi önemsememek ve yerellikle yetinmeyi kabullenmektir. Belki de ben bu nedenle Enis Batur’ u ve küçük İskender’ i çok seviyorum. Şiir birikimlerini yetenekleriyle birleştirmeyi başarıp, özgün olarak yerellikten uzak durmaya çalıştıkları için… Belki de bu yüzden şiire el atamıyorum. Yeniyi yakalama zorluğunun farkındayım. Sadece bu zorluğun farkında olmamalıyım ki şiir hep edebiyatta azınlık olarak kalmış.
Tuna Başar
urduk yerde bir şarkı mırıldanmaya başlıyorum. Bilinçsiz bir şekilde... Yavaş yavaş sesimi yükseltiyorum ve şarkının sözlerini bilinçli bir şekilde söylemeye devam ettiğimi fark ediyorum. Gökyüzündeki yıldızlardan bahsediyor şarkı... Sitem dolu... Gökyüzündeki yıldızlardan daha yalnız olmak... Gözümün önüne bir kadın geliyor. Kızıl saçlı, güven uyandıran bakışlara sahip bir kadın... " Yok, " diyorum, " bu şarkıyı bu kadından değil, başka birinden duydum! " Hafızamı zorluyorum. Aykırı bir erkek ses sanatçısı geliyor gözlerimin önüne. " Evet, " diyorum, " işte bu sanatçı söylüyor. " Döneminin en aykırı kişiliklerinden biri... Sırf aykırılığı yüzünden hâlâ ( ölümünden sonra bile ) eleştiriliyor, sırf aykırı olduğu için ( sanatına bakılmaksızın ) sevilmiyor. Dudaklarımın arasından şarkı sözleri çıkmaya devam ediyor. Ancak aykırı bir kişilik bu şarkıyı söyleyebilir! Yalnızlığın hüznünü ruhumda hissediyorum. Şarkıyı tekrar tekrar söylerken, yalnızlığı hatırlatan yazarlar, şarkıcılar, şairler geçiyor aklımdan. Bir film sahnesinden, bir kitaba giriyorum, bir şiirden çıkıp, bir öyküde buluyorum kendimi. Olaylar, yerler, kişiler değişiyor, fakat hissettiklerim değişmiyor. Dudaklarım hâlâ şarkıyı mırıldanıyor, fakat tek farkla; artık göz yaşlarım da dudaklarımın açılıp kapanmasına göre yön değiştirerek, hislerimi daha da derinleştiriyor. Kim demişti, ben ne zaman yalnız kaldığımı bilmiyorum, her zaman yalnızdım onu biliyorum, diye. Kalabalıklar etrafında yalnızlığını unutan şair kimdi; Murathan Mungan mı? Yalnızlığın Senfonisini kim yazmıştı? Bir anda Oğuz Atay'ın bir öyküsünde buluyorum kendimi. Korkuyu beklerken yalnızlığım derinleşiyor. Lars von Trier' in bir filmine giriyorum. Korkuyu beklemeyi bırakıp, her dakika korkuyla yaşamaya başlıyorum. Ve tabii yalnızlık hep içimde... Bir filmden, bir kitaptan, bir şarkıdan çıkıp normal hayatıma dönemiyorum çünkü normal hayatımı bunların içinde buluyorum. Tek fark; bunlar sayesinde normal yaşantımın acısını daha da derinden hissediyorum. Yavaş yavaş sesim kısılıyor. Gözyaşlarım izlediği yollarda kuruyor. Ağzıma tuzlu bir tat bırakıyor bu şarkı. Tekrar söylemeye cesaret edemiyorum...
Yazıda Adı Geçenler Mırıldandığım Şarkı : Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar (Beste : Teoman Alpay Güfte : Hikmet Münir Ebcioğlu Makam : Nihavent ) Kızıl Saçlı, Güven Uyandıran Bakışlara Sahip Kadın : Candan Erçetin Aykırı Erkek Ses Sanatçısı : Zeki Müren “ Ben ne zaman yalnız kaldığımı bilmiyorum, her zaman yalnızdım onu biliyorum! ” diyen ve kalabalıklar etrafında yalnızlığını unutan şair : Murathan Mungan Yalnızlığın Senfonisini Yazan Kişi : Sezen Aksu Oğuz Atay’ın Öyküsü : Korkuyu Beklerken Lars von Trier’in Filmi : Dogville |
" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 104. haftanın 18.09.2006 / 24.09.2006 konusu: İKİNCİ YIL ŞEREFİNE KONU SERBEST
:
Tuna
BAŞAR,
050806 / 0416